Deniz Göktaş ve ‘eski Türkiye’de özgürlük’

Deniz Göktaş ve ‘eski Türkiye’de özgürlük’

05.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugün köşemi, haksız ve hukuksuz olarak tutuklanmış ve/veya mahkûm edilmiş olan bütün “içeridekilere”, “onları unutmadığımızı” anımsatmak için, halkına hizmet etmek amacıyla çalışırken tutuklanmış olan, tanımadığım bir akademisyene tahsis ediyorum:

Doç. Dr. Buğra Gökce, parmaklıkların arkasından, bir komedyene, Deniz Göktaş’a yapılan adaletsizliğe, “Eski Türkiye” denilen AKP İktidarı öncesindeki “özgürlük ortamını” anımsatarak isyan ediyor!

***

@gokcebugra

Biz küçükken Devekuşu Kabare vardı. Zeki Alasya-Metin Akpınar ve müthiş bir kadro, yasakları, yozlaşmayı, güncel politik durumu, siyasetçileri alabildiğine eleştirirdi.

Darbeciler de payını alırdı siyasetçiler de. Bir kere tutuklandıklarını hatırlamıyorum. Demirel ve Özal’ın bizzat gidip oyunları izlediği bilinir.

Uğur Yücel stand-up’lar yapardı. Müthiş taklit yeteneği vardı. Siyasi hicvederdi. Başka birçok sanatçı, yazar, düşünür de eleştirilerini serbestçe yapardı. Gırgır on binler satıyordu.

Bu bize özel de değildi. Babalarımızın, büyüklerimizin zamanında Marko Paşa, Akbaba gibi dergiler vardı. İsmet Paşa’yı bikiniyle çizmişlerdi. Bu yüzden ifade vermeye çağrılmadılar.

Kahkaha, espri, şaka, neşe güzel şeylerdir. Sadece bireysel düzeyde değil, kamu açısından da önemli bir işlevi vardır:

Siyasetçilere, devlet adamlarına, haşmetli koltuklarda oturanlara birer fani, ölümlü ve bizden biri olduklarını hatırlatır.

Bir anlamıyla mizah, geniş anlamda sanat, “kudretli olan”lara o kudretin halktan kaynaklandığını gösterir.

Yöneticiler halktan biridir, kutsal değildir, ilahi değildir.

Sahip oldukları her şey halk tarafından kendilerine verilmiştir. Görevleri de halka hizmet etmektir. Bundan büyük de bir şeref yoktur, o yüzden “Halka hizmet Hakk’a hizmettir” diye de bir deyişimiz var.

Deniz Göktaş ne yaptı? Sadece bazı beyanlarda bulundu. Bir sanat eseri ortaya koydu. Yazılı bir metni, bir hikâyeyi etkili bir şekilde izleyici ile paylaştı. Bundan ne zarar çıkar? Fiziken kim zarar görebilir, kimin hakları zedelenir?

86 milyon insanla birlikte yaşıyoruz, hepimizin hoşuna gitmeyen şeyler söyleniyor. Bir fikrin, ifadenin zarar verebilmesi için belirli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Böyle bir koşulun gerçekleşmediği ortada. 5 milyon insan izledi, çokça insanın gülmesi ve düşünmesi dışında bir sonucu görülmedi.

Şimdi Deniz Göktaş’ın tutuklandığı haberini aldım. O kadar ağır bir karar ki ne kadar ağır olduğunu en iyi benim gibi ağaçtan (damdan) düşenler anlar.

Biliyorum böyle her karar geldiğinde gençlerimizin yüzü soluyor, ülkemize umutları biraz daha azalıyor. Neşesi kaçan, suskun, korkuyla yaşayan bir topluma dönüşüyoruz. Yüzler asık. Ne gerek var? Neden neşe ve huzur içerisinde yaşamayalım? Neden mutlu olmayalım?

Demokrasiye ve adalete ihtiyacımız var: Deniz Göktaş için de Deniz Göktaş’ı izleyenler ve bizim gibi izlemek isteyenler için de Deniz Göktaş’ı hiç sevmeyenler ve izlemek istemeyenler için de.

Birlikte yaşayabiliriz. Göğe bakalım!

***

Evet, ben de Gökce gibi, AKP iktidarı öncesindeki “Eski Türkiye”nin özgürlük ortamını özlüyorum!