Giardano Bruno, evrenin sonsuz olduğuna ve başka dünyaların varlığına inanıyordu. 16. yüzyılda Roma Katolik Kilisesi tarafından sapkın ilan edildi. Görüşlerinden vazgeçmeyi reddedince 17 Şubat 1600’de Roma’da diri diri yakılarak idam edildi.
İnsan uygarlığının egemen anlayıştan farklı görüş ve inançlara, organize dinlere ve düzene karşı eleştirilere hoşgörüsüzlüğü, yüzyıllar öncesinde savaşla ve idamla sonuçlanıyor; toplumsal ölçekte çoğunluk azınlığı, bireysel ilişkilerde güçlü olan zayıfı doğrudan ortadan kaldırarak yok ediyordu.
Günümüzde birçok ülkede idam cezası kalktı ama toplumun genelinin dışında bir tez mi savunmaya mı kalktınız, hâlâ “Vur abalıya!” denilerek suçlanıp dışlanıyorsunuz.
‘KRAL ÇIPLAK!’ DİYE HAYKIRANLAR ARTMALI
Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen, hiciv dolu “İmparatorun Yeni Giysileri” adlı masalını 1837’de boşuna yazmadı. Herkesin “çok güzel” olduğunu iddia ettiği görünmez elbiseleri giyen çıplak krala, bir çocuğun kalabalığın içinden “Kral çıplak!” diye haykırmasıyla cesur olmanın erdemini anlatıyordu ünlü masal.
Ne zamanı geçti ne de önemi azaldı bu öykünün. Çünkü yüzyıllar geçse de gerçek hayatta her zaman karşımıza çıkan bir durumu anlatıyordu. İmparatorluklar dönemi bitti, kral unvanlı insanlar dünyada tek tük kaldı ama o unvanları taşımasalar da ağızlarından “demokrasi” sözcüğünü düşürmeyen kral ruhlular çoğaldı! Halkın ülke yönetimi için belli bir süreliğine yetki verdiği siyasetçiler, kendilerini kral sanmaya başladı.
LAİKLİĞİ YOK SAYMANIN AĞIR BEDELİ!
Diğer yandan insanlığın Bruno cinayetinden bu yana ağır bedeller ödeyerek verdiği mücadeleyle laiklik ilkesi, en büyük kazanım olarak hayata geçirildi. 16. yüzyılda İngiltere’de din adamı olmayanların da kilise yönetimine katılma talepleriyle birlikte, 1789 Fransız Devrimi’nden sonra siyasi ve hukuki bir ilke olarak laiklik, insanlığı aydınlattı.
Türkiye’de ise Osmanlı’nın ümmet sistemini ve şeriat hukukunu sonlandıran Cumhuriyet Devrimi sayesinde laiklik, 1937’de anayasaya girdi. Ne var ki aşiret sisteminin, toprak ağalığının varlığını sürdürmesine sessiz kalan, oy için tarikatlarla iş tutan sömürücü siyasetçiler yüzünden gericilik her fırsatı kullanarak her yere sindi, laiklik büyük darbeler aldı ve günümüzde anayasanın 2. maddesinde devletin niteliği olarak yazsa da AKP döneminde yalnızca adı kaldı.
AKP, siyasal İslamcı ideolojisiyle toplumun üzerine kabus gibi çöktü; tüm kamusal hayatı abluka altına almakla kalmayıp bireysel hayata ve inançlara da müdahale eder hale geldi, belli bir yaşam tarzı çocuklara anasınıfından itibaren dayatılmaya başlandı.
İnancı farklı olanlar, farklı bir mezhebe ait olanlar, hiç inanmayanlar inanılmaz bir baskı altına alındı. Kamusal alan ve eğitim tümüyle dinselleştirildi!
KEPAZE BİR ÇILGINLIK!
Ve sonunda insanları güldürmek için tek kişilik gösteri yapan Deniz Göktaş adlı komedyen, gerçek olayları dile getirip din hakkındaki bazı konulara da değindiği için “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” ile suçlanıp tutuklandı!
Bir gösteride kullanılan ifadeleri beğenmeyebilirsiniz ama bu o kişinin ters kelepçeyle gözaltına alınıp tutuklanması için gerekçe olamaz! Nitekim Göktaş’ı altı yıl önce yine bir gösterisinde veganlarla alay eden ifadeleri nedeniyle eleştirmiştim. O zaman bana e-posta ile ulaşıp düşüncelerini açıklamıştı.
Üstelik siyasetçilerin konumları gereği eleştiriye çok daha fazla katlanmaları gerekir. Göktaş’ın tutuklanması, Türkiye’de nicedir ifade özgürlüğünün olmadığının, gülmenin bile yasaklandığının son kanıtıdır.
Ne diyelim?! Bruno gibi haykıralım ki gözlerimizin önünde örtü olmasın!
“Kör hata, açgözlü bir dönem, aksi şans,
Sağır hasetlik, kepaze çılgınlık, kıskanç eşitsizlik
Kaba bir kalp, bozuk ruh, çılgın cesaret,
Temiz bir havayı benden gizlemeye yeterli olmayacak,
Gözlerimin önünde bir örtü olmayacaktır.”