Barış Doster

Karabağ - Kıbrıs hattı, Kafkasya - Akdeniz hattıdır

07 Ekim 2020 Çarşamba

Uluslararası ilişkilerde, yaşadığımız coğrafyada şu tunç yasasını asla unutmamak gerekir: Avrasya’da yere sağlam basmak için Ortadoğu’da güçlü olmak, Ortadoğu’da etkili olmak için Avrasya’da kuvvetli olmak zorunludur. Aksi halde sonuç almak güçtür. Tarihte okuduklarımız da, Soğuk Savaş sonrasında yaşadıklarımız da bunun kanıtıdır. Konuyu örneklerle açalım...  

2000’li yıllarla birlikte ABD, bir yandan 11 Eylül saldırılarından hemen sonra, aynı yıl, 2001’de Afganistan’ı; diğer yandan 2003’te Irak’ı işgal etmişti. Aynı dönemde 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da, 2005’te Kırgızistan’da renkli devrimler yoluyla iktidarları devirdi. Bu yolla Rusya’yı yakın çevresinden kuşatmayı; tüm bu bölgelerde etnik, dinsel, mezhepsel kavgaları kışkırtmayı; enerji kaynak ve güzergâhları üzerinde denetim kurmayı; İran’ı çevrelemeyi; bir Kürt devleti kurmayı hesapladı.  

Yine 2000 yılıyla birlikte, Putin’in iktidara gelmesiyle Rusya, ABD’nin bu hamlelerine yanıt verdi. Öncelikle yakın çevresinden başlayarak, Çeçenistan meselesi başta olmak üzere, eski SSCB coğrafyasında gücünü yeniden tesis etti. ABD’ye geri adım attırdı. Bu politikasını Avrasya Ekonomik Birliği, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü gibi kurumlarla besledi. Çin’le birlikte öncülük ettiği Şanghay İşbirliği Örgütü, en iddialı, en kapsamlı hamlelerden biriydi. Karadeniz’de, Kafkasya’da, Orta Asya’daki adımlarını, 2008’deki Rusya - Gürcistan Savaşı’yla, ardından Ukrayna’yla yaşadığı gerilim ve 2014’te Kırım’ı ilhak ederek pekiştirdi. Aynı dönemde Doğu Akdeniz’deki iddiasını da, Suriye üzerinde zaten güçlü olan nüfuzunu daha da artırarak tahkim etti. Ardından Libya’daki adımları geldi.   

Avrasya’nın kilidi 

Büyük güçlerin bölgeye yönelik bu hamleleri ve yaşanan keskin rekabet, hem dünyanın güç dengesinde değişimlere yol açtı hem bölge ülkelerini fazlasıyla etkiledi. Bu süreçte ABD emperyalizminin gerilediğini gördük. Avrupa Birliği’nin cazibesini yitirdiğine tanık olduk. Lakin emperyalist devletler arasında çelişki esas olduğundan, bu devletler bir bölgeden çekilmek durumunda kaldıkları zaman yakarak, yıkarak, yeniden müdahil olmalarına zemin yaratacak sorunlar ekerek çekildiklerinden, yaşadığımız coğrafyada yeni gerilim alanları oluştu. Suriye’de yaşananlar bunun kanıtı... 

Ermenistan’ın büyük güçlerin desteğini arkalayarak izlediği saldırgan siyaset ve Kıbrıs meselesi ise tarihsel derinliği olan sorunlar. Türkiye, her iki meselenin de doğrudan tarafı. Çünkü Avrasya’nın kilidi. Çünkü emperyalizmin hedefi. Çünkü siyasi ve iktisadi açıdan kırılgan. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra iktidara gelenlerin izlediği yanlış politikalar nedeniyle, kuruluş felsefesinden, kurucu kodlarından, kurulduğunda saptanan hedeflerden çok uzakta. 

Çevremize bakalım; komşularımızda çok fazla sorun var. Coğrafyamız, siyasal ve toplumsal yapımız nedeniyle bu sorunların etkilerine açık bir bünyeye sahibiz. Çevremizdeki gelişmeleri etkileyebilme kapasitemiz var, fakat bünyemiz, özellikle ekonomik, politik, diplomatik açıdan dış telkinlere çok daha açık. Özellikle Doğu Akdeniz’de karşımızda geniş bir cephe var. Yalnızız... 

Çözüm için, Cumhuriyetin bölge merkezli dış politikasına dönmek zorundayız.  


Yazarın Son Yazıları