Bloklaşma eğilimi güçleniyor - I

01 Nisan 2021 Perşembe

Uluslararası ilişkilerde bloklaşma eğilimi hızlandı. Bu eğilim 30 yıllık neo-liberal küreselleşmenin temel varsayımlarını ve ürettiği biçimleri de sorguluyor.

ABD, SAFLARI SIKLAŞTIRIYOR

Geçen ay, Alaska’da ABD ve Çin temsilcileri iki ülke arasındaki sorunları tartışmak için bir araya geldi. Toplantıda, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Çin temsilcilerine insan hakları üzerine bir söylev verdi. Çin tarafı da toplantı başlarken saptanan 6 dakika konuşma sınırını 15 dakika aşarak “sen kendine bak” türünden sert ve uzun bir söylevle cevap verdi. Sonunda Blinken, “Kurallara uymaya niyetli olmadığınızı bir kez daha kanıtladınız” derken, Çin temsilcisi “Kendi demokrasi anlayışınızı başkalarına dayatamazsınız” tepkisiyle cevap verdi. İki büyük gücün, Biden dönemindeki ilk toplantısı, ağız dalaşının ötesine geçemedi.

Ancak, ABD temsilcileri Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan’ın, Alaska toplantısına gelmeden önce Avrupa Birliği ve Asya’daki, Japonya ve Güney Kore, Avustralya gibi müttefikleriyle görüşmüş olması, bu sert tutumun belli bir bloklaşma eğilimi mutabakatı içinde şekillendiğini de gösteriyordu. AB üyelerinin ABD ile birlikte, Çin’i Uygur Türklerini hedef alan bir soykırım uygulamakla suçlaması da çelişkileri derinleştirdi; Avrupa Birliği ile Çin arasında yapılan son ticaret ve yatırım anlaşmasının, onaylanma olasılığını, AB’nin “tarafsız kalma” hesaplarını sıfıra indirdi.

Aynı günlerde ABD Başkanı Biden’ın Rusya Başkanı Putin için “katil” ifadesini kullanması, bloklaşma eğiliminin yalnızca ABD ve müttefikleriyle Çin arasında yaşanmadığını, Rusya’yı da hedef aldığını gösteriyordu. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in “NATO’nun, Çin’in hızla büyüyen gücüne karşı dost ülkelerle birlikte davranması gerekir” sözleri, NATO’nun bu bloklaşma eğiliminin askeri kanadı olmaya, harekât alanını küreselleştirmeye hazırlandığını düşündürüyor.

RUSYA, ÇİN VE DİĞERLERİ 

Alaska toplantısından 72 saat sonra, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Pekin’deydi. Çin ve Rusya yakınlaşması ikinci blokun omurgasını oluşturuyor. Bu yakınlaşma, öncelikle ABD merkezli dünya ekonomisinin (neo-liberal küreselleşmenin) finansal yapısının temel taşı olan ABD Doları’nın, telekomünikasyon, bilgi işlem, sosyal medya ayaklarını kontrol eden ABD teknoloji, yazılım ve bilgisayar şirketlerinin egemenliğine, ABD’nin ambargo uygulamasını kolaylaştıran dolara dayalı elek-tronik ödemeler sistemine (Swift) karşı şekilleniyor. Rusya ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler de gelişmeye devam ediyor. Rusya, Çin’e petrol ve değerli mineraller satıyor, Çin’den elektronik tüketim malları ve yüksek teknoloji ürünleri alıyor. İki ülke arasındaki silah ticareti de bir başka önemli boyut.

Çin’in, Rusya’ya ek olarak nükleer silahlara sahip Kuzey Kore ve petrol, gaz kaynaklarına, bir nükleer teknoloji sektörüne sahip İran gibi önemli müttefikleri de var. Çin’in Orta Asya ve Ortadoğu’da etkisi de giderek artıyor.

Orta Asya üzerinden Avrupa’ya kadar uzanan “Kuşak ve Yol Projesi”, Çin’in tedarik zincirlerini, ABD denetimindeki denizyollarının dışına taşımaya başlıyor; hem Çin’e bu proje üzerinden yeni diplomatik ilişkiler, müttefikler getiriyor hem de Çin ekonomisine, kriz eğilimlerini, mal, sermaye nüfus fazlası ihracatıyla dışlaştırmaya uygun yeni mekânlar açıyor. 

İkincisi Çin, ABD’nin aksine, Ortadoğu’da hem İran’la hem de İran’a karşı şekillenmekte olan Arap-İsrail yakınlaşmasıyla iyi ilişkiler sürdürmeyi becerebiliyor. Çin ile İran arasında geçen hafta imzalanan 25 yıllık ve yaklaşık 400 milyar dolarlık ticaret ve yatırım anlaşması da Çin’in bölge jeopolitiğini güçlü biçimde etkileyecek adımlar atmaya başladığını gösteriyor. 

Bir tarafta ABD, Avrupa, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda diğer tarafta, Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore olarak şekillenmekte olan bloklaşma süreci, Güneydoğu Asya’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da birçok ülkeyi taraf olmaya zorluyor. Taraf olmadan her iki kampla birlikte yaşamaya çalışan ülkelerin manevra alanı hızla daralıyor. Bu bağlamda hem NATO üyesi ve uluslararası sermaye girişine bağımlı hem de ABD merkezli küreselleşmenin ekonomik, kültürel ve siyasi hatta askeri kurallarıyla sorunları gittikçe derinleşen AKP Türkiyesi’ni oldukça “ilginç” günler bekliyor. (Devam edecek.)


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları