Alev Coşkun

Hisarcıklıoğlu günaydın!

19 Aralık 2021 Pazar

Türk ekonomisi Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen büyük bir sarsıntının etkisi altına girmiş bulunuyor...

Türk Lirası sadece son 45 günde yaklaşık yüzde 50 oranında değer kaybına uğradı. Böylesi büyük bir çalkantı daha önce görülmedi ve ekonomi henüz durulmadı...

Geçen cuma günü, inatla politika faizini indiren Merkez Bankasının bu kararından sonra dolar 17.60 düzeyini gördü. Bütün ekonomik sistem sarsıntı geçirdi. Geleceğin ne olacağı beklentisi altına girildi. 

Bu durum karşısında, Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Hisarcıklıoğlu, feryat ederek “acil önlem çağrısında” bulundu...

Geç kalan Hisarcıklıoğlu

Hisarcıklıoğlu, “Piyasalarda yaşanan çalkantı ve döviz kurlarının geldiği seviye birçok şirketimizi endişelendiriyor... Acil önlemler alınmasını, öngörülebilirliğin temin edilmesini bekliyoruz” dedi...

Hisarcıklıoğlu’nun bu çıkışına verilecek en doğru yanıt “GÜNAYDIN” olacaktır.

Hisarcıklıoğlu her zaman olduğu gibi geç kalmıştır. Uzun yıllar işgal ettiği TOBB Başkanlığı makamı için de tarihe bu geç kalışla geçecektir...

Sadece Hisarcıklıoğlu değil, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Kayseri gibi büyük ticaret merkezlerimizin ticaret ve sanayi odaları başkanları da geç kalmışlardır...

Özellikle son beş yıldır olan bitenleri görmüyorlar mı?

Kısa bir sürede Merkez Bankası Başkanı’nın beş kez değişmesinin ekonomiye vereceği zararı göremediniz mi?

Ekonomi dünyasında yeni olmayan “Faiz sebep, enflasyon neticedir” gibi teori ve sloganlarla Türk iş dünyasının ve Türk halkının aldatıldığını, uyutulduğunu görmediniz mi?

Korkuyorlar

Sadece TOBB, sadece ticaret ve sanayi odaları başkanları değil, Türk ekonomisine yön veren büyük holdinglerin sahipleri, CEO’ları, yöneticileri de tüm ticaret burjuvazisi de sınıfta kaldılar... Eksi ve olumsuz puan aldılar...

Peki iş adamları, ticaret burjuvazisi, sanayiciler bu büyük çalkantıyı görmüyorlar mıydı? 

Olur mu, “mükemmel” görüyorlardı. Gelen fırtınayı açık bir biçimde duyumsuyorlardı... Ama korkuyorlardı... Korkularından konuşamıyorlardı... Bana dokunmayan yılan bin yaşasın politikası güdüyorlardı... İktidarı alkışlıyorlardı... Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanım siz haklısınız diyorlardı... Kötü gidişi gördükleri halde tersini söylüyorlar, ekonomi çok iyi gidiyor diyorlar, alkışlıyorlardı. Olayın “vahametini” herkesten önce ve iyice gördükleri halde ses çıkarmıyorlardı...

Şimdi, en sonunda konuşmaya başladılar... Ama artık çok geç... 

Sayın Hisarcıklıoğlu ve sayın ticaret ve sanayi odaları başkanları artık çok geç..

Önce kendi çıkarlarınızı düşündüğünüz için, ülke çıkarlarını ikinci plana attığınız için ve zamanında uyarılarda bulunmadığınız için hepiniz suçlusunuz...

Katılımcı demokrasi

Demokrasi denilince kimse mangalda kül bırakmıyor... Herkes en büyük demokrat, herkes en ileri demokrat...

Ama demokrasinin kuralları vardır... Günümüz demokrasisi dört yılda bir yapılan genel seçim değildir... Elini taşın altına koyabilmektir. Katılımcı demokrasiyi yaratmaktır...

Demokrasi, insan aklının bulduğu bir yönetim sistemidir. Ayrıca, her sistemde olduğu gibi “mükemmel” değildir... Dünya ölçeğinde kabul edilen bir söylemle “demokrasi, daha iyisi bulununcaya kadar, en az hatalı yönetim modelidir.

Son yüz yıldır, denetlenmeyen demokratik sistem kimi ülkelerde büyük çöküntüler, “travmalar” yaratmıştır. En açık örneği Almanya’da seçimle iktidara gelen Hitler’in Nazi, İtalya’da seçimle iktidara gelen Mussolini’nin faşişt diktatörlüklerini kurmalarıdır.

Bu nedenlerle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı dünyasında yeni anayasalar yapılmış, insan haklarını temel alan, hukuk devletinin gerçekleşmesi sağlanmış, hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi için anayasa mahkemeleri kurulmuştur.

İktidarın denetlenmesi

Böylece, temel olarak hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde siyasal iktidarın gücü sınırlandırılmıştır...

Bunlar yetmez... Asıl önemli olan katılımcı demokrasinin gerçekleşmesidir.

Katılımcı demokrasi, en temel tanımıyla aşağıdan yukarıya, çevreden merkeze karar mekanizmalarına halkın, sivil örgütlerin, sendikaların, işçilerin ve işverenlerin katılmalarının sağlanmasıdır. 

Nazi Almanyası’nda, Mussolini İtalyası’nda tek adam yönetimine sendikalar, işverenler, işadamları aman bana dokunmasınlar diye ses çıkarmıyorlardı... Ama gelen kötülükler herkesi derece derece etkiledi... Bu nedenle bugün tüm Batı dünyasında işçi işveren örgütleri susmuyorlar... Konuşuyor, uyarıyorlar... Katılımcı demokrasinin gereklerini yerine getiriyorlar. 

TOBB genel başkanı, ticaret ve sanayi odaları başkanları, barolar, sendikalar, işveren örgütleri basın örgütleri ve tüm demokratik kitle örgütleri konuşmalıdırlar. Gerektiği zaman iktidarlara karşı korkmadan uyarılarda bulunmalıdırlar. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları