Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Üstelik, son günlerde iyice dikkati çeken sadece orantısız şiddet değil, 13 yıl önceki Gezi Parkı Direnişi dolayısıyla yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar da bu korkunun ve uzaklaşmanın bir ifadesi:
Ne yazık ki sadece zaten emir kulu olan güvenlik güçleri değil, İktidarın emrine giren yargı da (bütün yargı değil elbette), önüne geleni tutuklu yargılanmak üzere hapse yollayarak, bu şiddetin uygulanmasında bir araç olmuş görünüyor!
***
Tepkilerini ve protestolarını dile getirmek isteyenlere uygulanan orantısız şiddet, İBB davalarındaki iddianameler ve bunlara karşı yapılan savunmalar, CHP’ye karşı uygulanan “Butlan” ve benzeri baskılar, belediye başkanlarına ve başkanlıklarına uygulanan ve sonu gelmeyen operasyonlar, masum bürokrat ve teknokratların hapse atılmaları, en son tavukçuları da vuran şirketlere el koymalar ve kayyım atamaları, enflasyonun yol açtığı geçim sıkıntısı ile birlikte, millette İktidara karşı gittikçe yaygınlaşan ve derinleşen olumsuz bir izlenime yol açıyor:
Yapılan araştırmaların sonuçları, İktidarın seçmen desteğini gittikçe yitirdiğini gösteriyor...
Ama İktidar, yukarıda saydığım bütün olumsuz uygulamaları, şiddetlerini artırarak sürdürüyor!
İktidarın milleti bezdiren bu uygulamaları ısrarla sürdürmesi, bunlara yönelik eleştirilere kulaklarını tıkaması, güvenlik güçlerini ve kendisine ram olan yargıyı (bütün yargıyı değil elbette) tepki çeken bu uygulamaların araçları olarak kullanmaya devam etmesi...
Akla, “Bu İktidar artık bu toplumda millete gitmeyecek mi; seçim yapmayacak mı” sorusunu gündeme getiriyor.
***
Üstelik İktidar, bütün bu olumsuzluklara ilaveten, hem AYM kararlarına uymayarak Anayasa’yı ihlal ediyor, hem de yeni bir Anayasa yapmak istiyor.
Demokratik Toplum Örgütlerinin, Meslek Odalarının, Sendikaların, Siyasal Partilerin, İktidarın uygulamalarını, Anayasal sınırlar içinde, barışçı yöntemlerle, yasalara uygun olarak protesto etmeleri Demokratik Rejim’in olmazsa olmaz koşuludur.
Son zamanlarda İBB davası gibi, “Butlan” kararı gibi, Ekrem İmamoğlu-Merdan Yanardağ-Necati Özkan-Hüseyin Gün’ün birlikte yargılandığı “casusluk davası” gibi, TELE 1’e el konması gibi davalar ve kararlar, orantısız şiddet uygulamaları, İktidarı, milletin, halkın, seçmenin gözünde o kadar yıpratıyor ki “İktidarın artık seçim sürecini toptan rafa mı kaldırdığı” sorusu güçleniyor!
***
Yukarıdaki sorunlardan dolayı milletten gittikçe kopan ve bu nedenle de meşruiyeti artık iyice tartışılır hale gelen İktidar tarafından “yeni bir anayasa” önerisinin gündeme getirilmesi, “Açılım” sürecini de gölgeleyen bir adım olarak, toplumu olumsuz ve karanlık beklentilerin kucağına atıyor!