Köşe Yazısı

A+ A-

Diktatörlük yolu da dikensiz gül bahçesi değil

Paylaş
instela'da paylaş
28 Şubat 2016 Pazar

Can Dündar ve Erdem Gül özgürlüklerine kavuştu. Haberlerin - yorumların - kararların - tepkilerin artık ışık hızıyla dolaştığı, bir konunun günde beş kez eskitildiği veya yenilendiği bir dünyada ağır haksızlık, adaletsizlik öyle uzun süremez.
Hele hele basın özgürlüğü gibi bir alanda...
Hele hele Avrupa’nın dibinde yaşayan, evrensel hukuk, insan hak ve özgürlükleri ile kopmaz anayasal ve yasal hukuki bağlantılar içine girmiş Türkiye gibi bir ülkede...
Bunun hesabını vereceksiniz..” diye adeta emir ve talimatla yargı mekanizmasını harekete geçiren totaliter düşüncelerin uzun süre dünyada, toplumda ve adalet sisteminde karşılık bulması zordur.

Sınırlarını bileceksin
Tamam, ülkenin anayasa varmış gibi yaşandığı, davranıldığı, yönetildiği açık.
Tamam, yasaların, tepe siyasetin cenderesinde ezilip büzüldüğü, nefes alamadığı; yasaların gerçeklerde bir karşılığı varmış gibi uygulandığı da açık ve seçik.
Fakat keyfiliğin ve otoritarizmin kaynağının sınırları var. Bir yerde durmak zorunda kalıyor. Hep kalacak!
Keyfi politikacının günlük etki alanının epey dışında kalarak uzun dönemli görevini sürdürmenin güvencesiyle hareket edebilen Anayasa Mahkemesi’nin kararı buna bir örnek. Mutlaklık isteyen otoritenin çarptığı duvar.
Basın hürdür sansür edilemez diyeceksiniz. Ama basın özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmak için elinizden geleni ardınıza koymayacaksınız. Bir bir yalan söylemeyi marifet sayacaksınız. Hukuksuzluk yaparken suçüstü yakalanacaksınız, bunun haberini yapanları vay casuslar diye karalayıp içeri attıracaksınız.
Ve dünyaya rezil olacaksınız...

Dünyaya rezil olmanın anlamı
Önceleri “dünyaya rezil oluyoruz” lafı bana dokunurdu. Yahu bırak dünyaya rezil olmayı, biz kendimize rezil oluyoruz; hayatımıza, çoluk çocuğumuza, çevremize, geleceğe, insanımıza, biz bize rezil oluyoruz..” derdim.
Ama sonra şunu fark ettim. 2014’te kaç yurttaşımız yurtdışına çıktı biliyor musunuz: 8 milyon 363 bin 966 kişi! Nüfusun onda biri!
Bunlar Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyor. Dışarıda üzerlerinde gezinen küçümseyici gözlerin altında nasıl ezildiklerini, TC yurttaşı olmayı bile sakladıklarını düşünün...
Özetle: Diktatörlükte yol almak isteyenler dahil, hiçbir şey sınırsız değildir! Bu bize demokrasi, özgürlükler umudunun her zaman varlığını gösteriyor.

Balyoz dönemi ile kıyaslama
Peki, Can ve Erdem 3 ayda çıktılar, davayı çökerten bir kararla hem de. Ama Odatv, Balyoz, Ergenekon ve benzeri davalar neden 3 yıl - 5 yıl sürdü? Orada da ileri sürülen delillerin sahte ve uydurulmuş olduğunun çok erken anlaşılmış olmasına rağmen?
Yanıt deneyeceğim: Dünyanın etkili kamuoyu, o sırada iktidarın da tam yanında ve arkasındaydı. O anlı şanlı Amerika’sı dahil.
Ordunun defterini mi dürmek istiyorsun? Dür, tam arkandayım, delil melil boş ver, yürü!
Cemaat-AKP iktidarına muhalefetin defterini mi dürmek istiyorsun, tam arkandayım, yeter ki sen mutlak iktidarın kur.
O zaman sıkı ilişkide bulunduğumuz dünyanın etkin çevreleri, Atatürk Cumhuriyeti dönemini de yıkmak istiyorlardı. Aman neler neler!
Şimdi işler değişti. İktidarın arkasında kimse kalmadı.
Böylece hakikatler çıplak ortada kaldılar. Üzerlerinin bir şalla örtülmesine yardımcı bir dünya gücü yok.
İktidar bugün elindeki adalet oyuncağı ile yalnız ve çıplak.
Taaa uzaydan bile görünür oldular: Aaaa bak nasıl vicdansızlık, adaletsizlik, hukuksuzluk yapıyor bunlar!

Hepsi çıplak ortada
İktidarın yazar çizer trolleri utanmadan Anayasa Mahkemesi’ne saldırıyor.
Gazetecilik görevini yapanları casusluk ve vatana ihanetle suçlamaya varacak kadar arsızlık, uşaklık ve utanmazlık, kendi gazeteciliğine ihanet kol geziyor.
Kendine, mesleğine saygı sıfır!
Erdem ve Can’a geçmiş olsun, gerçekten özgürlükleri ile Beştepe’ye doğum gününde bir hediye verdiler.
Hiç istenmeyen, arzu edilmeyen bir hediye!

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Can Dündar