Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar Ve Görüşler

Seyahat özgürlüğü

Paylaş
instela'da paylaş
26 Mart 2016 Cumartesi

Türkiye ve AB’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti olarak adlandırılan diyalog, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse vizesiz Avrupa seyahatlerinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor.[Haber görseli]

Ancak bütün bu kriterler konuşulurken, Türkiye’de vatandaşların önünde temel bir engel oluşturan bir kriter hep atlandı. Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri buna “73. Kriter: Seyahat Özgürlüğü Engellerini Kaldırmak...” diyoruz. Temelde kaldırılması için uğraş verdiğimiz büyük bir seyahat özgürlüğü engeli AB vizesi dışında, Türkiye ve AB tarafından görüşmelerde göz ardı edilen Türkiye’nin kendi vatandaşlarına koyduğu “vizeler” var. “Seyahat Özgürlüğü”, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de anayasamızın 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ancak uygulamada, ülkemizde temel haklar kategorisinde bile kabul edilmiyor. Kamu otoritesinin istediği zaman keyfi bir biçimde sınırlama getirebildiği, elinizden alabildiği hatta yok sayabildiği bir “hak” niteliğinde.

Eşitsizlikler...
Ülke içinde örneğin bir kente ulaşım, kente girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkacağınız dahil kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Öğrenciler ve yurtdışındaki yurttaşlarımız için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün yaygınlaşmasına değil, aslında daha da büyük eşitsizliklere ve haksızlıklara yol açtı.

En pahalı pasaport
Artık Harçlar Kanunu’nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. fıkrasına eklenen “Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar” bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler. Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportunu kullanıyoruz. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 Avro düzeyinde 10 yıllık çipli bir pasaport. Türkiye’de 620,6 lira. (yaklaşık 200 Avro) Bunun 87,5 lirası defter parası, geri kalanı harç. Pasaport bir “değerli kâğıt” olduğu için, harçlar yasasına tabi ve her yıl “yeniden değerleme” oranında “otomatik zam” geliyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, T.C. pasaportu. Peki çözülmesi gereken 73. kriter, “seyahat özgürlüğü”nün önündeki engeller neler?
-Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6-7 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi aynı 5 yıllık pasaporta 621 lira ödemeyi sürdürecek.
-Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
-Yurtdışında yaşayan bir vatandaş 100 Avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurtiçindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 Avro ödemek zorunda kalıyorlar.
-Devlet daha 5 yıl önce yenilediği ve çipli, çok güvenli dediği pasaportları şimdi AB kriterlerinde güvenli değil diye tekrar yeniliyor. Üstelik parasını ödediğiniz pasaportların parasını yine bizden alarak.

Sorular...
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak soruyoruz: Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıkladı. Devlet yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için nasıl bu kadar fahiş bir ücret belirleyip, onlara “yurttaş” değil adeta “müşteri” muamelesi yapabiliyor? Vatandaşları arasında yeşil- bordo pasaport ayrımı yapan (Bütün dünya ülkelerinde 3 çeşit Türkiye’de 4 çeşit pasaport var), çocuklara 5 yıllık pasaportu 10 yıllık fiyatına satan, yurtdışı çıkış harcı alan devlet, bunca eşitsizlik ve ayrımcılık yetmiyormuş gibi, şimdi de “yeni haklar sağlıyorum” diyerek, yurtdışında yaşayanlar- yaşamayanlar, öğrenci olanlar-olmayanlar ayrımcılığı yapıyor ve parasını ödediğimiz pasaportu yeniden bize satarak neyi hedefliyor?
T.C. pasaportu yurttaşlarımızın uluslararası kimlik belgesi, nüfus cüzdanıdır. Asgari ücretin 1.300 lira olduğu bir ülkede 620,6 liraya pasaport “satılamaz”. Devlet yurttaşları arasında “ayrımcılık” yapamaz, anayasanın “kanun önünde eşitlik ilkesi”ni yok sayamaz. AB vize muafiyeti için sadece 72 kriter değil, 73. kriter de yerine getirilerek vatandaşlarımızın önündeki seyahat özgürlüğü engelleri kaldırılmazsa, bu muafiyet gerçekleşirse, sadece küçük bir azınlığa hizmet edecektir.ü

 

O. Suat Özçe lebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sözcüsü

 

-

 

Çocuklar için üç küçük adım

Çocukların babalarının, annelerinin sırtında daha iyi bir gelecek umuduyla bir bilinmeze yürüdükleri günümüz dünyası... Dalgaların çaresizliklerini kıyıya taşıdığı minik el ve ayaklar, yitik umutlar... Yani neredesin “büyük insanlık!”[Haber görseli]

