Erhan Bener, Cemil Eren’in hayatından yola çıkarak kaleme aldığı “Işığın Gölgesi”nde şöyle bir an anımsar. Bu an tıpkı Cesare Pavese’nin “Günleri değil anları anımsarız” deyişine uygundur, sıradışı gibi görünen ama bir o kadar da sıradan.
“Bir akşam biralarımızı yudumlarken bir iş önerildiği zaman, Erzincan’da, daha ilk tanıştığımız gün, freskin ne olduğunu sana sorduğum aklıma geldi.”
“Eh, bu da ressamlığın bir başka çeşidi, dedim. Bakmışsın ünlü bir fresk ustası olmuşsun.”
“Bu benim için ikinci bir uğraş. Ben ressamım...”
İlk kez, “‘Ressam olacağım’ değil ‘Ressamım’ diyordu.”
***
Bu kararlılığın gerisinde belki de son okuduğu roman vardı. İngiliz romancı Somerset Maugham’ın ünlü ressam Paul Gauguin’in yaşamından esinlenerek yazdığı “Ay ve Altı Para” onu günlerce düşündürmüş, bir bankerin resim yapmak için ailesini terk edip, mesleğini bırakıp Paris’e, ardından da ilkel bir yaşam kurmak adına Tahiti’ye gidip cüzzama yakalanma serüvenine gönlünü kaptırmıştı. O da hayatındaki her şeyi elinin tersiyle itmiş, inadına resim diyecek bir alan oluşturmayı başarmıştı. Daha önce başına örülen çorapları önemsememiş; Devlet Tiyatroları’ndaki sahne ressamlığından “komünist” olduğu gerekçesiyle atılmış ama yılmamıştı. Zaten müeesses nizamla arası hiç olmamıştı.
***
Nihat Ziyalan Cemil Eren’le ilgili “Ağış”ta şöyle bir anı anlatır: “1961 yılında Türk Amerikan Derneği’nde açtığı sergi büyük ilgi görür. Serginin sonlarına doğru oranın Amerikalı müdürü, ressamımıza sormadan resimlerin asılı olduğu panolardan birini kaldırmaya yeltenir, ressamımız buna izin vermez. Müdür efendi bastonuyla tehdit ederek ‘Burası bizim yerimiz, istediğim değişikliği yaparım’ der.” Bundan sonrası mı? Adamı göğüsleyen Cemil Eren, itirazını yüksek perdeden yapar. Sonunda etrafında kan kusturan Amerikalı ülkesine yollanır. Bu küçük anı bile ondaki kararlılığı anlatmaya yeter de artar bile.
***
Geçtiğimiz günlerde “Maarif Modern”de Cemil Eren sergisine giderken onun yaşamının son döneminde Çayyolu’ndaki ev-atölyesinde buluştuğumuz güzel akşamüstlerini anımsadım. Sevgili oğlu Barış, Cemil baba ve dostlarla birlikte. Birinde Avustralya’dan Nihat Ziyalan gelmiş, bir ağız dolusu vişne yemiş gibi gülümsemiştik gece boyunca. Biz gafiller, onun için bir saygı gecesi yapmak için kolları sıvadığımızda ise geç kalmıştık. Hastalığı böyle bir sürpriz hediyeye mani olmuştu.
***
“Maarif Modern”in sahibi, aynı zamanda serginin küratörlüğünü üstlenen Ahmet Erhan Çelik, bu buluşmanın adını yine Maugham’ın kitabından yola çıkarak “Ay ve Altı Para” koymuş. Aynı zamanda onun için yazılanları, söylenenleri de sergilemeye katarak izleyici için bilindik bir alanın dışına çıkmayı istemiş. İyi de yapmış. Bu sayede Eren’in başkaca sanat alanlarıyla kurduğu disiplinlerarası ilişki ortaya çıkıyor. Onu tanıyanlar ise bu dostlukların tadını iyi biliyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Cemil Eren için Şahin Yenişehirlioğlu ve Şefik Kahramankaptan sergi alanında özgün bir söyleşi gerçekleştirdi. Her ikisi de Tomris Uyar’ın “Tanışma Anıları” kitabına/deyişine yaraşır bir anılar geçiti sundu. Özellikle Yenişehirlioğlu’nun Eren’in imgelem dünyasına dair ufuk açıcı konuşması, onun Akün Sineması’ndaki (Bugün Akün Tiyatrosu) seramik tasarımındaki çok renkliliği ile resimlerindeki beyazın tonlarından ışık ve gölge yaratma ustalığını bir zıtlık olarak değil, ona ait bir özgünlük olarak ortaya koyması unutulmazdı.
***
Benim için her Cemil Eren resmi, gerçeklikle düş adlı iki âşığın birbirini incitmeden günler boyu aynı masada oturmaları gibidir. Kimi zaman uzak düşerler birbirinden. Kimi zaman dans ederler. Gerçeklik resme bakanın düz dünyaya kabul kartını verir. Oysa düş resimdeki renklerden ışığa kadar bildiğimiz dünyayı tersine çevirir. Böylece Eren, alımlayıcıyı imgesel bir derinlikle bambaşka alana sürükler. Bu bilinmedik, hiç görmediğimiz, duymadığımız yerde âdeta huzurun anahtarı vardır. Kimi çaresiz onun Bodrum günlerine dair manzara bile arayabilir. Ama Eren çoktan gerçeklikten çıkmış; kendi düşsel evrenini yaratmıştır. Büyük bir ressam olarak basit bir algı kırma oyununa girmemiş; kendi algısını da bu yönde geliştirmiştir. Bu öyle kusursuz bir rastlantısallık getirir ki her şey doğal akışındadır. Balıkçıların tuttuğu ağ, kaldırılan kadehler, birbirini gözleyen martılar...
***
Ankaralılar için Cemil Eren sergisi Kuleli Sokak 61 numarada.