Şerif Mardin 2: Anılara devam

15 Eylül 2017 Cuma

Şerif Mardin’in Tarihçi ve Sosyal Bilimci kimliğinin ve yazdığı kitapların eleştirisine geçmeden önce kişisel ilişkilerimizi iyice anlatmak istiyorum.
Türkiye’de anılarını yazan ve başkalarını değerlendiren insanlar ya çok öznel ya da çok nesnel çizgilerde kalır; bu yüzden de anlatılan kişilerin ya kişilere göre öznel ya da kişisellikleri dışarda bırakan nesnel özellikleri vurgulanır, tüm kişilikleri pek anlaşılmaz
Ben sadece çocukluk dönemimde değil, gençlik dönemimde de çok şanslıydım:
Çok önemli ve çok değerli insanları yakından tanıma ve onlarla çalışma fırsatı buldum.
Bazı şaşırtıcı öznel gözlemlerimi ve nesnel değerlendirmelerimi elimden geldiğince dürüstçe, benden sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştım. (Bakınız: Babam, Oğlum, Torunum, Yüz Yıllık Öykü, Remzi Kitabevi ve Yazarlar, Eleştiriler, Anılar, Remzi Kitabevi.)
Aynı yöntemi Şerif Mardin konusunda da izlemek ve önce onunla olan ilişkilerimi ve öznel izlenimlerimi aktarmak, daha sonra, (özellikle Said Nursi kitabı konusundaki) nesnel değerlendirmelerimi paylaşmak istiyorum.
Böylece olumlu ve olumsuz yanları ve katkılarıyla onu geleceğe daha iyi aktarabileceğimi düşünüyorum.

***

Çevirmenik sınavını kazandıktan sonra, Şerif Bey’le yakın çalışmaya başladık.
Demokrat Parti’nin otoriter yönetimine karşı özgürlükçülüğü savunduğu “Forum” dönemiydi bu.
Genellikle Observer’den Isaac Deutscher’in makalelerini çevirtiyordu bana.
O sırada henüz doçent değildi; ABD’de yaptığı doktora tezinden yararlanarak kaleme aldığı doçentlik tezini hazırlıyordu...
Çalışmalarımdan memnun kalmış olmalıydı ki beni tezinin yazımında da asistan olarak kullanmaya başladı.
Milli Kütüphane’de ve benim için özel giriş izni aldığı Meclis Kütüphanesi’nde, onun aradığı kitapları buluyor, istediği bilgileri topluyordum.
Bu çalışma bana, bir araştırmada daha önce o konuda üretilmiş olan bilgileri toplamanın ve onlara referans vermenin ve elbette bu bağlamda kullanılan dipnotların da önemini öğretti.
Bu arada, Gaziosmanpaşa Kırlangıç Sokak’taki evinde de birlikte çalışıyorduk...
Eşi Suna ve oğlu Osman’la tanışmış ve o arada ülkemize gelen, Türkiye’de Balgat’ta araştırmalar yapmış olan Daniel Lerner’le karşılaşıp konuşmuş, Turhan Feyzioğlu ile yakın dostluklarına da tanık olmuştum.
(Bu vesile ile Lerner’in, kitle iletişim araçlarının belirleyiciliğine dikkat çeken “Modernleşme Modeli”nin hâlâ önemini koruduğunu belirtmeliyim.)

***

Mezuniyet sonrası için burs aradığımı biliyordu.
“Milli Kütüphane’ye git, Sosyoloji konusundaki İngilizce dergileri tara, yazarlardan bölüm başkanı olanlara kendini tanıtan ve burs isteyen bir mektup yaz” dedi ve bir de “İlgili kişiye” hitap eden (To Whom It May Ever Concern) mükemmel bir tavsiye mektubu verdi.
Bu yolla, North Carolina Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne asistan olarak kabul edildim.
Tam oraya niyetlenmiştim ki, Birleşmiş Milletler’den daha iyi bir burs teklif edildi ve Michigan Üniversitesi’ne gittim.

***

Şerif Bey üzerinden Türkiye’de Toplumsal Bilimlerin gelişmesi (daha doğrusu gelişememesi) hakkındaki bazı gözlemlerimi, 1971, 1980 ve 2010 darbeleri çerçevesinde, belirtmek istiyorum.
Dolayısıyla Mardin hakkındaki yazılarım daha bir süre devam edecek.