Tutkulu bir birliktelik

Koleksiyonlar, toplayan ile eşya arasında adeta 'bütünleşen' şekilde bir birliktelik oluşturur. Koleksiyonerliğin insanı en eski uygarlıklara kadar götüren eserleri inceleyebilecek ve anlamaya çalışacak hale getirmesinin verdiği doyum, kolay vazgeçilecek bir duygu değil.

20 Kasım 2011 Pazar, 10:06
Abone Ol google-news

Prof. Dr. Münir Ekonomi, iş hukuku konusunda çalışmaları ve birçok kuruma verdiği desteğin yanı sıra sanat ve arkeolojiye yönelik sorumluluğuyla da tanınan bir isim. 21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı’nda “Koleksiyoner Onur Ödülü”ne değer görülen Münir Ekonomi’nin koleksiyonundan bir bölüm de fuar süresince “Prof. Dr. Münir Ekonomi Koleksiyonu’ndan Bir Kesit: Arkeolojide Sanat” başlığı altında sergileniyor.

- Koleksiyonlarınızın bir kısmını toplu görme şansını biraz da bu ödüle mi borçluyuz?

Koleksiyonum ile uzun yıllar baş başa kalmıştım, sadece yakın dostlarım koleksiyonumun bir kısmını görmekteydiler. Ancak koleksiyonu oluşturan değerlerin, topluma açılması, hatta bu açılmaya süreklilik kazandırılması çok önemli. Ödül vesilesi ile koleksiyonlarımın bir kısmının dahi olsa sergilenmesine imkân verilmesinden dolayı mutluyum.

- Koleksiyonunuzda hangi eserler öne çıkıyor?

Koleksiyonlar, toplayan ile eşya arasında adeta “bütünleşen” şekilde bir birliktelik oluşturur. Ayrıca koleksiyonerlik bilinçli yapıldığında insana çok yönlü bilgi birikimi sağlar. Değişik konularda koleksiyon yapıyorum, ancak bunlar içinde resim ve arkeolojik eserler önde geliyor.

- Koleksiyonculuk dışarıdan bakınca zevkli bir iş gibi görünse de kendi içinde zorlukları da olan bir alan. Ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?

Büyük bir zorlukla karşılaşmadım, ama koleksiyon yaparken tutku ile bütçe çatışmasının sonucu tutku galip geldiğinde, kaynak için bütün imkânları zorlamak gerekebiliyor. En büyük güçlükse resimleri koruyabileceğim, asılı görebileceğim yer konusunda çıkıyor. Resim sayısı arttıkça, önce duvarda asılan resimler sıkıştırıldı, nihayetinde konut sayılarının artışına kadar işi götürmem kaçınılmaz oldu.
 

- Arkeolojik eser koleksiyonu sanırım bunlar arasında en zahmetlisi...

Çünkü resim koleksiyonculuğundan çok daha pahalı, hukuki sorumluluğu çok fazla ve koruma şartları için alınacak önlemler daha fazla yükümlülük taşıyor. Her şeyden önce koleksiyoner olarak kabul edilebilmeniz için eserleri koruyacağınız yerlerin, bağlı olacağınız müze tarafından uygun görülmesi gerekir. İkinci olarak da sahip olduğunuz her arkeolojik eserin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan sağlanacak envanter defterlerine kaydedilmesi, belirtilen işlemler için kısmi süreli bir arkeologtan danışmanlık hizmeti almanız kaçınılmaz. Bir de bunlara yılda en az bir kez, bağlı olunan müze tarafından yapılan denetimleri eklediğinizde, gerçek zorluklar daha da belirgin hale geliyor. Bir de bunlara yılda en az bir kez bağlı olunan müze tarafından yapılan denetimleri eklediğinizde, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda öngörülen yükümlülüklere aykırı işlem ve eylemlerin hapis cezası yaptırımlarına bağlandığı da göz önünde tutulduğunda, gerçek zorluklar daha da belirgin hale gelmektedir. Ne var ki insanı en eski uygarlıklara kadar götüren eserleri inceleyebilecek ve anlamaya çalışacak hale getirmesinin verdiği zevk ve doyum, kolay vazgeçilecek bir duygu değildir. Şu hususu belirtmeliyim ki, arkeolojik eserlerin koleksiyonunu yapmak bana yepyeni bir dünyanın kapılarını açtı, dostluklar kazandırdı, bilgi dağarcığıma toplumsal ve sanatsal yaşamın olgularını ve kurumlarını başka bir gözle değerlendirmek sebebiyle, bugünün değer yargılarına nasıl gelindiğini daha yakından tanıtan bir alt yapı kazandırdı. Bu açıdan İstanbul Arkeoloji Müzeleri çalışanlarına teşekkür ederim.

-TÜYAP sanat fuarının 21 yıllık gelişme çizgisine bakıldığında hangi hususları tespit edebiliriz:

Sanat eserlerinin, her çeşit akım, üslup, okul ve gruplar olarak temsil edilmesine geniş serbesti tanımak ve katılımcıların isteklerine ve beğenilerine uygun seçim yapmak üzere rekabetçi fiyatlardan yararlanabilecek ortamı yaratmak ilk özelliği olarak ortaya çıkmaktadır. Ulusal sınırların aşılmasıyla, yabancı galerilerin de katıldıkları bir çeşitlemede rekabetin güçlenmesinin sağlandığını da önem verildiği dikkat çekmektedir. Genç sanatçıların teşvik edilmeleri fuarın öncelikleri arasında yer almaktadır. Koleksiyonerlerin ve sanatsever kurumların, bu kapsamda müzelerin arayışlarına ve uluslararası standartlara göre oluşan öncü akımları temsil eden eserlerle cevap verecek galeriler arasında sürekli ve köklü ilişkiler kurulmasına çaba gösterildiği izlenmektedir.

Görülüyor ki kitap ve sanat fuarları ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesinde çok etkili bir yere sahiptirler. Ülkemizde çok yönlü fuarcılık faaliyetine öncülük edenlerden biri TÜYAP’tır, başarı grafiği yükselme ve büyüme şeklinde devam etmektedir.