Devrimci kaymakam

Ağanın en küçük bir faydasına dokundun mu yandın. Yandın da bittin. Sana edilmedik iftira, yapılmadık zulüm kalmaz. Bir gün bir yazar çıkar da Anadolu kasabalarının iç yüzünü yazarsa, işte o zaman niçin bir çıkmazdayız, niçin bu kadar geri, korkunç durumdayız, her şey gün gibi ortaya çıkar. Türkiye’nin en büyük problemi ortaya çıkar. Yerden mi bittin, gökten mi yağdın bre kaymakam? Buraya Kadirli derler. 15 yılda 37 kaymakam değiştiren kasabadır bu. Bu Kadirli Ağaları burada kaç kaymakamın kuyruğuna teneke bağlamadı. Sen arandan, köylülerle kendi arandan, nasıl olur da ağaları çeker bir yana atarsın? Geleceğin varsa göreceğin de var...

10 Nisan 2020 Cuma, 14:00
Abone Ol google-news

Sanırım 1950’den önceydi. Kadirlide Çamlı kahvede Ağalardan birisiyle konuşuyordum Bu sıralar Kadirliye Ortaokul açılması için bütün Kadirlililer canla başla çalışıyorlardı. Her nedense bu bizim Ağa kasabaya ortaokul yapılması aleyhindeydi. Ağayla bunun tartışmasını yapıyorduk.

Hiçbir şey söylemiyor, yalnız “Kel başa şimşir tarak, şimşir tarak,” deyip duruyordu. Ben de oturmuş dilimin döndüğünce, kasabaya ortaokul açılmasının zararlı değil, çok faydalı olacağını, gençlerin okuyacağını kültürlerinin artacağını, ne bileyim ben, söylenmesi gereken her bir şeyi söylüyordum Bunun üstüne Ağa bir ara ağzındaki baklayı çıkarıverdi.

TOPRAĞIMIZI PAYLAŞACAKLAR

“Biliyorum, biliyorum,” dedi, “okuyacaklar da bu fakir fıkaranın çocukları hep senin gibi olacaklar. Olacaklar da bizim servetimize, topraklarımıza göz dikecekler. Okuyacaklar da köylünün önüne düşüp bizim topraklarımızı paylaşmağa çalışacaklar.”

Ben o zamanlar Kadirli çarşısında Hacı Ali Çavuşla, bir dükkân saçağı altına sığınmış bir arzuhalciydim. Hikâyeler karalıyordum, roman denemeleri yapıyordum. Günde de en çok on lira kazanıyordum. Köylüler, ağaların elindeki hazine tarlalarının listesini çıkarıp bana getiriyorlardı. Falan Ağada şu kadar devlet toprağı var, falanda şu kadar, diye. Ben de arzuhallerini yazıyordum. İşte bütün suçum buydu.

VAY BABAM VAY!

Ağalar bu kadarcık şey için o kadar kesif bir propagandaya girişmişlerdi ki benim için, vay babam vay! Elimde telsiz istasyonları mı yoktu, verici radyo mu yoktu, neler de neler. Her gece Sülemiş tepesine çıkıp Rusyayla mı konuşmuyordum.. Üstelik de, her hafta candarma dairesine ihbar ediliyordum.

Bizim komşu, ama kapı bir komşu Candarma Çavuşu eve geliyor, bizim evi baştan sona tarıyordu. İş öyle bir hal almıştı ki, Candarma Çavuşu bizim evde ne var ne yok ezbere biliyordu. Kaç tane şiir yazdım, kaç satır hikâye yazdım hepsini biliyordu. Bir de kasabanın yarı halkı, millete seyir gerek ya, bizim kapıya yığılıyor, bu aramayı seyrediyordu. Benim alıcı verici radyom öyle gizli bir yerdeydi ki, hiç mi hiç bulunmuyordu. Belki hâlâ arıyorlar!..

GENÇLİK, DAYANDIK...

Sonra, boşu boşuna hapisler mi? Şöyle arkama dönüp bakıyorum da bunca zulme insanoğlu dayanamaz. Gençlik işte dayandık. İnşallah bir gün bu korkunç macerayı okurlarıma iyice yazarım da, Ağalar nedir, faydaları için insan hayatına nasıl kıyarlar bir iyice anlarsınız.

