''12 Eylül bir karabasandı"

31 yıl aradan sonra Türkiye'ye dönen yazar ve siyasetçi Kemal Burkay ile biraraya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "12 Eylül bir karabasandı. Ülkemizden daha kara bulutlar yeni dağılıyor ama gün daima bulutta kalmaz" şeklinde konuştu.

02 Ağustos 2011 Salı, 13:31
Abone Ol google-news

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kemal Burkay ile Taksim Hill Otel'de bir araya geldi.

Yaklaşık 30 dakika süren özel görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Günay, Burkay'a, ''Vatanımıza hoş geldiniz'' demek istediğini söyledi.

''30 yılı aşkın bir hasret. Vatandan ayrılmak kolay bir duygu değil. Üstelik bir şair için, bir edebiyat ve düşünce insanı için, ister sürgün olsun ister başka bir şekilde olsun vatandan bu kadar süre ayrı kalmak herhalde çok zor bir duygu'' diyen Günay, Burkay'ı Türkiye'de görmekten dolayı çok mutlu olduğunu ifade etti.

Burkay'ın, uzun zamandan beri Türkiye'deki sorunları şiddetten uzak, tam bir demokrasi anlayışı ve diyalog ortamı içinde konuşmak, tartışmak ve çözmek konusunda düşüncelerini yüksek sesle söyleyen bir insan olduğunu ifade eden Günay, şöyle devam etti:

''Bu açıdan önümüzdeki süreçte düşünce ve siyaset dünyamız güzel şeyler bekliyor. İçten başarılar diliyorum ama bütün bunlardan önce de önemli bir şair, şiirleri bestelenen, başka dillere çevrilen önemli bir şair. Türkiye'nin barış içinde, dostluk içinde, kardeşlik içinde yaşamaya ihtiyacı var. Biz bin yılı aşkın bir sürede, 20. yüzyılın o akıl karışıklığı dönemini bir kenara bırakırsanız kardeşçe yaşamış insanlarız, hangi etnik kökenden, hangi inançtan, hangi kültür temelinden gelirsek gelelim. Tekrar bu birlikteliğe, bu kardeşliği anımsamaya büyük ihtiyacımız var. Şiirlerimiz, türkülerimiz, ellerimiz birleşsin diyor bir şiirinde sayın Burkay ve yine beni etkileyen bir mısradır, 'yaralarımızı umutla saralım' diyor. Yaralarımızı umutla saralım bence. Buna ihtiyacımız var. Sayın Burkay gibi arkadaşlarımızın bu yeni süreçte sorunlarımızı demokrasi içerisinde, kardeşçe, diyalogla çözme sürecinde duygulu yürekleri ve vatanseverlikleriyle olumlu katkılar yapacağını inanıyorum. 30 yıllık hasreti düşünmek bile zor. Nice zorluklar yaşadı. İnşallah bundan sonraki yaşamında güzellikler olur.''

Günay, daha sonra bakanlığınca hazırlanan Ahmed-i Hani'nin Mem u Zin eserinin Kürtçe olarak hazırlanan yayınını ve Nazım Hikmet ile İdris Küçükömer'in eserlerinden Burkay'a takdim etti.
 

Silah ve şiddet karşıtlığı

Kemal Burkay da kendisinin 60 kuşağından, Günay'ın da 68 kuşağından olduğunu, aralarında kültür değerlerini paylaşmaktan da gelen bağlar bulunduğunu söyledi.

Ankara'daki Ulucanlar Cezaevi'nin bir kültür merkezine dönüştürüldüğünü Günay'dan öğrendiğini ve kendisinin bir yazısından dolayı 1967 yılı başında bir dönem Ulucanlar Cezaevi'nde hapis yattığını belirten Burkay, şöyle konuştu:

''Diyarbakır'da İçkale çevresi cezaevi müze haline getirilecekmiş. Bunun girişimleri var. Bunun yanı sıra ünlü Diyarbakır 5 no'lu, yani 12 Eylül'de zihinlerde çok büyük travmalar bırakan 5 no'lunun da müze haline getirilmesi şu anda kararlaştırılmış olmasa bile düşünülüyor. Biz kendilerinden bu konuda destek bekliyoruz. O cezaevinde yatıp, o acıları çekmiş olanlar, onların yakınları bunu bekliyor. Bunun yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı bu dönemde çok önemli, tarihsel bakımdan önemli sayılacak uygulamalara imza attı. Bunlardan bir tanesi ünlü Kürt bilgesi Ahmed-i Hani'nin Mem u Zin eserini Kürtçe'ye çevirmesi oldu. Bunların yanı sıra biz bakanlıktan daha başka şeyler de bekliyoruz. Örneğin, Dersim yöresinde ünlü Munzur ve Harcık vadilerinin de korunması için çaba göstermeliler. Bir ülkede barajların yapılması elbette önemlidir ama bu vadiler de eşsiz doğal güzelliklerdir; su bastığı zaman belki bir daha kazanılamayacak kadar değerli varlıklarımızdır. Bunlar önemli turizm merkezleri olabilir. Eğer hükümet bunu başarabilirse, bakanlık da bunu desteklerse Dersim yöresi çok sevinecek ama bütün ülke bundan çok kazanacak diye düşünüyorum.''

