Güldürmen ittifakı!

Güldürmen ittifakı!

05.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“İki yiğit çıkmış meydana,

İkisi de birbirinden merdane.

Altta kaldım diye üzülme,

Üste çıktım diye sevinme...”

Eski pehlivanların öğüdü boşuna değildir.

Güreşte olduğu gibi siyasette de asıl marifet rakibi yere sermek kadar, minderden kalkınca el sıkışabilmektir!

***

Üç gün sonra bu kez er meydanı Kırkpınar değil, Külliye olacak.

Bir dönemin KaçAK Saray’ı görücüye çıkacak.

Bir anlamda NATO İttifakı’nın minderi olacak.

Bir yanda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ötekinde Başkan Trump...

Hakem makem yok.

Seyirlik bir oyun bu. Ekran ekran, perde perde sergilenecek bir oyun bu.

FIFA Dünya Kupası bitiyor.

NATO Dünya İttifakı başlıyor.

Kupadan vakitsiz elenmiştik.

Bu kez dünya kamuoyunun ilgisi üzerimizde olacak.

Herkesin kafasında aynı soru:

“İlk hamleyi kim yapacak?”

(Ama ilk hamleyi Deniz Göktaş’ı hapse atan savcılar hâkimler yaptı bile. Komedyen demek büyük saygısızlık. Yargı “komedi” konusu olmalı!

Güldürmen çok yerinde bir sözcük. İlahiyatçı Cemil Kılıç kullanıyor.)

Erdoğan’ın “Ekonominin sorumlusu benim ben” sözünün ilhamıyla, kaşar karakterli dolar milyarderi Trump’ın “Dünya düzeninin sorumlusu benim ben!” demesi sürpriz olmayacak.

Yine pehlivanlık gibi, diplomaside de eski bir kural vardır:

Vakitsiz kündeye getirmeye çabalayan kendisini zora sokar.

Dünya siyaseti ise tek kişinin, tek devletin sırtlayabileceği kadar hafif değildir. Dünya düzeni de tek pehlivanın çevireceği bir minder değildir.

Son söz her daim er meydanınındır:

“Altta kaldım diye üzülme, üste çıktım diye sevinme.”

Trump bu dersi daha yeni aldı.

İran’ı haritadan silmek için yola çıktı.

Sonra da yalancı pehlivan efelenmelerinin arkasına sığınmak zorunda kaldı.

***

İttifak

Cumhur’unki yetmedi, şimdi de NATO’nunki ile yatıp kalkacağız.

İttifak aşağı, ittifak yukarı...

Nasıl oldu da bu Arapça sözcük birdenbire balonlu çiklet gibi ağızlara sakız oldu.

Bunda “fak” hecesinin kulaklarda bıraktığı tınının, sözcük olarak uyandırdığı ve çağrıştırdığı anlam kimyasının önemli bir payı olmalı.

İttifak, “uyuşma, birleşme, sözleşme” anlamına gelen “vifak” kökünden türemiş bir sözcük.

Daha çok savaş zamanlarında ve siyasal tarihte, devletler arasında kurulan ortaklıklarda kullanılıyor.

Aynı aileden “müttefik” ve “muvafakat” gibi sözcükler de günlük yaşamda yaygınca bir kullanıma sahipler.

Yalan dolanın, hile hurdanın, eğilip bükülmenin gündelik politikaya fazlasıyla girmesiyle siyasal deyimlerin, sözcüklerin de pabucu dama atılıyor.

Sözgelimi “uzlaşı hükümeti”, “ortak hükümet” gibi karşılığı var iken yıllarca “koalisyon”a mahkûm edildik.

Şimdi de varsa ittifak yoksa ittifak...

“Uzlaşı” sözcüğünün özü ve sınırları belirsiz gibi algılandı.

Bu “fak” hecesinin, vurgusunun garip etkisi var. Belli ki bundan yüce yargımız da etkilenmiş olmalı ki yasalarımızda “nisbi”si var iken daha sağlam daha oturaklı diye “mutlak butlan”ı siyaset yaşamımıza sokuverdi.

İttifakın çifte “t”si ve “fak” gibi sağlam vurgusu göz boyamak isteyenlerin ağzında sahte bir silaha dönüştü.

Dünyaya keyfine ve kesesine göre düzen verme iddiasındaki Donald Trump, İsrail’in seçilmiş diktatörü Netanyahu ile kolkola Gazze’de, Ortadoğu’da binlerce, on binlerce çocuk, yaşlı, günahsız insana yaşattı ve daha yıllarca da yaşatabilecek.

NATO ittifakı da bunu seyretti. Belli ki bir zaman daha seyretmekle yetinecek. Çin’in ve Uzak Doğu’daki siyasal, ekonomik ve dinamik gerçeklikler, NATO ittifakının bir zaman daha kurusıkı atmasına olanak tanıyor.

Tıpkı yoksulluğa, yokluğa, işsizliğe, çaresizliğe seyirci kalan bizim Cumhur İttifakı’mız gibi!...