Sol duyu
Ataol Behramoğlu
Son Köşe Yazıları

Sol duyu

17.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İleri görüşlülük, mantıklılık, basiret vb. kavramlarının karşılığı olarak sağduyu sözcüğünü kullanıyoruz.

İçerdiği anlamlar bütünü bakımından pek de sevdiğim bir sözdür.

Fakat neden “sağ” duyu?

Beynimizin sağ lobu duygusal dünyamızla, hayallerimizle ilgili olduğu için mi?

Öyle de olsa “sağ” sözü yine de yanlış yerde kullanılmış!,

Zira sağduyu derken duygudan ve hayalden çok mantıktan, aklı başındalıktan, öngörüşlülükten söz ediyoruz...

Bunlar ise biliminin söylediğine göre, beynin sol tarafına ait özellikler...

Dil tartışmasına girecek değilim.

Sağduyu tutmuş bir sözcük.

Yeri geldiğince kullandım ve kullanacağım da.

Fakat zaman zaman onun yerine, belki daha farklı bir anlam zenginliğiyle sol duyu da demek geliyor içimden.

Bu yazıda olduğu gibi...

***

CHP’nin düşürüldüğü duruma sol duyum isyan ediyor.

Kılıçdaroğlu CHP’yi arındırıp sonra asıl sahiplerine teslim edecekmiş.

Sol duyum buna safsata diyor.

Bu arındırma iddiası, bugün, AKP’nin ve liderinin, iddianame sonrasında tutarsızlığı gözler önüne serilmiş İBB davası savcılarının ve yargıçlarının, kararlarının hukuka aykırılığı apaçık butlan suikastçılarının ve topyekûn Cumhuriyet, demokrasi, laiklik düşmanı medyanın ekmeğine yağ sürmektir.

Arındırılacak bir şey varsa bunun yeri tek adam yönetiminin buyruğundaki bir yargı değil, partinin kendi organlarıdır.

Partinin asıl sahipleri, Özgür Özel’in konuşmalarını dinlemeye koşan yüz binler değilse kimlerdir?

AKP’yi ve küçük ortağını ürküten kitlesel coşku, bilinç, kararlılık Kılıçdaroğlu ve çevresini olumlu anlamda etkilemiyorsa, sol duyum bu insanların solla da duyguyla da Cumhuriyetle de halkla da ilişkileri olamaz diyor...

***

Sol duyum, sahip olduğu bilgi, duygu ve tecrübe birikimiyle, bütün bu kötülüklerin, kaldırılan toz dumanın arka planında şunların bulunduğunu düşünüyor:

Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal’in dehasıyla, bilgi, cesaret ve kararlılıkla, iç ve dış her türlü olumsuzluk büyük bir ustalıkla aşılarak ve özellikle uluslararası ilişkilerdeki karşıtlık ve çelişkilerden yine büyük bir ustalıkla yararlanılarak gerçekleştirilmiş eşsiz bir devrimin ürünüdür.

O gün İngiltere’nin, bugün ABD’nin başını çektiği emperyalizm ve denebilir ki bütün bir Batı bu oluşumu hiçbir zaman içine sindirmedi.

Müslüman Türklerin çağdaş, laik bir Batılı ülke olarak dünya siyaset ve kültür alanına çıkmaları bu gün bile onların tam kabul edemedikleri, anlamadıkları bir şeydir.

ABD’li Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışmaı tezi, Türkler hiçbir zaman Batılı olamaz,onların yeri İslam coğrafyası Ortadoğu’dur iddiası (bir zamanların İngiltere başbakanı Lloyd George’un Türkler Avrupa’nın Kızılderılıleridir sözünün belki daha yumuşatılmışı), Batı’nın yüzlerce yıllık bilinç altına pek de yabancı değildir...

Bunun yanı sıra Cumhuriyetimiz, özellikle büyük önderin ölümünden sonra onun hedeflediği çağdaşlık yolundan sapmış, kendisini gerçekten savunacak sol düşüncenin önünü açmak yerine onu ezip tırpanlamış; Cumhuriyet ve çağdaşlık düşmanlığının, bilinçli ya da bilinçsiz emperyalizm yandaşlığının gelişip güçlenmesine kararlılıkla engel olmak yerine, adeta göz yummuştur...

***

Bugün, hemen herkes bir yol ayrımında olunduğundan söz ediyor ya da dile getirmeksizin bunu düşünüyor.

Temeli çağdaş insan hakları, bilimsel akıl, bağımsızlık ve özgürlük olan; güçler (yasama, yürütme, yargı) ayrılığı ve bağımsızlığına dayanan demokratik bir yönetim mi; çeşit yarı monarşik, yarı dikta, dinsel bazı ilkelerden de güç alan bir oligarşi mi?

Buna bağlı olarak çağdaş bir anayasa mı, din sosuna bulanmış, etnisite ve inanç ayrılıklarının öne çıkarıldığı bir yasaklar belgesi mi?

Birinci yol Cumhuriyet devriminin çizdiği çağdaşlık, ilerleme, bağımsızlık yolu; ikincisi emperyalizmin ülkemiz için hedeflediği, asla vazgeçmediği ve vazgeçmeyeceği yok oluş uçurumudur.

Ayrım tam olarak budur ve bunun orta yolu yoktur.

***

Sol duyum diyor ki emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, yükselmekte olan CHP’nin, alanlara sığmayan kitlesel coşkunun, hakkını arayan işçi sınıfının ve bütün bir halk itirazının karşısında korkuya kapılmıştır.

Toplumsal uyanışı durdurmak için, dün olduğu gibi bugün de her ülkede olabilecek etnik, mezhepsel vb. sorunlar başta olmak üzere (çağdaş, bağımsız bir ülkede rahatça çözümlenebilecek) sorunları kışkırtmakta, bu anlamda ayrılıkçılığı körükleyecek düzenekler kurmaktadır...

Bu nedenle bu ülkede bugün demokrasi ve insan hakları savaşımı, aynı zamanda çağdaş Cumhuriyetimizi, ülkemizin bağımsızlığını koruma savaşımıdır...

Çıkarcıların ve gericilerin, bilinçli ya da bilinçsizce emperyalimin hizmetindeki kişi ya da çevrelerin dışındaki bütün bir halkla omuz omuz verilmesi gereken bir antiemperyalist savaşımdır.