Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar

07.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?

Augustinus (354-430)

Asıl adı Domenico Scandella’ydı; ancak Menocchio olarak bilinirdi. 1532’de, İtalya’nın bir dağ köyünde doğmuştu. Değirmenciydi. Okuduklarından ve duyduklarından yola çıkarak kendine özgü bir dünya görüşü geliştirmiş, bu düşüncelerini açıkça dile getirmişti.

Carlo Ginzburg, “Peynir ve Kurtlar” isimli kitabında, 16. yüzyılın sonlarında Engizisyon tarafından yargılanan bu değirmencinin hikâyesini anlatır. Kitap, mikrotarih çalışmalarının en bilinen örneklerinden biri olarak, tek bir insanın düşünceleri ve yargılanma süreci üzerinden bir dönemin zihniyetini görünür kılar. Menocchio’ya göre Tanrı, Kutsal Ruh’u; Türk, Hristiyan, Yahudi, “sapkın” (heretik) ayrımı gözetmeksizin herkese vermiştir. Çünkü onun gözünde hepsi değerlidir. Kilise’nin kanun ve emirlerinin hepsinin aslında ticaret olduğunu, İncil’in bir kısmının Havariler tarafından uydurulduğunu ve vaftizin insan ürünü bir ritüel olduğunu söyleyen Menocchio, dünyayı “peynir gibi kesilen ve içinden kurtlar çıkan” bir varlık olarak tasavvur eder.

Engizisyon’un kıskacındaki bir çağda, böylesi fikirler çok tehlikelidir. Nitekim 28 Eylül 1583 tarihinde Engizisyon’a ihbar edilir. Hemen bir ön soruşturma başlatılır. Bu kapsamda önce şüphelinin çevresinden ifadeler toplanır ve gizli bir soruşturma başlar. Köyün içinde dolaşan sessiz tanıklar, komşuların fısıltıyla verdiği ifadeler, değirmencinin okuduğu kitapların ve kurduğu temasların incelenmesi sayesinde daha sorgu başlamadan yargıçlar, Menocchio hakkında bilgi sahibi olurlar. Ve asıl mahkeme süreci ondan sonra başlar. Kilise yargıçlarının yanına, süreci izlemek üzere bir laik görevli de eklenir. İlk yargılamada suçlu bulunarak hapsedilen Menocchio, yazdığı merhamet dilekçesi üzerine bir süre sonra serbest bırakılır; ancak aynı düşünceleri dillendirmeyi sürdürdüğü için yeniden yargılanır ve 1599’da “sapkın” ilan edilerek idam edilir. Dikkat çekici olan, yargılamanın daha sorgu başlamadan önce yürütülen kapsamlı bir ön soruşturma sürecine dayanması ve davaya laik bir görevlinin de eşlik etmesidir.

Engizisyon kuşkusuz acımasızdı; ama neyle mücadele ettiğini biliyordu; yargıladığı şey, doğru ya da yanlış, ortadaydı; biliniyor, görülüyordu. Bugünse sanki bir tersine dönüşle karşı karşıyayız; kimi zaman önce insanlar tutuklanıyor, ardından suça uygun gerekçeler oluşturuluyor. Neyle suçlandığını bilmeyen insanlar, neyin suç olduğunu kestiremeyen bir toplum ve giderek sorgulamaktan vazgeçen, sıranın her an kendisine gelebileceğini bildiği halde örgütlenemeyen bir suskunluk…

Aylar, yıllar süren tutukluluklar…

Henüz hüküm yokken infaza dönüşen süreçler…

Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın yıllara yayılan tutukluluğu, AİHM kararlarının yok sayılması, Gezi Davası kapsamında verilen ağır cezalar ve Can Atalay hakkında AYM kararına uyulmaması; hem uzun tutukluluğun fiilen cezaya dönüştüğünü hem de üst yargı kararlarının dahi kişilerin hak ihlalini gidermeye yetmediğini gösteriyor. Ekrem İmamoğlu’nun izaha muhtaç gerekçelere dayandırılan tutukluluğu ve HDP ile CHP’li belediyelere yönelen suçlamaların, en son Ataşehir Belediyesi’ne uzanan tutuklamalarla genişlemesi ise bu çizginin güncel görünümünü ortaya koyuyor. Bütün bunlar, yargının hukuki bir tartışma alanından uzaklaşıp siyasi dinamiklerle şekillenen bir sürece kaydığı ve o noktada adalet dağıtan bir mekanizma olmaktan çıkarak bir meşrulaştırma aracına dönüştüğü izlenimini veriyor. 

Böyle bir tabloda; tarih, özellikle mikrotarih, yalnızca geçmişi anlamak için değil, bugünü görmek için de gereklidir. Ancak görmek yetmez; örgütlenmek de gerekir. Bu nedenle “Peynir ve Kurtlar” gibi, Henry David Thoreau’nun “Sivil İtaatsizlik”i de tekrar tekrar okunmalıdır ki görmek, eyleme dönüşebilsin.

---

Yazıya katkılarından ötürü Süleyman Mazlum’a teşekkür ederim.

PROF. DR. OKAN TOYGAR

Yazarın Son Yazıları

Jeopolitik armağan - Nejat Eslen

1990’lı yılların sonlarında, tek kutuplu dünya düzeni içinde ABD, küresel üstünlüğünü sürdürmenin planlarını yapıyordu.