Yukardaki örneği kendimden söz etmek için vermedim Demek istedim ki, Ağanın en küçük bir faydasına dokundun mu yandın. Yandın da bittin. Sana edilmedik iftira, yapılmadık zulüm kalmaz. Bir gün bir yazar çıkar da Anadolu kasabalarının iç yüzünü yazarsa, işte o zaman niçin bir çıkmazdayız, niçin bu kadar geri, korkunç durumdayız, her şey gün gibi ortaya çıkar. Türkiyenin en büyük problemi ortaya çıkar.

Osmaniye de Adana’nın bir ilçesidir. Kadirli kazasına komşudur, bitişiktir Mehmet Can, Osmaniye’nin bir köyündendir Okumuş kaymakam olmuş. Ben kendisiyle ancak yarım saat görüşebildim. Sanırsam bundan önce de bir kasabada kaymakamlık etmiş. Uzun boylu, esmer güçlü, gösterişi olan, otuz beş otuz altı yaşında gösteren birisi.

Millî Birlik Komitesi ihtilâlle idareyi ele alınca, işte bu köylü Memet Can Kadirliye kaymakam tâyin ediliyor. Üç ay hiçbir işe karışmıyor. Öyle donmuş gibi duruyor. Yalnız tek şey yapıyor. Diyor ki Ağaların, başkalarının aracılığıyla gelen hiçbir işi haklı da olsa yapmam, herkes kendi işini kendisi kovuşturacak. Kaymakamlık odası herkese açıktır.

NASIL KALDIRIRMIŞ!

İlk homurtu buradan başlıyor. Nasıl olur da Ağalar kendi öz köylülerinin işini kovuşturamazlarmış. Yüzyıllardan bu yana süregelen bir alışkanlığı bir Kaymakam nasıl kaldırırmış! Nasıl kaldırır da, ayağı çarıklıları odaya doldururmuş.

Kasabada kötü sözler dolaşmağa başlamış:

“Ne olacak, fukara çocuğu değil mi? Servet düşmanı, Ağa düşmanı değil mi? Fukara çocuğu olduğundan dolayı içinde derdi var, Ağalara karşı. Odası Kaymakamlık odası değil, köylü odası... Çarık kokusundan odasına girilmiyor.”

Ağalar, bunu böyle söylemişler ya, yaymışlar ya... Köylüde de halkta da bir kıvanç bir kıvanç... Yerden mi bittin, gökten mi yağdın bre Kaymakam?

Buraya Kadirli derler. On beş yılda 37 Kaymakam değiştiren kasabadır bu. Bu Kadirli Ağaları burada kaç Kaymakamın kuyruğuna teneke bağlamadı. Sen arandan, köylülerle kendi arandan, nasıl olur da Ağaları çeker bir yana atarsm? Geleceğin varsa göreceğin de var... CHP’li Ağalar geliyor, iş yok. DP. liler geliyor, iş yok. CHP’liler diyor ki, bu adam DP’li. Bizi halkın gözünde beş paralık etti. DP’liler diyor ki, ne olacak zaten Milli Birlik Kaymakamı... İki uç burada bir iyice birleşiyorlar. Bir şey yıkılıyor. Mehmet Can’ın kişiliğinde o Feodal nizam dedikleri Ortaçağın bir düzeni yıkılıyor... Bunu nasıl yapar bu adam? Hiç köylü, yanında Ağası olmadan hükümet kapısına gidebilir mi, giderde kendi eliyle kendi işini görebilir mi? Öyle ise bu Ağaların Beylerin hikmeti vücudu ne?

İş bununla kalsa iyi... Üç ay sonra bu Kaymakam, bu ayağı çarıklı köylü oğlu azıttıkça azıtıyor. Halkı yanına aldı ya, arkasında da Milli Birlik hükümeti var ya... Aaaah eski günler... Bir Kaymakam ne ki, el kiri bile değil. Gidersin Ankara’ya çıkarsın İçişleri Bakanı’na, onun bile gerekliği yok, gidersin bir şube müdürüne, “İl Başkanı selâm eyledi” dersin. Bu Kaymakamın burada durması iktiza etmez. Hemen alırlaar en münasip yere atıverirler. Bu Milli Birlik daha yeni.. Üstelik de ilân edip duruyor, “Ağalara karşıyım” diye. Bir çare yok. Bu Kaymakamın ettiği etik değil ya, başta ihtilâl hükümeti var, ne gelir elden. Beklemekle koruk helva olurmuş, bunu Ağalar kadar dünyada hiç kimse bilmez.. Ben bunun öz bir tanığıyım ki, hiç kimse bunlar kadar beklemeyi bilemez.

