Ortadoğu yangınına petrol döken dökene. Mısır’da Sina Çölü’nde bir camiye yönelik IŞİD saldırısı 300’e yakın Müslümanı öldürdü. Yemen’de, Husilerden kopup Suudi rejimine yakınlaşmaya çalışan eski devlet başkanı Salih öldürüldü. Nihayet, ABD Başkanı Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. AKP Türkiyesi’nin de payına bu yangından bir şeyler düşecektir kuşkusuz.
Trump aslında ne yaptı?
Eski ABD İsrail Büyük Elçisi ve Barış görüşmeleri temsilcisi Martin Indyk’in Financial Times’da dikkat çektiği gibi, açıklamayı tek başına değil de, yanına Evanjelik Hıristiyanların temsilcisi olarak görülen Başkan Yardımcısı Pence’i alarak yapması, açıklamanın hedefinin, öncelikle Ortadoğu jeopolitiği değil de ABD iç politikası, ABD seçmeni (özellikle halk sınıflarına atılan vergi reformu kazığından sonra) olduğunu düşündürüyor. Ancak, yıllardır, elçiliğin taşınmasını her 6 ayda bir erteleyen Ulusal Güvenlik Bildirimi’ni, açıklamanın hemen arkasından Trump da imzaladı. Bir üst düzey görevliye göre “yeni bir elçilik binasının yapılması yıllar alacak, daha çok erteleme imzalanır”. Haaretz’de bir yorum, “Trump, Evanjeliklere bir Noel hediyesi verdi” diyor. Böylece Mesih’in ve kıyamet gününün gelmesinin çabuklaşacağına inanıyorlarmış
Neye niyet, neye kısmet
Oslo Barışı süreci çöktüğünden bu yana, İsrail - Filistin - Hizbullah üçgeninde süregelen yangın, Irak’ın işgaliyle, bu işgalin tetiklediği Şii-Sünni çatışmasıyla hızlandı, Arap İsyanları, Suriye iç savaşı, IŞİD olayı ile genişledi.
Suriye iç savaşı sonuna yaklaşır, Rusya’nın katkısıyla İran önemli kazanımlar elde ederken paniğe kapılan Suudi rejiminin her biri bir fiyasko olarak nitelenebilecek adımlarının yangını körüklediğini gördük. Suudi rejimi, önce Yemen’de bir iç savaşa battı, şimdi çıkamıyor. Katar’ı bir ambargoyla hizaya getirmeyi denedi ama sonuç alamadı. Lübnan’daki adamı Hariri’yi istifaya zorladı ama Hariri eve döner dönmez geri adım atınca, küçük düşmekten korunamadı. Bu üç fiyasko, bölgede İran’ın etkisini daha da artırdı. Yemen’de Salih’in öldürülmesi, Trump’ın açıklaması karşısında çeşitli aktörlerin tepkileri, yangının yayılma eğilimini güçlendirecek gibi görünüyor.
Filistin halkından başlarsak; iradesindeki bölünmüşlük, radikal grupların ortaya çıkmaya başlamasıyla daha da derinleşmiş durumda. Bugüne kadar sonuç vermeyen kitlesel tepkiler bir yana, tek umudu, Müslüman dünyadan, Arap rejimlerinden alabileceği destek. Ne yazık ki bu olasılık (kuru gürültünün dışında) zayıf.
Suudi rejimi, İran’a karşı Arap cephesi inşa etmeye çalışırken, İsrail ile ilişkilerini çeşitli düzeylerde geliştiriyordu. Şimdi, Suudi rejiminin kurmaya çalıştığı Sünni cephesindekilerin İsrail ile, İran’a karşı geliştirmeye çalıştıkları ilişkileri tehlikeye atmadan bir tavır almaları olanaksız. Ek olarak, Mısır’ın başında IŞİD belası var, Hamas’la ilişkiler iyi değil.
Trump’ın açıklaması Suudi rejiminin hesaplarını altüst ederken, İran için, İran basınındaki yorumlardan da gördüğümüz gibi, yeni olanaklar yaratıyor. İran, tüm Arap ve Müslüman dünyayı Filistin direnişine destek olmaya çağırabiliyor.
Bu sırada, AKP Türkiyesi ABD ile savaşmaktan söz ediyor, AB ve NATO üyesi Yunanistan’a gidip Lozan’ı (adaları, sınırları vb.) gündeme getirip şok yaratıyor. Geriye Rusya ve İran kalıyor. Rusya ile yakında Suriye’de YPG üzerinden yeni sorunlarla karşılaşacağını, İran’ın güvenini asla kazanamayacağını düşününce, Kudüs konusunda Ortadoğu’da etki yapabilecek bir adım atamayacağını görebiliriz. Ancak hiç şüphem yok ki, Kudüs konusu üzerinden siyasal İslamın ideolojisine kitle desteği kazanmak, hegemonyasını, muhalefeti daha da zayıflatacak biçimde genişletmek için her yolu deneyecektir.
Bitirirken, değerli dostum GürayÖz’den ödünç alırsam, muhalefet açısından “anahtar kelime hızdır”; hızla kendine çekidüzen vererek, güçlerini birleştirerek, gelmekte olan dalgaya direnecek konuma yükselmelidir. Ortadoğu’daki yangının ülkenin bacasını sarmasını önlemenin tek yolu da budur.
Ortadoğu yangınına yeni petrol...
Yazarın Son Yazıları
Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!
İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.
Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.
Sevgili Prenses Marie, O kasvetli Viyana akşamındaki sohbetimizin verdiği cesaretle, bu kez İstanbul’un yapışkan (bu zamanlarda küresel ısınma diye bir şey var) bir gecesinde başka türlü uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp bir süredir aklımı kurcalayan bir soruyu sizinle, bu kez bir meslektaşınız olarak paylaşmak istedim.
Sezar, Roma’ya doğru yürürken ordusunu Rubicon nehrinden geçirince “Alea iacta est” (Zar atıldı) demiş...
“O kadar da olmaz!” derken karar çıktı.