Ortadoğu’da Kaos ve Garip İşler
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Ortadoğu’da Kaos ve Garip İşler

14.07.2014 02:19
Güncellenme:
Takip Et:

Sünni Şii çatışması sertleşiyor. Irak parçalanıyor. Suriye’de rejim, kendine güvenlikli bir bölge kurarak bölünmeye zemin hazırlıyor. Kürtler kendi devletlerini kuruyor. Cihatçı hareket, geniş topraklar, kritik enerji kaynakları üzerinde, İslam Devleti adıyla bir halifelik ilan ediyor, bölgedeki ülkelerin sınırlarını tanımadığını açıklıyor. Lübnan’da Hizbullah, gittikçe güçlenen bir Sünni, cihatçı hareketle karşı karşıya kalıyor.
Tam bu sırada Gazze’de Hamas’la İsrail arasında, yaklaşık iki yıldır süregelen göreli çatışmasızlık durumu bozuldu. İsrail uçakları Gazze’yi bombalıyor. Cumartesi sabahı medya, Gazze’de ölü sayısının, önemli bir kısmı kadınlar ve çocuklar olmak üzere, 114’e ulaştığını yazıyordu. Buna karşılık Hamas ve Gazze’deki diğer gruplar İsrail’e erişimi 130 km’ye kadar uzanabilen füzelerle saldırıyorlar. Henüz bir can kaybı yok, ama füzelerin nükleer santralın bulunduğu kente ulaşmaya başlaması, İsrail halkı arasında yayılmakta olan paniği derinleştiriyor. Ancak, ne İsrail ne de Hamas açısından çatışmaların yeniden alevlenmesinin nedenini, zamanlamasını anlamak kolay. Burada İsrail-Filistin sorununu aşan bir gariplik var.

Olayların akışına bakınca
İsrail ile Hamas arasında arada sırada, can kaybına yol açan çatışmalar yaşanıyor olmakla birlikte, genelde bir tırmandırma eğilimi yoktu, göreli olarak sakin bir ortam söz konusuydu. 11 Haziran’da İsrail bir süredir aramakta olduğu bir Filistinliyi bisikletiyle giderken vurdu, adam ve yanındaki çocuk öldü. Acıydı ama Gazze için çok sıra dışı bir olay değildi bu. 12 Haziran’da üç İsrailli gencin kaçırılmasıyla olaylar tırmanmaya başladı. Eğer bu üç genci Hamas, tutuklu değiş tokuşunda kullanmak üzere kaçırmış olsaydı, olaylar yerleşik parametreler içinde kalabilirdi. Ancak, Hamas bu kaçırma olayını sahiplenmedi. Sonra 30 Haziran’da çocukların cesetleri bulundu. Şimdi karşımızda üzerinde düşünülmesi gereken bir garip durum vardı.
Ne ki düşünmeye fırsat kalmadan, bu kez 2 Temmuz’da Filistinli bir çocuk kaçırıldı, yakılarak hunharca öldürüldü. Arap kökenli 250 bin İsrail vatandaşının yaşadığı Doğu Kudüs’te protesto gösterileri başladı. İsrail güvenlik güçleri cinayetin sorumlularını yakaladılar ama, artık ok yaydan çıkmış, Kudüs bir “iç savaş” havasında patlamaya hazır hale gelmişti, Gazze’den İsrail’e doğru füzeler uçuşmaya başladı. Başlangıçta Hamas bu füzeleri sahiplenmedi. Ancak İsrail’in saldırıları başlayınca, 7 Temmuz’da kendi füzelerini göndermeye başladı. İsrail, hükümeti bir kara harekâtına hazırlandığını göstermek için ordusunu alarma geçirdi, 20 bin yedeği askere aldı, sınıra zırhlı birliklerini yığmaya başladı.
Olayların akışına bakınca, ister istemez bazı gariplikler göze çarpıyor. Başlangıç noktasında, üç İsrailli gencin kaçırılarak öldürülmesinin tetikleyici etken olduğu söylenebilir. Ancak, Filistin sorununu birdenbire Ortadoğu kaosunun içine çeken bu olayı, ne gerçekleştirenler ne de arkasındaki mantık hâlâ açıklığa kavuşturulmuş durumda. İkincisi, bu son çatışma ortamının, Hamas’ı olduğu kadar İsrail’i de çok kötü bir noktada yakaladığı görülüyor.