Devamını Oku
07.05.2026
Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar

Asıl adı Domenico Scandella’ydı ancak Menocchio olarak bilinirdi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emperyalizmin değişmeyen hedefi - Hamdi Yaver Aktan

“1970 yılının nisan ayında, Türkiye’de eylem içinde bulunan ve gençlik önderi durumunda olan gençlerle bir toplantı yapmıştık.

Devamını Oku
06.05.2026
Şafağın getirdiği acı - Abdullah Yüksel

Mayıs ayının başlarında, şafağın erken söktüğü sessiz ve açık bir geceydi.

Devamını Oku
06.05.2026
Sisyphos’un bacağındaki el - Metin Devrim

18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.

Devamını Oku
06.05.2026
Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026
İşçi sınıfı yeniden - Doğan Ergenç

20. yüzyılda işçi sınıfının önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.

Devamını Oku
01.05.2026
1 Mayıs 137 yaşında - Engin Ünsal

Bugün İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs aslında kanla yazılmış bir emek hareketinin anılma ve sömürüye karşı evrensel dayanışmanın sergilendiği gündür.

Devamını Oku
01.05.2026
Sine-i millete dönmek - Şule Özsoy Boyunsuz

Türkiye’de kamuoyunca zaman zaman gündeme getirilen ve sine-i millete dönmek olarak ifade edilen “topluca istifa”, aslında anayasal olarak var olmayan bir beklentiye dayanıyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Uçak gemileri - Hakan Ercan

Uçak gemileri, modern askeri gücün görkemli ve fakat tartışmalı unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık kadar çokturlar / Mücadelemizde sadece onların destanı vardır.”

Devamını Oku
30.04.2026
Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir.

Devamını Oku
29.04.2026
Yanlarına kâr kaldı... - Berna Özgül

Türkiye'de motokuryeler yalnızca ağır çalışma koşullarıyla değil, cezasızlıkla da mücadele ediyor.

Devamını Oku
29.04.2026
Çocuk koruma mı, dijital gözetim mi? - Mehmet Utku Şentürk

Türkiye’de sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi ve VPN hizmetlerine kadar uzanan kimlik doğrulama zorunluluğu tartışmaları, yalnızca çocukların korunması meselesi değil; aynı zamanda temel hak ve özgürlükler açısından kritik bir kırılma noktasıdır.

Devamını Oku
29.04.2026
Doğum sonrası depresyonu anlamak - Ece Başak Karakaş

Doğum; ailenin heyecanla beklediği bebekle ilk karşılaşması, çoğu zaman sevinç, umut ve yeni bir başlangıç duygusuyla anlatılır.

Devamını Oku
28.04.2026
Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı.

Devamını Oku
28.04.2026
Kentler suskun - Aykurt Nuhoğlu

Siyaset, hızlı düşünmeyi ve doğru kararları zamanında alabilmeyi gerektirir.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal'in 36 saat süren Çanakkale röportajı

10 Aralık 1915 günü Çanakkale’den ayrılan Albay Mustafa Kemal, 1916’da tuğgeneraliğe terfi etti.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026
Vatansever olmak, ya da olmamak… - Erol Ertuğrul

Kimse vatan haini olmak istemez.

Devamını Oku
22.04.2026
Yanılsamalar ve gerçekler üzerine... - Cengiz Kuday

Politika, çoğu zaman sanıldığı gibi gerçekleri bütünüyle inkâr etmek ya da doğrudan yalan söylemek değildir.

Devamını Oku
22.04.2026
Okullardaki şiddetin çözümü - Ömer Adıgüzel

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan silahlı eylemlerin gerekçelerine ve yapılması gerekenlere ilişkin çok farklı görüş ve çözüm önerileri elbette mümkündür.

Devamını Oku
21.04.2026
Egemenlik bölünemez - Cihangir Dumanlı

İktidar terörü bitiren hükümet olarak siyasal kazanç sağlamak amacıyla “terörsüz Türkiye” sloganı ile yeni bir açılım süreci başlatmıştır.

Devamını Oku
21.04.2026
Faturanın büyüğü buzdağının altında - Mehmet Özdağ

AKP iktidarının enerji politikaları, kamu kaynaklarının şirketlere aktarıldığı bir finansal mekanizmaya dönüştü.

Devamını Oku
20.04.2026
Çocuklar nasıl yetiştiriliyor? - Mustafa Küpçü

Çocukluk yıllarımda anımsadığım bir olaydır; Dükkân komşumuzun atölyesinden gelen feryat figan bir çocuk sesi ile irkildik.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul saldırılarını çocuklarla konuşmak

Bazı haberler vardır, günlük yaşantımızın ortasına düşer, okur okumaz en yakınımızdakilerle paylaşma gereksinimi duyarız.

Devamını Oku
18.04.2026
Bir başka bakışla Köy Enstitüleri - Günay Güner

Geçen her yıl Köy Enstitülerinin değeri daha iyi kavranıyor, okullarımıza özlem artıyor.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyet eğitimine vurulan hançer! - İhsan Tayhani

Kuruluşunun üzerinden seksen altı yıl geçmesine karşın Köy Enstitüleri, 1940’lı yılların özgün ve çağcıl bir eğitim atılımıdır.

Devamını Oku
18.04.2026
Cumhuriyetin eğitim devrimi - Mustafa Gazalcı

Kuruluşunun 86. yılını kutladığımız Köy Enstitüleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli eğitim devrimidir.

Devamını Oku
17.04.2026
Kimsesizlerin kimsesi eğitim kurumları - Duran Güldemir

“Bu öğretmenler köyümüze geldikten sonra bizim ne söyleyecek sözümüz kaldı, ne de gücümüz...”

Devamını Oku
17.04.2026