Prof. Dr. Korkut Boratav'dan korkutan açıklama

Prof. Dr. Korkut Boratav, dövizin yükselmesiyle birlikte Türkiye'deki varlıkların ucuzlaması üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Boratav, mevcut durumu ve riskleri anlattı.

01 Aralık 2021 Çarşamba, 16:36
Prof. Dr. Korkut Boratav'dan korkutan açıklama
Abone Ol google-news

Türkiye’de döviz kurunun yükselmesinin sonuçları gündemdeki yerini koruyor. Döviz kurunun yükselmesi, vatandaşın satın aldığı ürünlere zam olarak yansırken, bir başka etkisi de tartışılmaya devam ediliyor. 

Dövizin yükselişi, Türkiye’deki banka, şirket, gayrimenkul gibi varlıklarının ucuzlamasına neden oldu. 

İspanya merkezli bankacılık devi BBVA, daha önce Garanti Bankası’nın yüzde 49.85 hissesi için 7 milyar dolar ödemişti. BBVA geçen haftalarda Garanti Bankası'nın yüzde 50,15'i için 2,6 milyar dolar teklif ederek bankanın tamamına talip oldu. İki satın alma arasındaki fark, Türk Lirası’ndaki değersizliğin, ülkedeki varlıkları “kelepir hale getirdiği” yorumlarına neden oldu. 

"TEREDDÜT EŞİĞİ GİRİŞLERİ FRENLİYOR"

“Hocaların hocası” olarak bilinen iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, ekonomideki gelişmeleri Gerçek Gündem’den Sami Menteş'e değerlendirdi. 

Prof. Dr. Boratav, Türkiye’deki bütün varlıkların ucuzladığını belirterek “Ülkedeki bütün bu varlıklar; finansal ve sabit varlıklar, dolar cinsinden ucuzlar. Dolayısıyla fırsat arayan yabancı yatırımcılar veya spekülatörler veya sıcak para yöneticileri bunları fırsat bilerek girebilir. Buradaki tek mesele şu; Girmeleri için belli bir güven eşiğinin korunması lazım. Yani şu anlamda, özellikle finansal varlıklara girip, çıktıkları zaman kazançlarının da tekrar dolara dönmesi gerekiyor. İşte bu tereddüt eşiği bazen girişleri frenliyor” ifadelerini kullandı. 

Garanti Bankası’nın satılışını hatırlatan Boratav, “Garanti Bankası’nın hissedarı olan Ispanyol bankası hisse senetlerini ucuza aldı. Eskiden satın aldığı paylara göre çok daha ehven bir rakamla bankanın büyük hissedarı oldu. İşte bu bir fırsattır” dedi 

“BU FIRSATI KULLANANLAR OLACAK”

Yabancı yatırımcılardan uzun vadeli düşünenlerin gayrimenkula yöneldiğini kaydeden Boratav, yaşananlarla ilgili şunları kaydetti:

“Bunu mizahi şekilde de ifade edebiliriz, ‘Türkiye ucuzluyor. Batan geminin malları, buyurun alışverişe girin.’ Tamam girin ama girenler bakalım aynı kolaylılıkla çıkacak mı? Bu memleket yabancılara karşı girdiği yükümlülükleri yerine getirebilecek mi? Bir de bu soru var. Türkiye, uluslararası sermaye açısında batan bir ülke izlenimi yaratmadığı için bu fırsatı kullananlar olacak. Bunu hem gayrimenkul satışları açısında hem de Borsa İstanbul’a giriş çıkışlar bakımından izleyebilirsiniz.” 

“ŞU ANDA TÜRKİYE BANKACILIK SİSTEMİNE YANSIYAN BİR KRİZE GİRMEDİ”

Boratav, “Bütün mesele şu; genellikle bu iş, dış dengelerle ilgilidir. Bir ülkenin sermaye hareketlerine duyarlılığı döviz giriş ve çıkışları ve buna ilişkin beklentileri döviz fiyatlarını tırmandırır bazen. Bir de ucuzlatır, tam tersi de olur” dedi. 

“Türkiye, 2000 yılına doğru bu türden bir krize girdi. Bunun çarpıcı sonuçları da oldu” diyen Boratav, 2001’de yaşananlarla ilgili “Türkiye’nin bütün özel dış borçları Hazine tarafından üstlenildi. Bankalarınki dahil olmak üzere. Batan bankalar oldu. Şu anda böyle bir dönemeçte değiliz. Ama dünyada yaşanmış deneyimler böyle bir riskin daima potansiyel olarak var olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Boratav, şunları kaydetti: 

“Şu anda Türkiye bankacılık sistemine yansıyan bir krize girmedi. Dış borç ödemeleriyle ilgili bir krize girmedi. İpin ucu kaçarsa girer mi acaba diye o ihtimal hep gündemde.  Şu ana kadar Türkiye’ye bakan uluslararası sermaye, bu giriş çıkışları izliyor, işine geldiği zaman fırsatı kullanarak alım da yapıyor…  Fakat diyelim ki önümüzdeki 12 ayda Türkiye’nin dış borçlarıyla ilgili döndürmesi gereken 170-180 milyar dolarlık bir yükümlülüğü var. Vadesi geldikçe bunların bir miktar döndürülmesine de kaynak veriyor uluslararası bankalar. Arada bir gazete manşetlerinde görüyorsunuzdur ‘Falanca banka 300 milyon dolarlık sendikasyon kredisi aldı…’  Yani büyük banklarımız parti parti dış borçlarını döndürmek için borç alıyorlar. Türkiye batık bir ülke olarak telakki edilmedikçe bu çark dönebiliyor.”

