Köşe Yazısı

A+ A-

Trump’ın İran çılgınlığının Türkiye’ye etkisi

15 Mayıs 2018 Salı

Trump’ın 2015 anlaşmasından çekilerek İran’ı İsrail ile birlikte hedefe oturtması, Kudüs kararı ile çıtayı bölgede daha da yükseltmesi bizi de etkileyecek. İran’ın Irak, Suriye, Ürdün ve Yemen’de güçlenmesi: Moskova ve Ankara ile üçlü bir fiili ittifak oluşturması ABD ve İsrail’i rahatsız etti. Trump’ın Çin, Rusya ve hatta AB büyüklerini de karşısına alarak ilan ettiği yeni karar, Türkiye dahil bütün bölgeyi etkileyecek.
-ABD, Kuzey Suriye’de tam da bizim sınırımızda hem askeri yerleşimini derinleştiriyor, hem de A’dan Z’ye her boyutta destek verdiği Kürt örgütlenmesini, bir parçası olarak değerlendiriyor.
Yalnız Suriye’ye karşı değil, Irak, İran ve hatta Türkiye’ye karşı da, bölgeden hiç ayrılmamak üzere yerleşmiş oluyor. Önümüzdeki süreçte çevre ülkelerin “sınırlarını ve rejimlerini değiştirecek” askeri ve siyasi gücü İsrail ve Kürt örgütleri ile birlikte fiilen oluşturuyor. Kudüs’te bayrak göstermesi de bunun bir parçası.
- Rusya’nın Suriye’de üs olanaklarını genişletmesi: Çin’in bile bölgeye dahil olma potansiyeli “yeni İran ve Kudüs kararlarında etkili oldu”. Artık İsrail ve planlanan Kürdistan ile birlikte bölge ülkeleri üzerinde etkisini genişletecek. İsrail, S. Arabistan ve Mısır üçgeni kuruldu. Yarın bunlara Yunanistan ve Kıbrıs Rumları dahil edilecekler.
- Ankara’nın Suriye bataklığına kaçınılmaz bir biçimde saplanması: Ege’de Ankara-Atina arasında Yunan işgalleri ile çıtanın yükseltilmesi yarınki projelerin yolunu açıyor. Ankara’nın Kıbrıs adası üzerinde, “uluslararası anlaşmalar yolu ile 1960’ta sağlanan garantörlük hakkının”, Ankara ve Lefkoşa ile “yumuşatılmaya başlanması” örtülü bir “al-ver hesabının sinyalleridir”.
Suriye’de sıkıştırılan, Ege’de adaları işgal edilen, KKTC ve Kıbrıs adasındaki garantörlük hakkı ortadan kaldırılmaya çalışılan Türkiye’nin, yarın daha da kötü sonuçlarla karşılaşması söz konusu.

Yeni ‘İran kararı’ bizi de içine alıyor
ABD, İran’ı ambargo altına alarak onu S. Arabistan ve Türkiye ile karşı karşıya getirmenin yollarını aralıyor. S. Arabistan zaten kendi denetimi altında. Ancak Türkiye’de “şimdilik” böyle bir durum yok.
Ankara’nın, ABD’nin FETÖ kurgusu sonucu Moskova ve İran’a yanaşması, “ABD’nin olduğu kadar Ankara’nın da çelişkilerinin bir sonucudur”. AKP-FETÖ-Washington üçgenindeki dağılma, başlangıçtaki çelişkinin sonuca da yansımasına yol açtı, özellikle de AKP açısından.
AKP-Moskova-İran üçgeni bunun sonucu olmuştur. Şimdi Trump, “ben İran’ı yok edeceğim” diyor. ABD-FETÖ = AKP üçgeninden, Ankara-Moskova-İran üçgenine sıçradı. Çok ilginçtir: Ankara dün de bugün de ABD’nin hedefindeydi. Birincisinde “kandırıldığı için”, ikincisinde ise açıktan açığa, göz göre göre.

ABD’nin elindeki kozlar
ABD’nin elinde önemli kozlar var: Malatya’daki tesisler İran’a karşı: Kuzey Suriye’de oluşturulmakta olan ABD üsleri İran’a (ve Türkiye’ye) karşı kozlar.
Öte yandan ABD’nin Sarraf ve Halkbank üzerinden ekonomik boyutları ile Türkiye’yi sıkıştırma olanakları var.
-İsrail-S.Arabistan-Mısır üçgeni kurulmuş.
- Yunanistan Ege’de Türkiye ile karşı karşıya getiriliyor.
-İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rumları Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine “fiili ve hukuki bir durum yaratmışlar”, Ankara’nın eli kolu bağlı hale sokulmuş, seyrediyor.
-Ankara KKTC’de “gevşeme yolunu tercih etmeye başlamış” ödün veriyor.
-4 milyon Suriyeli, Türkiye’nin başına 30-35 milyar dolarlık bir bedeli şimdiden fatura etmiş, göçmen sorunu çoktan patlamaya başlamış.
Trump ve İsrail tarafından bölgede yeni sorunlar yaratılırken Ankara yönetimi Avrupa’dan Amerika’ya, Şam’dan Tel Aviv’e herkesle kavgalı, Moskova-Tahran-Ankara üçgeninin İran ayağı da Trump tarafından hedef tahtasına konmuş.
Ve bu ortamda kapkaç seçim sürecine sokulmuş bir Türkiye var.
Manevra alanı siyasi ve iktisadi olarak hemen hemen yok gibi. Ve bu koşullar altında Türkiye bir “kader seçimine gidiyor”. Ya sorunlar yumağının altında Ortadoğu’nun batağına kilitlenmek, ya da uygar ve demokratik yeni bir dönemin yolunu açmak...