İki şehrin hikâyesi...

Şehirleri kıyaslamak bize özgü bir alışkanlık değil. Aynı ülkede olmalarına rağmen birbiriyle yarışan o kadar çok şehir var ki...

21 Mart 2021 Pazar, 04:33
İki şehrin hikâyesi...
Abone Ol google-news

İstanbul ile Ankara arasındaki rekabetin benzeri Los Angeles ile New York arasında yıllardır devam ediyor. Porto Lizbon’a, Milano Napoli’ye her fırsatta meydan okuyor...

Burada da durum farklı değil. Ülkede çalışan yabancılar ya da gezmeye gelen turistler iki büyük şehri karşılaştırıp durur. “Dubai mi, Abu Dabi mi” sorusuna verilecek cevap hangi ortamda olursa olsun uzun bir sohbetin başlama vuruşu gibidir. Topu alan rakip kaleye yönelir. Kazananı olmayan bu tartışmada genellemeler havada uçuşur ancak tüketilen nefes, kimsenin düşüncesini değiştirmeye yetmez. Bu yüzden işin ehli kişiler yuvarlak cevaplarla konuyu geçiştirir, hatta bazıları sohbeti sessizce izlemeyi tercih eder. Günün sonunda herkes sevdiği ya da yaşamak zorunda olduğu şehirle birlikte olacaktır. Buraya taşındığım günden bu yana “Dubai mi, Abu Dabi mi” sorusuna defalarca hedef oldum ama bu karşılaştırmada bugüne kadar kazananı ya da kaybedeni pek görmedim. Herkesin beklentileri, alışkanlıkları, yaşam tarzı farklı ve bütün bu kişisel tercihlere önyargılarla birlikte genellemeler de eklendiğinde “O mu, bu mu” sorusu anlamını yitiriyor. İki şehri kıyaslama konusunda lafı yuvarlayıp hâlâ cevap vermediğimin farkındayım... Kime göre, neye göre...

FARKLI ALIŞKANLIKLAR...

Şehir diye tanımladığımız Abu Dabi ve Dubai, yedi emirlikten oluşan Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) birbirine komşu en büyük iki emirliğinin adı. Abu Dabi, BAE’nin başkenti, iç dengelerin hakemi, dış siyasetin de aktörü. Zenginliğinin kaynağında petrol var. Dubai ise BAE’nin en kalabalık şehri, Ortadoğu’nun finans merkezi. Dünyanın en yüksek binasını, türünün ilk örneği dev palmiye adasını barındırıp bütün “en”leri toplamayı hedefleyen bir şehir. Abu Dabi’ye oranla çok az petrolü olan Dubai’nin gelir kaynağı emlak ve turizm. 

Birbirine sadece 140 kilometre uzaklıkta olmalarına rağmen iki emirliğin yaşam tarzı, alışkanlıkları ve öncelikleri farklı. Değişik mizaçlara sahip kişilikleri var. Abu Dabi mütevazı tavrıyla işini sessizce bitirmeyi tercih ederken Dubai “Ben senden daha zenginim” dercesine gösterişi seviyor. Abu Dabi köklerini unutmayıp kültürel faaliyetlerini geliştirirken Dubai, Guinness Rekorlar Kitabı’nın sayfalarını doldurmakla meşgul. Abu Dabi planlı ulaşım sistemiyle, Dubai içinden çıkılmaz trafiği ve kaybolma ihtimali yüksek yollarıyla ünlü. İkisinin de polis kuvvetleri, su ve elektrik sağlayıcıları, vergileri farklı. Başkentin bürokrasisi Dubai’de fazla hissedilmiyor. Abu Dabi, sosyal ilişkilerde herkesi memnun etmekten keyif alsa da ahlaki pusulası geleneklere dayanıyor. Otoriter ve kuralcı, macera aramaktansa uzman olduğu alanda kendini geliştirmeyi seviyor. Kavgayı sevmiyor ancak sakin görüntüsünün altında her an parlayabilecek yapıya sahip. 

Dubai’ye gelince... Hırslı, meraklı, kafasına koyduğunu yapıyor, şaşırtıcı derecede tutkulu aynı zamanda enerji dolu. İlgi çekmeyi seviyor ve hayat dolu. Parasal konularda da uzman. İki şehrin ortak noktası tolerans. BAE’de iş yapacak herkesin başarı ya da başarısızlığı ülkenin kültürüne ve ritmine ayak uydurmasına bağlı. 

İki şehrin hikâyesi birbirine benzer görünse de karakterleri farklı, ama itiraf edeyim ikisi de bana yabancı. Dubai’de yaşarken Abu Dabi’yi kıskanıyorum, Abu Dabi’yi ziyaret ettiğimde Dubai’yi arıyorum fakat en çok da geride bıraktığım kendi şehrimi özlüyorum.

Başta da belirttiğim gibi şehirleri kıyaslamak kazananı olmayan bir tartışma. “Kime göre güzel, neye göre iyi” sorusunun cevabı kişiden kişiye değişir, olgular bazen yanıltır, istisnalar çoğu zaman geneli etkilemez ve bu konu sabaha kadar bitmez. Gelin hep beraber bir orta yol bulalım ve yazıyı Nietzsche’nin şu sözüyle noktalayalım: “Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır.”

[email protected]