Celal Üster

Darbe-i mesel...

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Yalnızca askeri darbelere karşı mı, sivil zorbalıklara karşı da savaşımla geçti bir kuşağın ömrü. Özgürlük, demokrasi ve hukukun olanca gerçekliğiyle yaşadığı bir topluma ivedilikle ihtiyacımız var bugün.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi gerçekleştiğinde 13 yaşındaydım; İngiliz Erkek Lisesi’nde okuyordum. O gece eniştemlerin Şişli’de Hanımefendi Sokağı’ndaki evinde kalmıştım. Yükseköğrenimini Massachusetts Institute of Technology’de yaptığı için yetkin bir İngilizcesi olan eniştemle ders çalışmak için.
Eniştem o sıralar deniz albaydı. Heybeliada’daki Deniz Harp Okulu’nda öğretmenlik yapıyordu. Ama sabaha karşı, Alparslan Türkeş’in radyodan okuduğu darbe bildirisini şaşkınlıkla dinleyişinden, olup bitenden habersiz olduğunu fark ettiğimi anımsıyorum.
Sonrasında, beyaz üniformasını kuşanmış, 56 Plymouth’una atlamış, sokağa çıkma yasağının sürdüğü günlerde eşe dosta ekmek taşımıştı. Bir süre sonra emekli edildiğinde ne düşünmüştü acaba?
10 yıl kadar sonra ise, 23 yaşında bir İngiliz Filolojisi öğrencisi olarak, 12 Mart 1971 askeri darbesini çok farklı bir biçimde yaşayacaktım. Askeri diktatörlüğe karşı savaşım verirken evim basılacak, kendimi Sansaryan Han’a konuşlanmış MİT subaylarının elinde bulacaktım.
Bir buçuk ay kadar sonra Selimiye Kışlası’ndaki askeri mahkemece tutuklanacak, Mamak Askeri Cezaevi’nde kalırken yargılanıp 20 yıl hapis, 4 yıl da sürgün cezasına çarptırılacak, neyse ki 1974 affıyla salıverilecektim.
Bir on yıl daha geçti. Askerliğini geciktirmiş bir vatandaş olarak -33 yaşında- Kandıra 197. Piyade Alayı’nın Alay Karargâhı’nda ikmal kısmı yazıcısıydım. Terhisime gün sayıyordum.
Bir akşamüstü albay bütün alayı topladı, NATO Display Determination tatbikatının başladığını bildirdi. O akşam, gece yarısına kadar, yazıcı odasında başımda çelik başlık, omzumda G3 tüfek, belimde 40 mermi, evden getirttiğim Facit daktilomun başında bekledim.
Gece yarısını geçe, albayın radyosundan yıllar öncesinin Türkeş’ini akla düşüren bir ses yükseldi: 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sesi... Ardından, Hasan Mutlucan’ın o davudi sesiyle söylediği kahramanlık türküleri...
Astsubayların bile kendilerini general gibi görmelerine, tahtaya “Kahrolsun faşizm!” yazan liseli çocuklara işkence yapmakta birbirleriyle yarışmalarına tanık olarak tezkeremi alıp ayrılmıştım Kandıra’dan...
15 Temmuz gecesi, 70’ime merdiven dayamışken boşa çıkan darbe girişimini TV’den izliyordum ki, bütün bunlar geçti gözümün önünden. Bu yeni darbe girişimiyle birlikte Talat Aydemir’in 22 Şubat 1962’deki girişimini ve 28 Şubat’ı da sayarsak, benim kuşağın yaşamak zorunda kaldığı “başarılı-başarısız” 6 askeri darbe!
Yalnızca askeri darbelere karşı değil, sivil zorbalıklara karşı da savaşımla geçti ömrümüz...
Özgürlük, insan hakları ve demokrasinin olanca gerçekliğiyle egemen kılındığı, hukukun iktidarın gündelik çıkarlarına kurban edilmediği bir Türkiye toplumuna ihtiyacımız var bugün.
O zaman terörün de, askeri darbenin de beslendiği bataklık kurur...
Daha fazla özgürlük! Daha fazla demokrasi! Daha fazla hukuk! Her türlü kötücül güç kaçacak delik arar o zaman...  


Yazarın Son Yazıları

Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018
Kâr ve kapital 14 Nisan 2018
Orwell yaşasaydı... 5 Ekim 2017
Kitapla 1 dakika! 1 Ekim 2017
Konuş, belleğim! 6 Eylül 2017
‘Hayır’ diyen insan... 21 Ağustos 2017