Ah vah muhalefeti!

23 Mayıs 2016 Pazartesi

AKP, liderinin etrafında safları sıklaştırdı. CHP muhalefet adına bir yenilgiye daha imza attı. Dokunulmazlıklar kalktı. Muhalefetin toptan imha edilmesi, olasılıklar yelpazesi içine giriyor. Cumhuriyetin simgeleri, mekânlarını sökerek, toplumun simgesel evreninin dışına çıkaran süreç hızlanıyor. AKP lideri hedefine biraz daha yaklaştı. Ama istikrarsızlık riski, riskin yönetilememesine endeksli bir iç savaş olasılığı da arttı.
Bu sırada, Lenin’in deyişiyle, “escomatage” (yan konulara odaklanıp, esas sorunun –anlamlı bir muhalefet yaratma iktidarsızlığı- konuşulmasını engellemek) kavramının “cuk oturacağı” garip tartışmalar yaşanıyor: Genelkurmay Başkanı düğüne neden gitti? “Batı AKP konusunda neden yanıldı?
Bu tartışmaların ikisi de esas sorunun, muhalefetin iktidarsızlığının dışavurumları. Birincisini zehirli bir nostaljiye ilişkin deyip bir kenara koyalım.
“Batı AKP konusunda neden yanıldı?” iki açıdan daha anlamlı bir soru. Birincisi, sistem içi muhalefetin, kendi iktidarsızlığı karşısında, tek sarıldığı umudu yansıtıyor. İkincisi de, önemli bir yanılgıyı...

Yanıldı mı?
2005 yılında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün elinden Yüksek Şeref Ödülü alan tarihçi Erik-Jan Zürcher, şimdi pişman: Kendisini o zaman uyaranlar haklıymış. Sanırım Zürcher bir istisna. Batı’da hâlâ egemen olan “dün öyle bugün böyle” diyen koro. Bu koro, “2011’den sonra birdenbire...” filan diyen bir masalla, bizden, 2011 yılının, neden sonuç ilişkisi dışından, hiç yoktan gelen bir “mucize” olduğuna inanmamızı bekliyor.
Diğer taraftan, Batı’nın muhafazakâr, liberal akımlarının kendi tarihsel gelenekleri, kurumsallaşmış, örgütlü dinin kamusal alana girdiğinde ne kadar baskıcı, gerici ve uzlaşmaz olabileceğini gösteren deneylerle dolu. Sonra İran Molla Cumhuriyeti deneyimi de var. Bu yüzden Batı’nın, siyasal (kamu alanına egemen olmayı hedefleyen) İslamın, örneğin Müslüman Kardeşler geleneğinin, Gülen Cemaati’nin, örgütlü, kurumsallaşmış dinlerin deneyimlerinden farklı davranmasını samimi olarak beklemiş olduğuna inanmıyorum.
AKP ortaya çıkarılırken, ABD de Ortadoğu’yu ABD merkezli küreselleşmeye katacak (“Çatlağı kapatacak”, Tom Barnett) rejim değişiklikleri projesine başlıyordu. Türkiye, “siyasal İslamın yönetiminde liberal demokratik, Batı’yla işbirliği yapan bir düzen mümkündür” fantezisinin örnek ülkesi olarak bu projenin bir parçasıydı. Dahası, “Batı’nın konuşamadığı yerlerde konuşma” kapasitesine sahip AKP Türkiyesi’nin, NATO üyesi bir ülke olarak paha biçilmez bir stratejik önemi vardı. Batı’nın Türkiye’ye bakışını bu projenin merceği belirledi.
Bu nedenle, Batı’nın aslında AKP ve siyasal İslamın niyetleri konusunda yanılmadığını, yalnızca bir süre için “stratejik cahilliği” tercih ettiğini düşünmek daha doğru.

Şimdi farklı mı?
Bugünlerde sığınmacılar pazarlıklarında Almanya’nın, AKP rejiminin baskıcı karakterini, gitmekte olduğu yönü görmezden gelen tutumu bize Batı’da değişen bir şey olmadığını gösteriyor.
Geçenlerde Council on Foreign Relations’ta, “yeni seçilecek devlet başkanının güvenlik konseyi simülasyonu” biçiminde bir toplantı düzenlenmişti. Toplantıda panelistler AKP Türkiyesi’nin tüm sorunlarını gerçekçi eleştirilerle değerlendirdiler. Sonra, “Ama bugün ülkenin güçlü adamı o. En iyisi, ilişkiyi, ittifak, ortaklık değil, transactional’ (alışverişe dayalı) temelde sürdürmek olacaktır” sonucuna ulaştılar. Kısacası, “işimize geldiği müddetçe midemiz daha çok şey kaldırır” diyorlar.
Şimdi, demokrasi öyküleriyle kimseyi kandırmak olanaklı değil, stratejik cahillik gerekli değil. Karşımızda soğuk pragmatizm var. Kimse boş yere umutlanmasın...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Soğuk Savaş’ 2.0 20 Eylül 2021
‘Maoizm’ 2.0 16 Eylül 2021