Köşe Yazısı

A+ A-

Dün Tuncer Kılınç’ın önerdiğini bugün Erdoğan mı uyguluyor acaba?

07 Kasım 2017 Salı

7 Mart 2002’de İstanbul’da Harp Akademileri’nde kamuya (ve dünyaya) açık bir seminer düzenleniyordu. Bahçeli henüz Ecevit koalisyonunu dağıtma bombasını patlatıp “yeni Türkiye’nin ve AKP’nin yolunu açmamıştı”. Ben sunduğum tebliğ ile Türkiye için; “Batı’ya tek yanlı bağlanma yerine Rusya (ve Asya) ile de ilişkilerini geliştirip bir denge sağlamasını: aksi halde ABD ve AB’nin tek yanlı siyasi, iktisadi ve askeri bağlarla Türkiye’yi Lozan’dan Sevr’e yavaş yavaş götüreceğini” savunmuştum.
Benim sunumum sonrasında MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç söz alarak, Erol Manisalı’nın görüşlerine katılıyorum. Türkiye, ABD’yi göz ardı etmeden, Rusya ve İran ile de ilişkilerini geliştirmelidir” demişti. (*)
7 Mart 2002’de, o tarihte etkili olan MGK’nin genel sekreteri aracılığı ile bu tutumu sergilemesi, içerideki “Batılı” değil “Batıcı” kafadaki çevrelerde şok etkisi yaratmıştı, çok kızgındılar. Ergenekon ve Balyoz’un hazırlıkları yapılıyordu.
Vay efendim, “ordu Batı’ya karşı çıkıyor, bu ne iştir” diye, bugünkü yandaş basının “asimetrik boyutunda” yaygaraya başladılar. Kılınç ve ben Newsweek’ten Economist’e, Financial Times’tan FAZ’a kadar Batı medyasında hedef olduk.
7 Mart 2002’de benim sunumum üzerine MGK Genel Sekreteri’nin yaptığı öneriyi Erdoğan bugün uygulamaya çalışmıyor mu?
 
Bizim farkımız neydi?
Bugün Ankara’nın 7 Mart 2002’de yapılan önerileri uygulamasının nedenleri ile bizim nedenlerimiz siyahla beyaz gibi farklıdır:
l Bugün Ankara’nın (ve Erdoğan’ın) bu uygulamaya geçmesinin gerisindeki nedenler şunlardır: yeni siyasal İslamcıların (ve AKP’nin) iktidara gelişinde ABD 90’ların ikinci yarısında büyük destek verdi: açılım politikalarından Gülen-AKP yakınlığına kadar verilen destek ABD’nin FETÖ’yü öz evladı olarak AKP’nin (ve liderinin) üzerine sürmesi ile son buldu ve iş 15 Temmuz ile noktalanmaya çalışıldı.
AKP yönetimi (ve Erdoğan) bunun üzerine kendisine kazık atan ABD’ye karşı Moskova’ya yönelmek zorunda bırakıldı. Bu sonuç biçimsel olarak “eksen kayması” gibi görünse de özünde, “yerli siyasal İslamın iktidarda kalma savaşıdır”.
Ankara’dakiler için öncelik, “iktidarda kalmak için olanakları değerlendirmektir” desek yanlış olmaz.
l 7 Mart 2002’de benim önerdiğim ve MGK Genel Sekreteri’nin seminerde desteklediği oluşum ise çok farklıdır: biz Türkiye’nin tek yanlı Batı bağlarından kurtarılması: Sevr’e sürüklenmemesi için Rusya (ve Asya) ile de siyasi, iktisadi ve askeri ilişkilerini geliştirmesini savunuyorduk; ülkenin ulusal çıkarlarının (ve demokrasinin) ancak bu yolla sağlanabileceğine inanıyorduk.
l Bizim nedenlerimiz ile bugünkü “zorunlu uygulamaların” arkasındaki nedenler çok farklıdır.
Değerlendirmelerimizi “büyük resmi” göz ardı ederek, “pratik ve öznel gerekçelerle” yaparsak kendi kendimizi aldatmaktan başka bir şey yapmayız.
Sol kesimde kimi dostların bu sonuçlara “biraz fırsatçı” yaklaşımları, dün aynen “Batıcıların” yaptığı gibi Türkiye’nin bütünlüğüne fayda getirmez. Hatta kutuplaşmayı körükler.
(*) E. Manisalı “Yolumun Kesiştiği Ünlüler” sayfa 102-106, Kırmızı Kedi yay. 2017

***

Boza Günleri artık “kalipsosuz” kaldı. Vefa’lı dost kalipso kralı Metin Ersoy’u da uğurladık. Onu çok özleyeceğiz. 80 yaşında bile Vefa Lisesi’nin boza gününde sahneye çıkıp kalipso yapardı.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Erol Manisalı