III . aşama korkuları
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

III . aşama korkuları

26.11.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya ekonomisinin, yükselen piyasa ekonomilerine odaklanmış bir III. aşamaya girdiğine ilişkin tartışmalar piyasalarda yeni bir “mali sarsıntı” olasılığının güçlenmekte olduğuna ilişkin kaygıları artırıyor.

‘BRICS’ bitti...
Bu III. aşama savı, “uzun durgunluk” devam ederken, bu yıl yoğunlaşan tartışmalarda ortaya çıkmıştı. Genelde iyimserliği ile bilinen The Economist’in de katıldığı bu III. Aşamanın zamanlaması şöyle: On yıl önce ABD’de konut piyasasında patlayan spekülasyon balonu, Lehman Brothers’in batması, kredi piyasalarının çökmesi I. Aşamayı başlattı. Sekiz yıl önce, borç krizi Avrupa bankalarına sıçradı, sonra hızla devletin mali krizine dönüşerek II. Aşamayı başlattı.
Şimdi emtia fiyatları ve talep gerilerken yükselen piyasa ekonomilerinde ve Çin’de ekonomik büyüme belirgin biçimde hız keserken, borçlar, özellikle özel sektör borçları artmaya devam ederken varlık piyasalarının canlılığını korumakta olması bu kez yükselen piyasalara odaklı bir mali kriz olasılığını gündeme getiren bir III. Dönemin başladığını düşündürüyor. Bu “yeni dönem”i de sanırım en iyi Goldman Sachs’ın eylül ayında BRICS fonunu kapatmak için başvurmuş olduğunun ortaya çıkması (Bloomberg, 08/11/2015) simgeledi.
BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) kavramını 2001 yılında, dünya ekonomisinin yeni motoru oldukları savıyla Goldman Sachs ortaya atmıştı.
Aslında, son mali krizin, “uzun durgunluğun” başlama tarihini, 2000-2001 yılındaki borsa çöküşlerine, o zaman elektronik, telekomünikasyon, fiber optik, otomotiv gibi lider sektörlerde ağırlığı hissedilen kapasite, üretim fazlası sorunu ile 1929 depresyonunu anımsatan resesyona kadar geri çekebiliriz. Ancak bu resesyon, mali kriz, tarihte benzeri görülmemiş bir mali genişleme ile bastırıldığı, daha büyük bir krize yol açma olasılığı göze alınarak ertelendiği için bugün hatırlanmıyor. Bu mali genişleme o zaman mali krizi erteledi, depresyonu savuşturdu ama “genişleme silahının” etkisini de tüketti.

‘Yarın’ gelince
BRICS bu dönemde potansiyel yatırım alanları olarak önem kazandı. Bu 2001 sonrası genişleme beklendiği gibi, çok daha sert bir mali krize yol açtı. Kredi piyasaları çökerken BRICS’in, büyümeye devam ederek, merkez ülkelerdeki ekonomik yavaşlamanın dünya ekonomisine getirdiği yükü omuzlayacakları varsayıldı. Merkezden BRICS ve diğer yükselen piyasalara kaçan mali sermayenin büyüme etkisi bu “omuzlama” senaryosunu destekledi. Bu sırada BRICS, diğer gelişmekte olan ülkelerde, dengesizliklerin birikmekte, özel sektörün dış borçlarının artmakta olduğunu pek kimse konuşmak istemedi:
Su akarken kabı dolduralım yarın Allah kerim...
Yoğunlaşan tartışmalar “yarın”ın tüm hışmıyla, hem de, yine 2001 mali krizinde olduğu gibi çok sert jeopolitik sarsıntılarla birlikte geldiğini gösteriyor. Ancak bu kez mali genişleme silahı etkisini yitirmişti. Gerçekten de, trilyon dolarlık mali destekler, “niceliksel genişleme”, durgunluğa çare olamadı. ABD merkez bankasının faizleri, kademeli olarak da olsa arttırmak üzere olduğunu göz önüne alınca, yükselen piyasaların ülkelerinin bu kez bir mali daralmanın şokunu yaşamak zorunda kalacakları söylenebilir.
Bu koşullarda The Economist’in gözlemlerinden yararlanarak üç tür ülke grubu tanımlanabilir. Birinci grupta, Rusya, Arjantin gibi ülkeler var. Bunlar sarsıntının büyüğünü arkada bıraktıkları, paralarının değerini yeni döneme göre ayarladıkları için sarsıntıdan fazla etkilenmeyebilirler. Ekonomisi iyi konumda olan Hindistan da bu grupta. İkinci grupta, Güney Kore, Singapur, Çin gibi ülkeler var. Bunlar, döviz rezervleri, dış ticaret fazlaları, kurumsal yapılar güçlü olduğundan “bir kalp krizi geçirmekten ziyade, uzun dönemli bir ağırlık hissedecekler”. Üçüncü ve en riskli grupta, Brezilya ve Türkiye gibi, zora düşen işletmeleri, bankaları kurtaracak fonlardan yoksun, dış dengeleri ve kurumsal yapıları zayıf ülkeler var. Cari açık, yüksek enflasyon, özel sektörün dış kaynaklı borçlarının yükü, parası değer kaybettikçe artan, iç ve dış siyaseti kırılganlaşmaya devam eden, Türkiye özellikle riskli...  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026