Zürih'te saatler Johnny Depp'e ayarlandı!

Ünlü aktör ve müzisyen Johnny Depp önceki gün 14. Zürih Film Festivali'ne konuk olunca dakikliği ve sakinliğiyle tanınan kent bir süreliğine karıştı. Yeni filmi “Richard Says Goodbye”ın gösterildiği festivale katılacağı bu nedenle son anda duyurulan Depp'in galaya geliş saati habire değiştirildi ve bölgede yoğun güvenlik önlemleri alındı.

20 Ekim 2018 Cumartesi, 16:59
Abone Ol google-news

Son dönem basından iyice kaçan ve hiç söyleşi yapmayan ünlü aktörün bir sohbetle medya ve hayranlarıyla buluşacağı haberi ise salonun küçüklüğü nedeniyle fazla teselli olamadı, dünya gözüyle tanışmak isteyen yüzlerce kişi dışarıda nafile bekledi. Her zamanki şahsına münhasır,-kendi deyişiyle mütevazice 'ne bulduysam giydim' kıyafeti ve dövmeleriyle sahneye çıkan Johnny Depp'in alçakgönüllü tavırlarına dair edilen bütün sözler meğer doğruymuş, sürekli minnettarlığını belirten jestler ve 'hayatta herkes gibi bir şeyler yapmaya çalışıyorum' cümleleriyle övgülerin önünü kesmeye çalıştı, samimi sohbetiyle biz şanslı fanileri ihya etti. Geçtiğimiz aylarda yine Zurih'te müzik grubu Hollywood Wampires'la konser de veren ünlü oyuncu “Sahnede olmayı daha çok seviyorum çünkü müzikle daha rahatım, filmler bambaşka bir alem” diyerek söze başladı: “Sahnede çalarken anında bir etkleşim oluyor, hangi notaya nasıl basacağınızı dahi bu enerjiyle karar veriyorsunuz yani seyirciyle birlikte eğleniyoruz. Oysa film setinde herşey belirsiz ve kendinizi çok güvensiz hissedebiliyorsunuz. Film nasıl olacak, siz nasılsınız, seyirci sevecek mi, bu sorular ve endişeler için bir yılın üzerinde vizyona çıkmasını beklemek zorundasınız. Film çıktığında ise herşey size geçmişte kalan bir hayal gibi geliyor” dedi. Bu nedenle yönetmene güvenmek can alıcı bir noktaymış, özellikle vurguladı: “Eğer yönetmene güvenmezseniz bittiniz, çok az oyuncu yönetmene güvenmeden işin içinden canlı çıkabilir. Bu nedenle önce sevdiğim ve güvendiğim isimlerin projelerini kabul etmeye meyilliyim. Yani önce yönetmen!” Tim Burton ise en yakın arkadaşı, “Kimsenin iş vermeye yanaşmadığı bir dönemde bana inandı. O dönem kendimi kovdurmaya çalıştığım bir TV dizisinde çalışıyordum” sözlerinden sonra “Edward Scissorhands” (1990) filmiyle başlayan ilk tanımalarını anlattı: “Çok zayıf, saçları darmadağın, şahane parlayan gözleriyle karşımdaydı, anında sevdik birbirimizi. Saatlerce sohbet ettik, bolca kahve içtik, sonra şarkılar filan, artık sonralara bizi tutan aşkolsun”. Burton'la “Ed Wood” (1994) ve “Corpse Bride” (2005) misali şahane filmlerde birlikte çalışan oyuncuya göre artık aralarında söze dahi gerek olmayan bir iletişim var.

 

Jack Sparrow saunada doğdu!

Bir karakteri yaratmak için kendini dinlemek önemli ama nereye kadar sorusu ise şüpheli elbette: “Herkes bundan bahseder ama her oyuncunun yolu farklıdır. Ben bazen çok hırpalarım kendimi,kimi zaman eğlenceli, rolne göre kimi zaman sıkıntılı bir hırpalama oluyor. Ben de her defasında kendime yaratıcı bir çare arıyorum. Örneğin Jack Sparrow'u Disney yetkilileri, daha ciddi bir Saber Rider (80'lerin çizgi TV dizisi) versiyonu olarak planlamışlar. Ben de bir korsan olarak kafasına hayli güneş geçmiştir diye düşündüm. Bunu gerçekten anlamak adına da bolca saunaya takıldım. Çok da iyi geldi, yani Jack Sparrow saunada doğdu!” Bağımsız sinemacıların gözdesi iken onu Hollywood starına dönüştüren “Karayip Korsanları” filmlerine minnettar olduğunu, başta performansını fazla riskli bulan ve onu kovmak isteyen yapımcılara karşı direnen yönetmeni Gore Verbinski'ye teşekkürü her fırsatta borç bildiğini söylerken ekledi: “Dedim ya, herşey güvenle oluyor” Kendinden doğrudan söz etmek yerine rollerini anlatmaya meylederken 'Lütfen yanlış anlamayın, mevzudan çok kaçmıyorum, aslında nacizane kendimden de epeyce şey anlatıyorum” dedi."

Şaşırtılmak isterim!

Rol seçiminde yönetmenden sonra neleri önemli olduğu sorusunu ise tereddütsüz yanıtladı: “Şaşırtılmak isterim, karakterin bana özel bir şeyler söyleyebildiğini hissettiğim anda tamamdır. Keşfedecek birşeyleri olduğunu, araştırma isteğimi körükleyecek noktalar olduğunu görmem yeterli. Gerçek karakterleri canlandırırken durum daha farklı, hayalgücü yeterli değil. “Donnie Brasco”da (1997) oldupu gibi örneğin, kişiyi biraz olsun gerçekten tanımak, yetkililerin yazdığı resmi tarihin ötesine geçmek istiyorsunuz. Kim olursa olsun anılarına saygısızlık etmemek adına görünenin altına bakmak zorundasınız.” Gelgelelim o kadar başarı, şan şöhret ve paraya rağmen kendisini star olarak kabul etmiyor: “Seyircinin ilişki kuracağı, yüzeysel bile olsa anlamaya çalışacağı, tekrara düşmeyen performanslar vermeye çalışıyorum. Bu anlamda kendimi, izninizle bir karakter oyuncusu olarak kabul etmek isterim”.