“Ağıya ağıda bulduk ilâcı” derler ya, bu Kaymakam tam Ağaların dişine göre adam. Köylü milleti kurnaz olur. Ağaları kendisiyle halk arasından kaldırınca, gerçekten bu büyük devrimi yapınca, halkın kendisine bağlanacağını biliyor. Kim bilir babası, dedesi, ağa aracılığıyla hükümete, neler pahasına işler yaptırmışlardır.

BİR İKİRCİK, BİR İKİRCİK

Bizim Kaymakam üç ay bekledikten, bütün ilçeyi köy köy tanıdıktan sonra işe başlıyor. Köylüyü de bir iyice biliyor da...

Kadirlinin köylerinin bir kısmı ovada, bir kısmı da Torostadır. Ova köylerinin bir çoğunda okul yok. Kaymakamın elindeki okul tahsisatı da az, hepsine yetmez. Kaymakamımız köylü ya, köylünün yüreğini bir iyice bilir ya...

Köylere ilânat veriyor:

“Behey arkadaşlar, kıymetli köylülerim, vatandaşlarım, bilesiniz ki köyünüze okul yaptırılacak. Ama elimizde tahsisat az var. Şimdi, siz köylüler, kendi öz bir gönlünüzce, devlet zoru, Kaymakam korkusu yok, bunu böylece, bunu isterim ki bir iyice bilesiniz, kumunuzu, çakılınızı, bir de kirecinizi alır getirir, okul yapılacak yere yığarsanız, sizin okulunuzu hemen başlatırım.. Bu işi hangi köy ilk olarak yaparsa, ben de ilk olarak o köyün okuluna başlatırım.”

Köylülerde bir ikircik bir ikircik... Şimdiye kadar gelen hangi hükümet adamı sözünü tuttu ki... Her neyse bir iki köy çakılı, kumu, taşı, kireci taşıyıp yığıyorlar okul yapılacak yere... Kaymakam gün geçirip fırsat vermeden zamana, hemen okula başlatıyor. Az bir zamanda da okul bitiriliyor. Bunu gören köylüler de bir yarış bir yarış... Kumu, taşı, kireci yığan yığana. Ve ova köylerinin okulları birkaç ay içinde tastamam oluyor.. Öğretmen bekliyor.

Amanın bu ne iştir, bu ne sihirdir, bu ne keramet? Derken senin Kaymakam aynı usulle, aynı şekilde ovadaki köy yollarına başlıyor... İmece yoluyla. Seninkiler görüyorlar ki, az bir zamanda da köy yolları tamam olmaz mı?

Bu sefer de dağ kollarının adamları gelip Kaymakamın başına musallat olmazlar mı?

“Arkadaş, biz adam değil miyiz? Biz vatandaş değil miyiz? Dağ koluysa da vatanımız bu topraklar Türkiye Cumhuriyetinin içinde değil mi? Arkadaş ova köylüleri imece bilir de biz bilmez miyiz?”

Ve Kaymakam aynı usulle dağ köylüleri yollarına ve okullarına başlatıyor.

27 KÖYDE OKUL VARDI

Kadirli ilçesinin 67 adet köyü var. Bu 67 adet köyden yalnızca 27 sinde okul vardı. Hükümetin bir programı varmış. Türkiye de on yıl içinde okulsuz köy kalmıyacakmış. Adana Valisi söyledi bana, Adana ilinde bu program beş yılda tamam olacakmış. Ben buna inanıyorum...

Mukadder Öztekin adındaki Adana Valisi de namlı çalışkanlardan. Bu on yıllık program Kadirli ilçesinde yani Adana ilinin Kadirli ilçesinde kaç yıla inmiş? Bir düşünün bakalım, mümkünü yok bulamazsınız? Akıl almaz bu işi..

Yani bizim memlekette akıl almaz... 34 okul yapılacak bir ilçeye... 34 okul öyle kolay kolay biter mi? Sabrınızı fazla taşırmayım Kadirlideki bu 34 okul bir yılda yapılıp bitecek. İçine öğrenciler girip gürül gürül okuyacaklar..

Gittim gördüm, son birkaç okul da bitirilmek üzereydi. Siz olsanız bu Kaymakamı ne yaparsınız? Ne mi yaparsınız? Düşüncenizi söylemenizi istemiyorum...

Elin adamı böylesi Kaymakamı ne yapar, ilerki yazılarımda göreceksiniz.

On yılı bir yıla indiren!

Ya biz 9 yılı ne yapacağız?