Ol Yemen’de can verenler...

18 Mart 2020 Çarşamba

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını akla ister istemez tarihteki benzer olayları getirdi. Pek çok yayın organında Avrupa’yı ortaçağda kasıp kavuran veba salgınından Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı’nın en büyük düşmanları gribe, koleraya kadar geçmiş anımsatılıyorlar. 

Bilmek değil, bilmemek ürkütücüdür. O nedenle gerek tarihte gerekse bugün olanları tüm gerçekliğiyle bilmek, çözümü de beraberinde getirir. 

Anadolu’da bir söz vardır:

Zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter, güzelliğine güvenme bir sivilce yeter.

Silivri günlerinde bu söze şunu eklemiştik:

Özgürlüğüne güvenme bir ihbar yeter.

Bugüne de şu ek uygun düşüyor:

Refahına güvenme bir virüs yeter!

Şu aşamada hepimize düşen bilimin ışığında aklın yolunu izlemek. Gerçi şu söz de gerçek oldu ama:

Futboldan, siyasetten ve tababetten herkes anlar...

Her şeye karşın, doğru bilgiyi seçeceğiz, internetteki bilgi çöplüklerine karşı dikkatli olacağız...

***

Girişte vurguladığımız tarihsel salgınlar deyince benim aklıma ilk Yemen gelir. Yemen gezim sırasında ister istemez yanıtını aradığım soru şuydu:

Ne kadar kaybımız oldu?

Sorunun yanıtı bugün de askıda. Ancak ortalama kabul edilen rakam 300 bin. Bunu 1 milyona çıkaran kaynaklar da var. Kimi bilim insanları durumun ne kadar vahim olduğunu anlatmak için şöyle diyor:

Yemen’de ne kadar asker kaybettiğimizi tarih söylemiyor, çünkü söylemekten korkuyor...

Yemen’in başkenti Sana’da ortaokul öğrencisi Şerif,Derslerde Türklerle, Osmanlı ile ilgili ne okuyorsun” sorumuza şu yanıtı vermişti:

Öğretmenimiz söyledi... Yemen’in 20’nci yüzyıl başındaki adı, Makbarat al Etrek imiş... Yani Türkler Mezarlığı...

Yemen’deki onca acıyı türkülerle, ağıtlarla göğüslemeye çalışmışız, ama anılarını yazan çok az. Onlardan biri 1911-1918 arasında Yemen’de kalan Zeki Ehiloğlu’nun “Yemen’deki Türkler-Tarihimizin İbret Levhası” başlıklı kitabı. Askerlerimiz Kızıldeniz üzerinden Hudeyde Limanı’na getirilir, burada Yemen içlerine gönderilirdi. Ehiloğlu’nun bu yol üzerindeki anılarından bir paragraf:

Tehame’de çöl hastalıklarına yakalananlar, bilhassa salgın hastalığa tutulanlar buradan ileri, daha yükseklere gidemezler... Hasta askerler mümkünse çadırlarda, yoksa yaylanın bir tarafına yatırılır, tedavi edilebilenler kurtulur, iyileşmeyenler buradan ne ileri ne geri götürülemeyerek çok telefat verirlermiş. Yemen’in her yanı Türkler mezarlığı... Salgın hastalık zamanında işte şu sağ yamaçta açılan çukurlara yüzlerce Türk askeri birden gömülmüş...

O yamaçlarda yolculuk ederken insanın aklına Yemen türkülerinin biri gelip biri gidiyor:

Günden yanı soldu mola/ Yerden yanı çürüdü mola/ Mehmedimin gözlerini/ Karıncalar oydu mola...

Yemen’deki kayıp nedenleri şöyle sıralanıyor: 

Salgın hastalıklar, yerli saldırıları, savaşlar...

İlk sırayı onyıllar boyunca salgın hastalıklar almış. Yerli saldırılarında ise özellikle İngilizlerin kurguları etkili olmuş. Örneğin şunu yaymışlar: Osmanlı askerlerinin karnında altın var! Öldürün, deşip çıkarın!

***

Türkçemizde bir deyim var:

Şapa oturduk!

Çaresiz, umutsuz kaldık anlamında kullanıyoruz. 

Yemen gezim sırasında bu deyimin öyküsünü şöyle anlattılar:

Kızıldeniz’de şap üreten kimyasal bir ortam var. Deniz yüzeyinden bir metre kadar altta sert bir adacık haline gelebiliyor. Bunu göremeyen kaptanlar gemiyi şapa oturtunca çaresiz kalıyor...

Atasözlerimizin, deyimlerimizin çoğu tarihteki yaşanmışlıklar üzerine kurulu. 

Uğruna türküler yaktığımız Yemen’de de gidip dönmeyenlerin büyük bölümü salgın hastalıktan kırılmış...

Sözün özü, içinde bulunduğumuz durumun şakası yok. Korku yararsız, önlem şart...

Celal Vardar’ın şiiriyle noktalayalım:

Suya dokunmazmış,

Sabuna dokunmazmış...

Pise bak!


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020