Sorulara bakın önce?
Kılıçdaroğlu’nun konuşması doğrusu içler acısıydı. Doğrusu ilk merak ettiğim ve okuduğum konuşmaydı. Söyleyecek nesi vardı? İktidara iki laf edecek miydi? Bağımsız ortadan konuşabilecek miydi? İBB davalarında hiç olmazsa suskunluğunu biraz bozabilecek ve bir orta yoldan haksızlıklara minik bir pencere açabilecek miydi? Milletin son 4 yıldır çektiği ekonomik azaba tek laf edebilecek miydi? Emeklilere bir mesaj verebilecek iktidara ne yapıyorsun diyebilecek miydi? Asgari ücretin komikliği sinirine dokunacak mıydı? Ortalığı kasıp kavuran zam ve pahalılık benim de belimi büküyor diyebilecek ve milletle empati yapabilecek miydi?
CHP’ye yönelik mutlak butlanın partiyi bölmemesi ve yine hep birlikte beraber olacaklarını kendisinin geçici olarak başkan olduğunu bu birleşmenin önünü açacağını söyleyebileceği gibi bir uzak hayal olabilir miydi?
Daha bir dizi soru...
BUNLARIN HİÇBİRİ OLMADI
Biliyorum diyeceksiniz ki sen de amma düş kurmuşsun...
Tabii ki bunların hiçbirinin olmayacağını biliyordum. Yoksa suskunluk ve bekleyiş içinde geçirdiği 2.5 yıl boyunca, en azından milletin ağır sıkıntısı üzerine bir çift laf eder, mırmırlanır, bu ülkenin ve milletin bir parçası olduğu konusunda bir kımıltı gösterirdi.
Peki neden yapmadı? Bu 2.5 yıllık süreçteki tavrı, mutlak butlan için büyük bir sabırla bekleyiş içinde olduğunun da en büyük kanıtıydı.
Ayol, 2.5 yılda insan taş olsa çatlardı!
RTE’NİN ORTAĞI
Çünkü, iktidarla, başsavcılıkla bir ittifak içinde, CHP’nin parçalanması ve büyük bir kin biriktirdiği Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının haksız ve hukuksuz saldırıların bir sonuç vermesini bekliyordu.
CHP’nin parçalanmasının pususuna yatmıştı. Umurunda değildi hiçbir şey, mutlak butlan dışında.
İktidara iki çift laf etmesinin ve yönetimin şimşeklerini üzerine çekmenin hiç de zamanı değildi.
Büyük bir suskunluk içindeki geçen süre, iktidarın tam destekçiliğinin aynası gibiydi.
YALAN ÜZERİNE YALAN
Peki ne dedi?
Hiç beklemediğin bir vurgusu, FETÖ’cülerin gizli olarak partiye sızmasını anlayamadığım için özür dilerim demesiydi.
Bunu neden gündeme getirdi? Evet yapılan ufak tefek eleştiriler yok değildi.
Ama bu konuyu bu şekilde gündeme getirmesiyle, ummadığı bir karşı atağa yol açtı ve yalanları sergilendi.
Fetö henüz iktidarın güçlü bir bileşeni ve ülkeyi iş dünyasından medyaya ve kadar kasıp kavururken, dahası RTE’ye bile savaş açmışken, sahip olduğu büyük ekonomik gücüyle pek çok kanaat önderi geçinen zibidileri satın alırken, Emniyet ve yargıdaki büyük güçleriyle herkese boyun eğdirmeye çalışırken, FETÖ’ye yanaşacak, Zaman gazetesini ziyaret edecek, kendisine danışman ve parti meclisine oradan adam devşirecek (Işık Kansu’nun son iki yazısını okuyun lütfen, tam bir liste...) ve FETÖ ile ittifaka bilinçli olarak girişirken...
Farkında olmadan partiye sızdılar diye yalandan özür dileyeceksin...
Bir siyasi öngörüsü olabilseydi, bu konuya zerre girmezdi.
PEKİ YA İDDİANAME
Bir zamanların büyük “adalet yürüyüşçüsü”, “hak hukuk”çusu, başsavcılığın İBB iddialarının üstelik lime lime parçalandığı, iftiranamelerin geri çekildiği, haksızlık ve hukuksuzlukların ayyuka çıktığı Silivri davasında tutuklular için “Hepsini temizleyeceğim, partiyi bunlardan arındıracağım” demesi, çüşünüz, bu kadar da olmaz dedirtecek bir aymazlık örneğiydi (gaflet ve duyarsızlık).
Ama bunun güçlü bir nedeni vardı: İktidarla yeni politik işbirliği!
Yani onlara diyordu ki “Silivri’nin ve Özgür Özel’in defterini birlikte düreceğiz!!”
Merakla okuduğum konuşması, doğru umduklarımı ve beklentilerimi öyle bir aştı ki doğrusu bu kadarını beklemiyordum.
Karşımda yeni ittifakın ve partiyi (seçmeni değil) parçalamanın ve seçilmişleri tasfiye etmenin dağ gibi bir kararlılık abidesi duruyordu.
Yanındaki milletvekillerinden pek çoğunun geri çekileceği beklentisi içindeyim.
Geri kalanlar da “kararlılık abidesinin dayanakları” olarak varlıklarını sürdürürler.