Aslı Aydıntaşbaş

Referanduma nasıl gidilir?

26 Ocak 2017 Perşembe

Bugünlerde herkes, “No” filminden söz ediyor. Film, Şili’de darbeci general Augusto Pinochet’nin görevini 8 yıl daha uzatmak amacıyla 1988 yılında yapılan referandumla ilgili... İktidarın devlet imkânları ve tüm gücüyle “Evet” kampanyasına asıldığı dönemde, yaratıcı bir reklamcının başı çektiği ufak bir grup, usul usul “Hayır” kampanyasını organize ediyor. Ama ilginç bir taktik izliyorlar. Hayır kampanyasını, kan, gözyaşı ve baskı değil, daha hafif temalar üzerine kuruyorlar. Ve askeri cuntanın tüm engellemelerine rağmen kazanıyorlar.
2012 yapımı, gerçekten heyecan verici. Karanlık bir rejimin sonu, birkaç yürekli ve yaratıcı insanın girişimiyle geliyor. Ve böylece, yepyeni ve demokratik bir ülke doğuyor.
Ancak gel gör ki, Şili bir istisna. Bu film sizi fazla heyecanlandırmasın çünkü baskıcı rejimlerde bu tarz muhalif seçim kampanyaları, nadiren başarılı olur.
Genelde otoriterlik, kendini devam ettirmenin araçlarını da yaratır.
Buna sayısız örnek var.
Mübarek rejimi, her seçimi yüzde 80’lerle kazandı. Saddam rejimi, her seçimi yüzde 90’larla kazandı. Tüm medya ve iletişim kanallarını zapturapt altına alan Putin, seçim şaibesi konusundaki iddialara rağmen yüzde 60’larla seçim kazanıyor. Otoriter rejimler, otoriterliğiyle doğru orantılı olarak kendini seçtirir.
Diyeceğim şu: Siz bir defa kuvvetler ayrılığı gibi temel demokratik normlardan uzaklaşıp yasama ve yargıyı kontrol eder hale geldiğinizde, seçim kazanmak da çocuk oyuncağı haline gelir. 12 Eylül rejiminin insanlara ne kadar sıkıntı çektirdiğini ve daha sonraki dönemlerde nasıl nefretle anıldığını biliyoruz. Ancak gel gör ki, o rejim bile 1982’de halkın önüne koyduğu anayasa taslağına yüzde 91’le onay aldı.
İşin doğası bu: ülkeler otoriterleştikçe seçim o derece “formalite” haline gelir. Mısır’da yüz kere seçim yapılsa, yüzünü de Mübarek kazanacaktı. Şimdi de her seçimi Sisi kazanıyor.
Peki, Türkiye bu denklemin neresinde? Türkiye, Saddam ya da Mübarek rejimleri kadar baskıcı bir ülke değil. Ancak özgür ve demokratik bir ülke de değil. İkisi arasında bir yerde. Muhtemelen Rusya, İran ve Arjantin örneklerine daha yakın.
Yani sandıklar özgür. Ama oraya gelene kadar hukuk devleti, yargı, temsil, ifade özgürlüğü gibi demokrasinin sandık kadar önemli diğer unsurları sıkıntılı. Freedom House’a göre, “yarı özgür.”
Bu yüzden de önümüzdeki referandum süreciyle ilgili “iyimser” ya da “kötümser” olmaya, çok gizli kamuoyuna yoklamalarının sonuçlarını bilmeye, mahrem bilgilere ulaşmaya da gerek yok...
Bakmamız gereken tek faktör, Türkiye’nin demokrasi skalasının neresinde olduğu...
Orada da kural net: Olağanüstü hal ya da sıkıyönetim rejiminde referanduma gidilmez. Hukuki süreçlerin ve Meclis’in temel fonksiyonlarının kısmen askıya alındığı, gazetecilerin ve milletvekillerinin cezaevinde olduğu, hatta Meclis’in üçüncü büyük partisinin liderlerinin bile hapishanede olduğu bir ortamda, ne referandum olur, ne seçim!
Bu, 2+2= 4 kadar net bir prensip.
Haliyle ben geceleri sıra sıra kanallara dizilen ve şu ana kadar tüm hesapları yanlış çıkan kamuoyu araştırma şirketi sahiplerinin ne dediğini merak etmiyorum. Tam bir tiyatro. Futbolcuların ya da artistlerin açıklamaları da anlamsız. Ben Türkiye’nin yönetim biçimine ve mevcut yapısına bakıyorum. Eşit ve hakkaniyetli bir rekabet ortamı var mı, demokrasi var mı, kurumlar ne kadar güçlü?
Anladınız siz ne demek istediğimi...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018
Lale Devri bitti! 23 Ağustos 2018