Burkay, ''Yaşadığımız bunca acıdan sonra gerçekten yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Ben 1980'de ülkeyi terk ettim. Şimdi daha farklı bir ortam var. O zaman konuşamadığımız şeyleri şimdi çok özgürce konuşuyoruz. Uygarca bir diyalog ortamı var. Umarım ki bu anlayışı genelleştirebiliriz. Bütün ülkeye yayabiliriz. Bütün siyasi partilerin bu ortama destek vermesini istiyorum. Yani bu ülkeyi seviyorsak, halkımızı seviyorsak bir arada barış içerisinde, özgür koşullarda yaşamanın yöntemini bulmalıyız'' dedi.

Bunlar gerçekleşmezse özgür ve uygar bir yaşama kavuşulamayacağını ifade eden Burkay, bunun en önemli adımının da silahların susması olacağını söyledi. Burkay, silahları susturarak, diyaloğa ve barış sürecine şans tanınması gerektiğini dile getirerek, ''Ben silahta, şiddette ısrar etmenin ülkeye ve hiç kimseye bir iyilik olmadığı kanısındayım. Bunun yolunu bulmalıyız ve bunun için çaba göstermeliyiz. Ben ülkeme döndüm ve çok memnunum. Bundan sonraki çabalarım bu yönde olacak. Ne kadar katkı sunarım onu bilemem'' diye konuştu.
 

Sorular

Günay, ''İktidarların tutumları iklimi ne yönde etkiliyor'' sorusuna da şu yanıtı verdi:

''Her halde iklim değişiyor. 'Mutlaka gecenin içinden gündüz çıkacaktır. Sabahın sahibi vardır. Gün daima bulutta kalmaz. Her hal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri' diyor şair. Yaralarımız oldu tabii 30 yıl içinde... Türkiye, doğusuyla batısıyla, her tür insanıyla çok acılar yaşadı. Çok haksızlıklar yaşadı. 12 Eylül bir karabasandı. Ülkemizden daha kara bulutlar yeni dağılıyor ama gün daima bulutta kalmaz. Mutlaka ilerde güzel günler olacak ve biz yaralarımızı umutla saracağız. Acıtmayacağız, kanatmayacağı ve umutla saracağız.''

''Silahlar susmadan, bu ülkede çatışma varken, şiddetten birileri medet umarken herhangi bir sorunu çözmek mümkün değil'' diyen Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:

''O yüzden barış ortamı için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Biz hükümet olarak bu alanda çoğulculuğu geliştirmek, çok kültürlülüğü gerçekleştirmek, gönüllü yurttaşlık temeli üzerinde Türkiye'nin birliğini bütünlüğünü ve insanlarımızın eşitliğini ve kardeşliğini sağlama konusunda elimizden geldiği kadar adımlar atmaya çalışıyoruz ama geçmişten tortular var zihnimizin altında. Bunları tümüyle temizlemek kolay değildir. Biraz zaman istiyor. Biraz zaman, biraz sabır ve birbirimizin iyi niyetine güvenmek. Sanıyorum bu ortam içerisinde iyi şeylere doğru ilerleyeceğiz.''

Burkay da ''Biliyorsunuz 3 askerimiz Van'da şehit oldu. Bu haberler hakkında neler söyleyeceksiniz'' sorusuna şöyle cevap verdi:

''Benzer olaylar gelmeden önce beni çok üzdü. Lice'de askerlerin kaçırılması, Silvan'da yaşanan olaylar. Yani bunlar 12 Haziran seçimlerinden sonra başlayan ve öyle olması gereken yumuşama sürecini sabote eden türden eylemlerdir. Biz barış istiyoruz. Sadece ben değil, diğer Kürt kesimler de... Bu olaylar barış sürecine hizmet etmez, sekteye uğratır. Bu nedenle BDP'nin parlamentoya girmemesini de yanlış bulmuştum. Kanımca kriz yaratmak isteyenler, süreci sabote etmek isteyenler, bu tür eylemlere başvuracaklardır. Her iki yanda da olabilir. Türkiye'nin gerçeğini biliyoruz. Bir yanda barış, yumuşama, demokrasi için mücadele eden ve bunu isteyen geniş toplumsal kesimlere karşı, en başta askere çocuğunu gönderecek anne ve babalar, diğer tarafta Kürt anne ve babalar... Onlar barış ortamını dört gözle gözlerken bunu sabote etmek isteyenler de olur. Biz mümkün olduğu kadar bu tuzaklara karşı kararlı olalım. En başta hükümet kararlı olmalı. Son olayı da duyduğum zaman üzüldüm ve bunu söz konusu olayların devamı olarak düşünüyorum. Eğer bir tarafta silahlar susmuşsa diğer taraf operasyon yapmasın. Biz ordunun silah bırakmasını tabii ki öneremeyiz. Her ülkenin ordusu silah bırakmaz ancak bir taraf eylemsizlik ilan etmişse operasyonlar durdurulabilir. Bence bu silahların tümden susması, diyalog sürecinin başlaması, siyasetin normalleşmesi, dağdakilerin inmesi için zemin hazırlar.''

Burkay, kendisini, ülkeye döndüğü zaman yine vatan hasreti çekerek yaşamını yitiren Türk şairi Nazım Hikmet'in bir temsilcisi olarak gördüğünü ifade etti.

Bu arada Günay ve Burkay'ın görüştüğü salonun duvarına Atatürk posteri üzerine Türk bayrağı asılması dikkati çekti.