Kanayan vicdanların mesaj patlaması sosyal medyada ve unutuş... Magazin kalabalığına boğulan geceler kirli bir battaniye gibi örtüp karartıyor bellekleri. Evet, “doğan her çocuk, Tanrı’nın insanlardan umudunu kesmediğini gösterir.” Tagor’un dediği gibi, ya ölen her çocuk? Her şeye rağmen umudu yazmalıyız. Ancak umudu umut yapan, “olmazsa olmazlarının” gerçekleşme olasılığıdır. Okullar devam ederken, okul ergonomisinden, okul çevre sağlığına kısacası tüm okul sağlığı sorunlarına değinme zorunluluğu var hâlâ. Okul sağlığı hizmetleri eğitim, tıp ve diğer meslek üyelerinin katkılarıyla çocukların ve bazen çocuklarla birlikte ailelerin sağlık ve iyilik durumlarının geliştirilmesine yönelik uygulamaların tümüdür.

Okul sağlığı
Okul sağlığı, okul çağındaki çocukların karşılaşabilecekleri hastalık, sakatlık ve bağımlılık durumlarının erken belirlenmesi, düzeltilmesi, önlenmesi ya da iyileştirilmesine yönelik temel uygulamaları kapsar. Bu tanım temel olarak değişmez ancak yer ve zamana göre nitelik, tür ve boyutlarında önemli farklılıklar olacaktır. Geçen yüzyılda yiyecek ve beslenme, okul kantinleri, asalaklar ve hijyen, şiddet; ilaç, tütün ve alkol bağımlılığı, ağız diş sağlığı, ergonomik sorunlar (çanta, sıralar vb), kazalar, okul çevre sağlığı sorunları, okul bina standartları, vb sorunlar konusunda yaratılan farkındalık düzeltmeye yönelik adımların atılmaya başlamasında etkili oldu.

Evde eğitim mi?
Gelişmiş ülkeler sağlığı geliştiren okullar aşamasına çoktan ulaştılar. Gelişmekte olan ülkelerde de ailelerin bilinçlenmesinin de katkısıyla çözüm arayışları arttı. Buna karşın yeni yüzyılın kendine özel, daha karmaşık sorunların tohumlarını taşıdığı bu sütunlarda ayrıntılı olarak vurgulanmıştı. Bu konuları tartışmak istediğim yetkililerin çoğu “her çocuğa dağıtılacak tabletlerden, gün gelip ilkokullara gerek kalmayacağından” söz ettiler: Herkes evinde oturarak tamamlayabilecekti eğitimini! Gençken Japonya’da katıldığım bir eğitimde bu soruyu sormuştum safça: Bilgisayar bu kadar yaygınlaştığına göre Japonya’da ilkokullar kapanacak mıydı?
Sorumun cezası ağır oldu. Beni eğitim bakanlığının konuyla ilgili yetkilisine gönderdiler. Bana yarım gününü ayıran yetkili “Öğrenci sınıfta oturup defteri kitabı açtığında bir öğrenmeye hazır olma durumu oluşur. Bunu teknoloji sağlayamayacak hiçbir zaman...” diye başlayıp gelecek elli yılda okul ve öğrenci yansımalarını ve yaptıkları araştırma sonuçlarını yığıvermişti önüme...
Sonuçta çocuklar için yapmamız gereken öyle çok şey var ki... Şu üç basit şeyden başlamaya ne dersiniz?
1. Toplu taşıma araçlarında oturma önceliği çocuk- hamileyaşlı biçimindedir. Taşıt kazalarında örselenenlerin sıralaması şöyledir de ondan: Ayaktaki çocuk-ayaktaki hamile-ayaktaki yaşlı... Uygar ülkelerde metroda, otobüste bir çocuk gülümseyerek önünüze dikilirse en iyisi hemen kalkıp yerinizi vermeniz... Yoksa size yönelen bakışlar buna mecbur eder sizi!
2. Çocukların hızlı gelişme süreci özellikle egzoz gazlarının bileşimindeki birçok maddeden çok kötü etkilenir. Üstelik kimse farkına varmaz bu etkilenimin, geri dönmez aşamaya gelmeden. Her türlü istismar ve sahtekârlığı sineye çekerek okul servis araçlarına geçiş üstünlüğü sağlayabilir miyiz?
3. Okul bahçelerini otopark olarak kiralamak yerine, tüm anlamıyla “güvenli” bir çocuk oyun alanı haline getirebilir miyiz? Yetkililerin “delinin derdi kırmızı pabuç” deyip omuz silktiği üç basit şey!

 

Çağatay Güler
HÜ Tıp Fak. Halk Sağlığı AD

Tümü Olaylar Ve Görüşler - Son yazıları

Avrupa’da 13 yıl geriye 28 Nisan 2017 Cum
YSK’nin kararı hukuka uygun mu? 27 Nisan 2017 Per
Enstitülerin farklı yönü 26 Nisan 2017 Çar

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Çağatay Güler