‘Adamlar’ gitmiyor
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Adamlar’ gitmiyor

02.11.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Adamlar” devletin yönetimini ele geçirince giderek tiranlaşırlar, asla kendi rızalarıyla emekliye ayrılarak bir köşeye çekilemezler. Ben “Adamlar” ile ilgili olayları yazarken bu saptamayı bir aksiyom olarak kabul ediyordum. Geçen hafta, Branko Milanovic’in Substak sayfasında rastladığım bir çalışma, Milanovic’in o çalışmayla ilgili yorumları bu aksiyomu destekliyordu. Sıcağı sıcağına sizinle paylaşmak istedim.

Branko Milanovic, “gelir eşitsizlikleri” alanında çalışan, bir süre Dünya Bankası araştırma bölümünde de görev alan, ünlü bir ekonomist ve siyasi analisttir. Geçen hafta sayfasında, Cornell Üniversitesi’nden Kaushik Basu’nun Oxford Open Economics’te yayımlanan “The morphing of dictators: Why dictators get worse overtime” (Diktatörlerin dönüşümü: Niye diktatörler zamanla daha da kötüleşirler?) başlıklı, matematiksel modellerle de desteklenerek geliştirilmiş araştırmasını aktardı.

İKTİDARA TUTSAK OLMAK

Basu da Milanovic de “tutsak” kavramını kullanmıyorlar ama analizleri bu noktada birleşiyor. Bir “adam” hangi niyetle (iyi ya da kötü) iktidara geldikten sonra bir daha kendisi isteyerek -hatta istese de- gidemez. Çünkü “adam” iktidara geldikten sonra yönetirken kimi önlemler alıyor, kimi düşmanlar kazanıyor. “Dönem sonu” gelince (genel seçimleri varsayıyoruz), bir karar alması gerekiyor: Kaybederse ne yapacak? Her şeye karşın kalmaya karar verirse yasaları zorlayan, genel ahlakın sınırlarını aşan adımlar atmak, “suç işlemek” zorunda kalır. Başarılı olursa düşmanları artar suçları büyür. Bir “dönem sonu” daha gelince gitmesi artık daha riskli olduğundan, yasaları ahlakın sınırlarını zorlamaya suç işleyerek daha da derine dalmaya devam eder... 

Bu klasik bir “tiranlaşma” sürecidir; kimi zaman trajik sonuçlar da sergileyebilir. Örneğin Daniel Ortega, Nikaragua’da Sandinista’ların lideri olarak diktatörlükle savaştı. Kazandı, iktidara geldi ülkesi için iyi şeyler de yaptı, seçimleri kaybetti muhalefete geçti. Ancak ikinci kez iktidara gelince orada kalmak için gittikçe kötüleşen işler yapmaya, tiranlaşmaya başladı. Basu, “Bu konuyu diktatörün başlangıçtaki niyetlerini bir kenara bırakarak tartışmak gerekir” diyor; başlangıçta niyet ne olursa olsun sürecin hep aynı yönde gideceğini matematiksel bir modele dayanarak da savunuyor.

Basu çözüm olarak diktatöre; güvenli, onurlu bir çıkış yolu, ürettiği serveti de alarak emekliye ayrılma olanağı sunmayı öneriyor. Milanovic’in itirazı da bu noktada başlıyor. Ana akım ekonomistlerin “insan maddi çıkar ve rahat yaşama kaygısıyla hareket eder” varsayımının aksine “adamlar”ın iktidara, hemen her zaman para için değil güç ve bir projeyi gerçekleştirmek için geldiğini tiranlaşmanın (ve eklemek gerekir ki müstehcen düzeylerde servet biriktirmenin -E.Y.) bu vektör üzerinde yaşandığına dikkat çekiyor. 

Dahası “adamlar” devlet yönetiyor, dükkân değil, devlet yönetimi kimi şiddet içeren kararları almayı kolaylaştırıyor, hatta zorunlu kılabiliyor. Machiavelli’nin işaret ettiği gibi, egemen (adam), yönetirken kaçınılmaz olarak hatalar yapar, suç işler çünkü siyasetin ve insan toplumunun (sınıflı toplum -E.Y.) doğası budur.

Milanovic, tiranın emekli olma seçeneğinin de aslında olmadığını gösteriyor: Çünkü tiran için güç ve iktidar birinci arzu ve kaygı haline geldikten sonra, hiçbir zenginlik bu gücün yerine geçemez. Tiranlarınki, aslında çok yoğun ama bir anlamda dünyevi hazlardan çoğu kez uzak, devlet yönetmenin teknik işleriyle, güvenlik sorunlarıyla, siyasi dengeleri koruma, muhalefeti etkisiz kılma çabalarıyla dolu yoğun ama yavan bir yaşamdır. Tiranlar, ne kadar zengin ve güvenlikte olurlarsa olsunlar, emekliye ayrılarak zevke ve sefaya dalamazlar. Çünkü esas arzuları, açlıkları, gereksinimleri iktidarı ve güç uygulama kapasitesini korumaktır. Milanovic ve Basu değinmiyorlar ama “adamı” orada tutan ve adamdan beslenen “pouvoir” (iktidar) çevresinin direncini de hesaba katmak gerekiyor.

Tartışmanın geldiği noktada kaçınılmaz olarak şu sonuca ulaşıyoruz: Diktatörlere, iktidarı terk etmeleri için sunulacak hiçbir şey yoktur. Diktatör, ya ölür, ya suikasta/isyana/darbeye/devrime kurban gider ya da bir süre için yerine bir kukla bırakarak gidermiş gibi yapar.

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026