MADENLER YABANCILARIN ELİNE GEÇER Mİ?

Türkiye’deki varlıkların ucuzlaması bazı endişeleri de beraberinde getiriyor. Türkiye’nin önemli şirketleri, madenleri ve arazileri, uluslararası sermaye için ucuzlamış durumda. Ülkenin varlıklarının yabancıların eline geçme ihtimali bir süredir dillendiriliyor. 

Korkut Boratav, bu ihtimalin olabileceğini belirterek, madenlerin yabancıların eline geçmesiyle ilgili “Madenler yabancılara geçer ama çekicilik derecesine bağlı” yorumunda bulundu. 

Boratav, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Türkiye’de yabancılar ilgisini çeken maden, minerallerde zaten ciddi derecede yatırım yapmışlar. Ele geçirmelerine hiçbir engel yok.  Altın madenleri gündemde daima vardır. Dünyanın en büyük altın kaynaklarına sahip ülkelerden biri Türkiye ama var olan madenler yabancıların ilgisini çekiyor ve yabancılar bu madenlere giriyorlar da.” 

“Bu sansasyonel bir haber değil” değerlendirmesinde bulunan Prof. Dr. Boratav, “‘Vatan satılmaz, vatan kanla savunulmuştur’ diyen bir söyleme sahiplenirseniz bu sizin için problem olur. Ve emperyalizmin büyük senaryolarını biliyor ve izliyorsanız, bunun genel bir olay olduğunu bilirsiniz” dedi. 

“SERSERİ MAYIN GİBİ SAVRULUP GİDERSİN”

Güney Amerika ülkesi olan Bolivya’da geçen yıl ABD destekli darbeyle solcu lider Evo Morales iktidardan indirilmişti. Morales’in iktidardan darbeyle indirilmesinin arka planında lityum madeni olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Korkut Boratav, “Lityum madeni elektrikli araçlar için çok değerli bir mineraldir. Bolivya’da son olan darbenin arkasında, lityum zengini olan ülkedeki madenlerin kimin eline geçeceği olayı rol oynadığı söylenir” dedi. 

Türkiye’deki yaşananları da bu açıdan değerlendiren Boratav, şunları kaydetti:

“Eğer yabancılar ilgilenirlerse bankaların çoğunluk hisselerini alabilirler. Ama bu konu duyarlı bir konudur. Ulusal bankacılık diye bir kavrama sahip çıkarsanız, ki bence çıkmanız lazım… Bir ülkenin siyasal iktidarı kendi bankalar sisteminin kendi denetiminin dışında olmasını kabul etmemeli, sineye çekmemelidir. Bu bir değer silsilesidir. Kendi finans sisteminize sahip çıkacaksınız, madenlerinizin, minerallerinizin yabancıların eline geçmesini önleyeceksiniz, teknolojiye hakim olup kendiniz çıkaracaksınız. Bu ulusal bağımsızlık denen kavramın ekonomik boyutudur. Kendi ekonomik kaderine hakim olmazsan bu fırtınanın içinde serseri mayın gibi savrulup gidersin”

İKTİDAR DIŞ GÜÇLERİ AÇIKLAMIYOR

İktidar ekonomik tabloyla ilgili yaptığı açıklamalarda, kötü gidişattan “dış güçleri” sorumlu tutuyor. Doların ucuzlamasıyla birlikte Türkiye’deki varlıklara spekülatörlerin daha ucuza sahip olabilecek olması bir risk olarak duruyor. 

“Dış güçler bir söylem konusudur” diyen Boratav sözlerini şöyle sürdürdü:

“İktidarın dış güçler söylemi için muhalefet, kim bunlar açıkla diyor. Açıklıyor mu? Açıklamıyor. Türkiye kamuoyunun belli bir miktar kutuplaşmış bölünmesi var. Karşı tarafı dinlemiyorlar. İstediğin kadar ‘nerede bu dış güçler’ diye sor, istiyorsan afişe koy istiyorsan davul zurnayla çığırtkan gezdir karşı taraf dinlemiyor. Mesele bu. Kamuoyu, mantıki veya tutarlı açıklamalara duyarlı olmalı ki bu mesele itibar tartışması konusu olsun. Son tahlilde insanlar kendi hayatlarının değerlendirmesini yapıyorlar. ‘Nasıl yürüteceğim bu hayatı’ sorusu karşılarına çıkıyor. Bunun siyasete yansıması ayrı bir problem.” 

“BÜYÜK ÇOĞUNLUK TEK YÖNLÜ MESAJ ALGILIYOR”

“Büyük bir çoğunluk sadece tek yönlü mesaj algılıyor. Yani diğer tarafla ilgilenmiyor. İki tarafın argümanını tartışıp ‘mantıki olan nedir, bu açıklamalar benim hayatımı nasıl etkiliyor’ sorusunu sormuyor” tespitinde bulunan Prof. Dr. Korkut Boratav, ABD’deki son seçimlerden örnek vererek sözlerini sürdürdü:

“Bu, Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın iktisat göstergeleri bakımından en gelişmiş ülkesi olan Amerika’da son yapılan başkanlık seçiminde kaybeden Trump’a, 70 küsur milyon insan oy verdi. Bunların 4’te 3’ü seçimlerin çalındığını, hile yoluyla Trump’ın kaybettiğine inanıyor. Hiçbir nesnel kanıt olmadığı, defalarca tartışıldığı, incelendiği, mahkemelere intikal ettiği halde, böyle bir saplantı var. 

Türkiye kamuoyunun seçmen kitlesinin Amerikan kamuoyunun seçmen kitlesinden daha rafine, daha bilgili, daha titiz olduğunu iddia edemeyiz.”