Brüksel şenlendi!

Bazen ıkınır sıkınır zorlarsın, grev yapar sözcükler, kâğıda dökülmez bir türlü. Bazen de yazı kendini yazdırır, sana sadece sırasıyla dizmek düşer. Akar gider, yazdıkça yazarsın. Arabasız günde yürürken aslında bu haftaki pazar yazımı yazdığımı sonradan fark ettim.

26 Eylül 2021 Pazar, 02:00
Brüksel şenlendi!
Abone Ol google-news

O gün Brüksel’de arabasız gündü. Türklerin yoğun olarak yaşadığı Schaerbeek Belediyesi’nde Türk Caddesi olarak bilinen Chaussee de Haecht’ta yolun tam ortasından omuzlar yukarıda “Bugün kral benim” der gibi yürümenin zevki başkaydı. Fazla bisikletli de yoktu. Olivier Sokağı ile caddenin kesiştiği köşede bulunan Nasrettin Hoca ve eşeğine selam vermeden geçmek olmazdı. 2006 yılında açılışı yapıldıktan sonra önce eşeğinin kuyruğu daha sonra da Hoca’nın sağ kolu kırılan Gallait Sokağı (Rue Gallait) üzerindeki önceki 3 metre 70 cm boyundaki devasa heykel kaldırılıp yerine bu kez 2018 yılında başka bir yerde Chaussee de Haecht’ta ve geçici olarak 1 metre 20 cm boyunda minik bir heykel dikilmişti. Heykeli görenler “Manneken Pis (İşeyen çocuk) heykeli mi daha küçük yoksa Nasrettin Hoca heykeli mi, diye sormadan edemiyor. 55.5 cm boyundaki minicik işeyen çocuğu dünyanın dört bir yanından milyonlarca ziyaretçi geziyor. Minik ama sevimli olunabilir. Ancak yeni heykelin geçici yeri pek hocamızın şanına yakışmıyor. Etrafı çöp ve evsizler/sığınmacılar doluyor. İlgisizlikten ve belirsizlikten yakındı Nasrettin Hoca. “Yanıma oturup fosur fosur sigara içiyor saatlerce sohbet ediyorlar. Eşeğimle beni fark bile etmiyorlar. Üstelik sigara izmaritlerini de yere atıyorlar” diyen Hoca, kendisini bir kenara itilmiş, orada unutulmuş gibi hissediyor. “Sokağa izmarit atana 200 Avro idari ceza veriliyor ama Brüksel sokakları izmaritten geçilmiyor” Hocam demekle yetindim. (Arabasız pazar, sadece yayalara ve bisikletlilere, motorlu taşıtların sıkıntısı olmadan başkent sokaklarının büyüsünü keşfetme fırsatı vermekle kalmadı. Bu sene ikincisi gerçekleştirilen “Temiz Yürüyüş” etkinliği kapsamında yaklaşık 250 gönüllü Brüksel sokaklarından 65 bin sigara izmarit ve 30 torba çöp toplandı.)

YAYA OLMAK ZOR!

Uzun sohbetten sonra kent merkezine doğru yürümeye devam ettim. Brüksel Merkez Tren Garı’nın ilerisinden aşağı doğru Agora Meydanı’na giden yol tıklım tıklım bisiklet doluydu. Scooter ve bisikletliler, krallığıma son vermişti. Otomobillerden kurtulduk derken şimdi de yolları paylaştığımız bisikletliler ve scooter’larla başım dertteydi. Çarpmamaları için sirkte ip üzerinde yürüyen cambaz gibi davranmak gerekiyordu. Zaten Brüksel Belediyesi de şehir merkezinde yaya güvenliğini artırmak için bir kampanya başlatmıştı.”Mazeret Yok” olarak adlandırılan kampanya, bisiklet, scooter veya otomobil kullananları hedefliyor ve “Yaya her zaman yol hakkına sahiptir; özellikle yoğun alanlarda hızınızı ve davranışlarınızı diğer kullanıcılara göre ayarlayın; sollarken, karşıdan karşıya geçerken veya yön değiştirirken çok daha fazla dikkatli olun; gözlerinizi yolda tutun ve diğer yol kullanıcılarına karşı daima nazik davranın” gibi, özellikle kalabalık olan yaya bölgelerinde akılda tutulması istenenlerden oluşuyor.

Eski kent merkezindeki büyük meydana Grand Place’e vardığımda adımsayarım yedi bini gösteriyordu. Alanda bir kahve içer soluklanırım diye düşündüm ama meydanda Brüksel Folklor Festivali Folklorissimo’nun ikinci gün etkinlikleri vardı. Bir gün önce başlayan ve Grand-Place ve Manneken Pis heykeli çevresinde Brüksel ve uluslararası mirasını sergileyen etkinliklerden oluşan festival ile eski kent merkezi cıvıl cıvıl olmuştu. Dev boyuttaki elinde gitar bulunan Jacques Brel kuklasını görünce “Brüksel tekrardan şenlenmiş sayın Brel” dedim. Demez olaydım. Brel de doluymuş. İçini döktü. Çok şey anlattı ama ben sadece bizim Türklerle ilgili olanını yazayım. “Ben de Schaerbeek’liyim. Brüksel’deki Türklerin hemşerisiyim ama pek ilgilenmiyorlar benimle” dedi. “Müzikte duygunun yerini teknolojiye bırakması”ndan yakındı, felsefik kelamlar etti. Kötümser havayı dağıtmak istedim. “Bir günlüğüne de olsa Brüksel şenlenmiş” cümlesi döküldü dudağımdan. (8 Nisan 1929’da Brüksel’de Schaerbeek’te doğan ve bir süre orada yaşayan Brel, 9 Ekim 1978’de Paris’in varoşlarından Bobigny’de akciğer kanserinden yaşamını yitirmişti.)

KAZANANA AĞIRLIĞINCA BİRA

Tarihi borsa binası inşaat halindeydi. Karşıya geçip tarihi Les Halles Saint-Géry’de Wilco Bosems’un “Brüksel’in posta kutuları” sergisini gezmeyi geçirdim aklımdan. Saint-Géry Meydanı’ndaki binanın etrafı bir günlüğüne geçici yarış pistine dönüştürülmüştü. Birazdan ilginç bir el arabası yarışması başlayacaktı. Her biri iki kişilik ekiplerden oluşan iki el arabası yarışıyordu her keresinde. Biri el arabasına oturuyor diğeri el arabasını sürüyordu. Yarışmaya katılan herkese birer bira veriliyordu. Kazanana ise ağırlığınca bira verilecekti. Brel’e karşı yüzümü kara çıkarmadı Brüksel. Sürrealizmin başkenti sürprizlerine devam ediyordu.

Dönüş yolunda bedava bisiklet tamiri yapan stantlara rastladım. Meşhur Metropol Oteli’nin önünde içebildim ancak kafemi. Kuzey Tren İstasyonu’nun yanından “Brüksel’in Mahmutpaşası” adını taktığım Rue de Brabant’a geçtim. Normalde otomobillerin bile adım adım ilerleyebildiği caddede şimdi kral bendim ve kaldırımda değil, yolun ortasında yürüyordum. Oradan eski Nasrettin Hoca heykelinin olduğu yere uğradım. Heykel çoktan kaldırılsa da yandaki düzeneğin bir kısmı duruyordu.

Eve dödüğümde adımsayara baktım, günlük 17 bin adım ortalama hedefimi fazlasıyla tamamlamıştım ama Nasrettin Hoca’yı unutamıyordum bir türlü. 1 Ekim Dünya Gülümseme Günü’nde hocamın durumuna dikkat çekmeye karar verdim.

[email protected]