Barış Doster

Üretim ekonomisine nasıl geçilir?

01 Aralık 2021 Çarşamba

Gazetemizde okumuşsunuzdur, bazı marketler, ayçiçeği yağına önce alarm takmış, sonra da zincir vurmuşlar. Çünkü 18 litrelik ayçiçeği yağının fiyatı, gram altın fiyatıyla yarışıyor. Bu kısa haber ve haberde kullanılan fotoğraf, yaşadıklarımızı özetliyor adeta. Bir zamanlar tarımıyla övünen, kendi kendisini besleyen yedi ülkeden biri olmakla öne çıkan Türkiye; tarımda dışa bağımlı hale gelmenin, yüzlerce tarım ürünü ithal etmenin acı sonuçlarını yaşıyor. Daha da yaşayacak...

Çünkü üretim ekonomisinden kopmanın bedeli ağırdır. Üretime dayanmayan ve milli olmayan bir ekonomiyle, güçlü bir ulus devlet olmak mümkün değildir. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan ABD’yle yakınlaşma süreci, 1950’de Demokrat Parti (DP) iktidarıyla daha da hızlanmıştır. 1952’de NATO üyeliğiyle birlikte ise Soğuk Savaş’ın düşünce kalıplarına teslim olmuştur. ABD emperyalizminin Türkiye’de gelişen nüfuzu, “Küçük Amerika olma” sevdası, “her mahallede bir milyoner yaratma” iddiası, Türkiye’yi bir çıkmaza sürüklemiştir. Çıkmazdan kurtulmak da zordur.  

DP iktidarıyla birlikte, ülkemizin eğitim sisteminde, dış politikasında, sanayisinde, tarımında, ulusal savunmasında ABD etkisi belirginleşmiştir. Truman Doktrini, devamında Marshall Yardımı, ABD’den gelen danışmanların önerileri ve raporları, Türkiye’nin yönünü saptamıştır. Bunlara göre Türkiye; planlı kalkınmadan, ekonomide devletçi politikalardan, sanayileşme hedefinden, kamu girişimciliğinden, KİT’lerden, demiryollarına öncelik vermekten vazgeçmelidir. ABD’nin, ABD yardım heyetlerinin dediklerini yapmalıdır.  

DÜN THORNBURG, BUGÜN IMF VE DÜNYA BANKASI   

Bu raporlar arasında hayli ses getiren ve heyet başkanı Max Weston Thornburg’un soyadıyla anılan Thornburg Raporu’nda, ülkemizin sanayileşmesinde önemli yeri olan Karabük Demir Çelik Tesisleri eleştirilmiş, yararsız yatırımlar olduğu öne sürülmüştür. SSCB yardımıyla yapılan büyük ölçekli sanayi yatırımlarına karşı çıkılmıştır. Türkiye’nin ABD’nin deneyiminden yararlanması, ABD yardımlarına başvurması, ABD’den sermaye yatırımı, kredi, dış borç istemesi önerilmiştir. Benzer görüşleri paylaşan raporlar çoktur.  

Thornburg’un öncesi de vardır elbette. Örneğin İngilizler; İzmir İktisat Kongresi’nin (17 Şubat - 4 Mart 1923) toplandığı günlerden itibaren bize, tuttuğumuz yolun tam tersini önermişlerdir. Yabancı sermaye olmadan kalkınmanın olanaksız olduğunu, yabancı sermayeyi denetlemeye çalışmanın felaket getireceğini savunmuşlardır. Londra merkezli The Economist dergisi o dönem şöyle yazmıştır: “Yabancı sermayeyi denetlemek bir yana, kendisini onun denetimine açmayan bir Türkiye, kalkınamaz.”  

İngilizler gibi düşünenler, Türkiye’de de vardır. Özellikle muhalefetteki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, ekonomideki liberal görüşleriyle, devletin ekonomideki varlığına karşı çıkmasıyla, yabancı sermayeye olumlu bakmasıyla dikkat çekmektedir.  

Sonuçta Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra ülkemize gelen ABD’li heyetlerin raporları, milletin malı olan fabrikaları, sanayi tesislerini, demiryollarını yenmiştir. Bugün yaşadıklarımız, o yanlış tercihle başlayan sürecin sonuçlarıdır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları