‘Yol ayrımında’ beklerken
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Yol ayrımında’ beklerken

02.11.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Yeniden” seçimlerden bir gün önce, bu yazıyı yazarken Avrupa, ABD, Ortadoğu medyasında “Türkiye’nin bir yol ayrımında” olduğuna ilişkin bir konsensüs vardı. Ya AKP’nin ilk döneminde sahip olduğu, kapsayıcı, demokratik- liberal-Müslüman kimliğine, adeta “asrı saadet” dönemine dönülecek ya da Putin, Mübarek yönetimlerine benzeyen otokratik bir rejim kurulacak.

Evet ama yanlış
Türkiye’nin “yol ayrımında” olduğu doğru. Ancak AKP’nin, “asrı saadet” dönemine dönmek en azından iki nedenle olanaksız bir fantezi (aklıma aldatılmışların umutları, Gül’e yapılan yatırımlar, Arınç’ın “gizemli” açıklamaları geliyor): Birincisi, AKP döneminde, özellikle de son 7-8 yılda Türkiye toplumunda, Siyasal İslamı iktidara taşıyan “blokun” kompozisyonunda, devletin yapısını da etkileyen, önemli kültürel, ekonomik, siyasi, dönüşümler oldu. İkincisi, AKP’nin “yanıltıldık” dedirten uygulamalarının kurumsal, kültürel zemini bu “özlenen” dönemdeki dönüşümlerle inşa edildi. Bu anlamda bozulmamış, farklı, dönülebilecek, bir ilk dönem zaten yok.
Yol ayrımı, herkesi susturmayı, devleti, partiyle başkanın kimliğinde, dinci bir mutabakat üzerinde “bir”leştirmeyi amaçlayan, giderek daha çok fiziki ve simgesel şiddete dayanan bir iktidarla, demokratik, laik, kapsayıcı, çoksesli, barışçı, rızaya dayanan bir seçenek arasında.
Seçim sonuçları ne olursa olsun, eğer bir şok, “durumun şekillenmesini” bozmazsa, Türkiye’nin bu “yol ayrımında” daha bir süre beklemek durumunda kalacağını düşünüyorum. Çünkü siyasi partiler yelpazesinde güçlerin bu “durumdaki” dağılımı, bu yol ayrımından uzaklaşmaya izin verecek gibi görünmüyor.

Yol ayrımı yeni değil...
Aslında Türkiye’yi böyle bir yol ayrımına getirecek olan dönüşümlerin akışı, AKP iktidarının ikinci döneminde artık iyice belirginleşmişti. Bu “akışı” başından bu yana hemen her fırsatta anlatmaya çalışmış olduğum için şimdi tarihi geriye doğru yeniden yazmak durumunda kalmadan söyleyebiliyorum. Bu akışın “ırmağı” ilk kez Gezi “Olayı” ile yüzeye çıktı. AKP liderliğinin ve devletin Gezi Direnişi’ne saldırmasıyla patlak veren “Olay”dan sonra bu makas, 17 Aralık yolsuzluk iddialarının, liberal ekonominin temel kurallarını yok sayarak sermayenin kimi kesimlerini, hatta mülkiyet hakkını hedef alan uygulamaların da katkısıyla sürekli açıldı, haziran genel seçimlerinin sonuçlarının katalizörlüğünde oluşan yeni “durum” içinde artık bir karar anına gelindiği toplumun da bilincine çıktı.
Ne ki haziran seçimlerinin sonuçlarının katalizörlüğünde oluşan “yeni durum” devletin baskısının, Suruç katliamı, Kürt bölgelerinde aniden, yoğunlaşan çatışmalar, Ankara katliamı fiziki şiddetin, AKP liderliğinin bunlara tepkileri de simgesel şiddetin düzeyinin “yol ayrımı noktasında” artık bir karar anını zorlayan bir düzeye yükseldiğini gösteriyordu.
Bu karar kolay şekillenecek gibi görünmüyor. Eğer beklenmedik bir gelişme ile AKP tek başına hükümet kuracak kadar oyu almışsa, bu durumla, AKP liderliğinin projelerini dayatma çabalarıyla, toplumdaki beklentiler arasındaki uçurumu aşmak, “bir normalleşme” yaratmak mümkün olmayacak. Yok eğer, hazirandakine benzer bir sonuç ortaya çıkarsa, bu kez ülke, AKP liderliğinin, Erdoğan’ın beklentileriyle seçim sonuçları arasındaki uçurumla karşı karşıya kalacak.
Bu tıkanıklık nasıl aşılabilir? AKP ile kurulacak bir koalisyon hükümetinin, MİT, Güvenlik, Basın yasalarını, Cumhurbaşkanı’nın konumunu, yolsuzluk iddialarını gündemine alamadığı takdirde, bu koalisyonun ortağını da yıpratarak, ülkeyi daha derin bir krize doğru itmesi kaçınılmaz. Kısacası, bu aşamada bu soruya, “AKP dışında HDP’yi de içeren bir hükümetle olabilir” fantezisi dışında bir cevap üretemiyorum. Çünkü bir mucize olur da AKP dışında böyle hükümet kurulursa, bunun MİT, Güvenlik, Basın yasalarını, Cumhurbaşkanı’nın konumunu, yolsuzluk iddialarını gündemine almaya, Kürt sorununda barışa doğru adım atmaya kalkıştığında, nelere çarpabileceğini, ne gibi gelişmeleri olasılıklar yelpazesi içine çekeceğini düşünebiliyorum...  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026