Çiğdem Toker

‘İki partili sistem’ ve MHP

12 Nisan 2017 Çarşamba

Fotoğraftaki manşetin tarihi, 28 Ocak 2011. 12 Eylül referandumu üzerinden 4.5 ay geçmiş.
Genel seçime 4.5 ay var. Yer, Ukrayna’nın başkenti Kiev.
TMSF el koyduktan sonra ayrılacağım “o zamanki” Akşam gazetesinin Ankara temsilcisi olarak, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın resmi ziyaret programını izledik. Erdoğan’a, gezi sonunda yaptığı basın toplantısında soramadığım soru için fırsatı, toplantı bitimindeki fotoğraf çekimi sırasında yakaladım.
Soruya dair bir ön bilgi: Kulislerde yoğun olarak “MHP’nin baraj altında kalabileceği” konuşuluyor, yazılıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin referandumdan sonrası izlediğim basın toplantısındaki sözü, hafızalarda taze:
“Yeni bir süreç başlamıştır. İki partili bir rejime gidilmesi için çalışma yapılıyor. Bir anlamda MHP’yi kurban etmeye çalışan bir anlayış var. Partimize karşı tasfiye hareketi var. Bunu MHP’liler ve ülkücüler görecektir. Türk milleti görecektir. Önümüzdeki seçimler çok daha farklı sonuçlanacaktır.”
Kiev’e, fotoğraf çekimine dönelim, Erdoğan, “Siyasi kulislerde iki partili Meclis istediğiniz konuşuluyor. Böyle bir isteğiniz gerçekten var mı” soruma şu yanıtı veriyor:
“Doğrusu evet. Bu sistemi faydalı buluyorum. Çünkü ikili sistemde parlamentolar daha etkin işliyor. Yönetiminde de istikrar söz konusu oluyor. ABD’ye bakın, kanunlar nasıl çıkıyor. Biz de Ticaret Kanunu’nda örneğini yaşadık. Nasıl olduysa muhalefet destek verdi. Kanunu üç günde çıkardık.”
Akşam’ın o tarihteki genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya, bu diyaloğu işlediğim köşe yazısını, haber olarak manşete taşıyor. Ve gündem dalgalanıyor.
Üç gün sonraki ilk grup toplantısında Bahçeli çok sert. Erdoğan için başkanlığın “tek adamlığa yönelik heveslerin bastırılamaz bir yansıması olduğunu, tiranlığa özendiğini, Ortadoğu sultanlarını örnek almaya başladığını” söyleyip ekliyor:
“Anlaşıldığı kadarıyla Recep Tayyip Erdoğan, sürekli büyüttüğü nefretiyle, yıllardır hesaplaşmak için fırsat kolladığı Cumhuriyet’i darağacına çıkarabilmek amacıyla önümüzdeki seçimi bir dönüm noktası olarak tayin etmiştir. Kendisi için demokrasi vasıtadır ve Türkiye’nin yıkılması ve Türk milletinin etnik kıvılcımla yanması için ara istasyondur. Bu zihniyet bundan sonra her şeyi ikilemeyi mi amaçlamaktadır? İki partili yapının yerleşmesi için iki dilli, iki milletli iki bayraklı bir karanlığa girilmesi mi istenmektedir? Başbakan Erdoğan bir tarafta milletimizi 36’ya bölüp küçültürken öbür tarafta siyasi terziliğe soyunmuş ve bu defa da partileri kesip biçmek için küresel işbirlikçilerinden aldığı kör makasla harekete geçmiştir.”
Bahçeli bu sözleri “iki partili sistem istiyorum” diyen Erdoğan için söylüyor.

Ve şimdi iki partili sistem
“Tek adam” yetkilerinin tamamı bir yana. Altı yıl sonra, Bahçeli desteğiyle önümüze getirilen anayasa teklifi, açıkça değil arkadan dolanarak da olsa iki partili sistem öngörüyor. Anayasa Mahkemesi’nde iptal başvurusunu düzenleyen 150. maddeye yapılan ince bir ayarla. “İktidar ve ana muhalefet partisi” ifadesi, “en fazla üyeye sahip 2 parti” olarak değiştiriliyor.
Herhalde MHP, bu yeni tarifteki iki partiden biri değil!
Dört ay önce Burhan Kuzu’nun Bundan sonra 2 parti olacak, biri AKP biri CHP” sözünü hatırlayınca soru işaretleri azalmak şöyle dursun tuhaf bir karanlıkta çoğalıyor.
Anayasa teklifi geçerse eyalet sisteminin geleceğinin açık açık konuşulduğu, iki partili sistemin kurgulandığı bir yapıya MHP neden “evet” diyor?
Altı yıl öncesinden bugünleri görmüşken üstelik...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları