Balina Görünce Ne Yapmalı?
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Balina Görünce Ne Yapmalı?

15.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Ama merak etmeyin, ekranda her şey yolunda.

Mutlak butlanlar havada uçuşuyor, seçilmiş belediyelere operasyonlar düzenleniyor, sandıktan çıkan iradenin başına kimi zaman kayyım, kimi zaman soruşturma, kimi zaman da “bekleyin bakalım” gölgesi düşüyor. Şirketlere kayyım atanıyor, enflasyon cebimizdeki parayı sessiz sedasız kemiriyor, atamalar liyakatin değil sadakatin merdivenlerinden inip çıkıyor.

Ama bütün bunlar elbette tali meseleler.

Asıl büyük sorumuz şu:

Akdeniz’de balina görürsek ne yapmalıyız?

Bir kanal, adı lazım değil, ciddi ciddi bunu tartışıyor. Uzmanlar ekrana bağlanıyor, grafikler dönüyor, denizin ortasında beliren o koca canlı karşısında vatandaşın nasıl davranması gerektiği konuşuluyor. Balinaya yaklaşmalı mıyız, uzak mı durmalıyız, fotoğraf mı çekmeliyiz, sahil güvenliği mi aramalıyız?

İnsan ister istemez düşünüyor: Keşke bu ülkenin bütün derdi balina olsa.

Keşke memleket sabah uyandığında “Bugün denizde bir balina görülmüş” diye telaşlansa. Keşke pazara giden yurttaş domatesin fiyatına değil, Akdeniz’in mavisinde yüzen o dev canlının güzelliğine şaşırsa. Keşke belediye başkanları sabah kapılarında polisle değil, sahilde balina izleyen çocuklarla karşılaşsa. Keşke şirket sahipleri kayyım haberlerini değil, deniz biyologlarının açıklamalarını takip etse.

Ama bizde deniz başka, kara başka.

Denizdeki balinayı tartışıyoruz; karadaki köpek balıklarını görmezden geliyoruz.

Oysa bu ülkenin asıl tehlikesi açık denizde değil, sığ sularda. Daha doğrusu karada. Makam odalarında, ihale masalarında, sadakat listelerinde, suskunluk protokollerinde, “Hukuk ne derse desin biz bildiğimizi okuruz” rahatlığında.

Denizdeki balina insana zarar vermemek için yolunu değiştirir belki; karadaki köpek balığı ise insanın yolunu, oyunu, emeğini, hakkını, umudunu yer.

Biri doğanın şaşkın misafiridir, öteki düzenin yerleşik sakini.

Ama ekranlar doğanın misafirini konuşmayı sever. Çünkü balina konuşmak risksizdir. Balina kimseyi kızdırmaz. Balinanın basın danışmanı yoktur, avukatı yoktur, parti grubu yoktur, ihalede ortağı yoktur. Balina çıkıp “Benim adımı niye verdiniz?” demez. Balina, bu ülkede tartışılması en güvenli canlıdır.

Memleketin gerçek sorularına gelince herkesin sesi birden kısılır.

Sandık niye bu kadar kolay tartışmaya açılıyor?

Seçilmiş irade neden her fırsatta askıya alınıyor?

Yurttaşın oyu neden sadece seçim gecesi kıymetli sayılıyor?

Enflasyon neden hep “Dış güçlerin” üstüne kalıyor da market fişi hiç suçlu bulunmuyor?

Liyakat neden kapıda beklerken, sadakat makam aracına biniyor?

Bunları konuşmak zor.

Onun için balina konuşuyoruz.

Bir ülkede insanlar geçinemiyorsa, gençler geleceğini bavula koyup gitmeyi düşünüyorsa, emekli pazarda meyveye uzaktan bakıyorsa, hukuk herkes için aynı işlemiyorsa, seçilmişlerin koltuğu sandıktan çok dosyalarla tartışılıyorsa; o ülkede balina görmek mucize değil, dikkati başka yere çekmenin zarif bir bahanesidir.

Trajik olan budur.

Komik olan da bunu büyük bir ciddiyetle tartışmamızdır.

“Balina görürsek ne yapmalıyız?”

Bence cevap basit:

Önce denizdeki balinaya dokunmayalım.

Sonra dönüp karadaki köpek balıklarına bakalım.

Çünkü denizdeki canlı yolunu bulur.

Ama bu ülke, karadaki açgözlülerin arasında yolunu kaybediyor.