Çatışmaların başlamasını kim istemiş olabilir?
Çatışmaların başlamasını Hamas’ın istediğini söylemek zor. Mısır’da Müslüman Kardeşler fiyaskosundan sonra Hamas, bu hareketin bir dalı olarak, Suudi Arabistan ve Körfez’den gelen mali kaynaklarının önemli bir kısmını kaybetti, Mısır, Hamas’ın tedarik kanalları olan tünellerin hemen hepsini kapattı.
Hamas, Gazze’de halkın desteğini kaybetmekteydi. Birincisi, Gazze’de yaşam, Hamas yönetimi altında gittikçe zorlaşıyordu. İkincisi, Hamas Gazze’yi yönetirken, aynı zamanda kendisinden daha uzlaşmaz, şiddet yanlısı cihatçı grupları baskı altında tutuyor, bir anlamda İsrail’in de güvenliğini sağlıyor, bu zeminde de tepki çekiyordu. Hamas bu koşullarda bir çözüm olarak, Abbas’ın liderliğindeki Fetih grubuyla bir birlik sürecine başlatmıştı. Bu birlik süreci Batı’da hatta ABD’de, Hamas’ın İsrail’e karşı tavrını yumuşatarak, İsrail’i tanıma noktasına yakınlaştıracağı varsayımıyla olumlu karşılanmıştı. Bu koşullarda Hamas’ın İsrail’i kışkırtarak Gazze’ye sokmaya kalkması, intihar etmeyi göze almakla eşanlamlı olacaktı. Bence Hamas, halen çok sayıda üyesini İsrail füzelerine kaybetmekte olduğu bir savaşın içine hiç istemeden çekildi.
İsrail’e gelince, bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir barışa hiçbir biçimde niyetli olmayan Netanyahu hükümeti Abbas’ın Filistin yönetimiyle Hamas’ın birleşmeye başlamasından dolayı belli bir panik yaşıyordu, ancak bu tavrından dolayı uluslararası düzlemde İsrail’i yalnızlaştırdığı için, İsrail vatandaşlarının gittikçe artan tepkisini çekiyordu. Netanyahu hâlâ “güvenlik sağlayan güçlü başbakan” olarak önemli bir desteğe sahipti; yerleşimleri geliştirerek Filistin topraklarına el koymaya, Filistin halkının tüm siyasi örgütlenmelerini zayıflatarak etkisizleştirme yönünde çalışmaya devam ediyordu. Suriye, bu arada Hizbullah ve Irak birer tehdit olmaktan çıkmıştı. Mısır’da Sisi yönetimi, Gazze tünellerini, İsrail ambargosunu, delen kanaları tıkamıştı. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri İran korkusuyla, İsrail’e karşı tutumlarını yumuşatıyor, de facto bir ittifakı kabul ediyorlardı. İran da nükleer enerji konusundaki tutumunda yumuşuyor, İsrail’e yönelik tehditler azalıyordu.
Bu koşullarda İsrail’in Gazze’de, tam da Sünni-Şii çatışmalarının hızlandığı bir noktada sonu belirsiz bir savaşa girmesi, hele bir kara harekâtına başlaması, her iki tarafı kendisine karşı hareketlendirecek, ülke güvenliğini çok büyük ölçüde tehlikeye atacaktı. “Olayları, siyasi yaşamını canlandırmak için Netanyahu tırmandırdı” suçlaması da bana gerçekçi gelmiyor. Aksine olayların tırmanması, Netanyahu’nun güvenlik garanti eden başbakan imajını fena halde yaraladı.
Ben bu olayların başlamasının, tırmanmasının arkasında, İsrail’i Gazze’ye sokmaya ilişkin bir hesap olabileceğini düşünüyorum. Şimdilik, İsrail bu tuzağa düşmüş görünüyor. Eğer, Gazze’de ölü sayısı artmaya devam eder, İsrail Gazze’ye birliklerini sokarsa Ortadoğu’daki kaosun genişleme hızında bir sıçrama yaşanacağını düşünüyorum. Bu durumda, nüfusları etnisite, mezhep ve din farklılıkları açısından karmaşık ülkelerin kendilerini koruyamayacaklarına, geleceklerinin risk altına girmesini engelleyemeyeceklerine inanıyorum.  

Yazarın Son Yazıları

250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026