Piyasalarda ‘Panik Atak’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Piyasalarda ‘Panik Atak’

20.10.2014 11:01
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta çarşamba günü ABD ve Avrupa borsalarında dalgalanma (korku) endeksi (VIX) birden tavana çarptı. Borsalar hızla düştü. Cuma günü biraz rahatlayıp toparlandılar. Piyasaların bu durumu adeta bir madde bağımlısının, satıcısı randevusuna geç kalınca, önce eyvah ya polise yakalandıysa, ya gelmezse telaşıyla bir “panik atak” yaşamaya sonra satıcının “geliyorum merak etme” mesajını alınca rahatlamaya başlamasına benziyor.
Merkez bankaları 2008’den bu yana piyasalara düzenli aralıklarla toplam 8-10 trilyon dolar likidite enjekte ettiler. Piyasalar bu likidite enjeksiyonlarına alıştı, bunlar olmadan yapamaz hale geldi. Şimdi kimi yorumcular, daha derinde yatan yapısal sorunlar aşılmadan madde bağımlılığı sorunu ortadan kalkmaz diyor. Kimileri de bu bağımlılık kalkmadan bu yapısal sorunlara çözüm üretilemeyeceğine inanıyor.
Bu tartışma devam ederken ABD Merkez Bankası çok dikkatli bir biçimde likidite enjeksiyonu dozunu azaltıyor, tamamen keserek faizleri yükseltmeye başlayacağı bir noktaya yaklaşıyordu. Mali piyasalar da giderek daha fazla tedirgin olmaya başlamıştı.
Geçen hafta salı günü yayımlanan 18 Avro ülkesi ekonomisi verileri, yılın ikinci dört aylık döneminde, üretimde büyüme hızının “0” olduğunu gösterirken Almanya ekonomik büyüme beklentisini bu yıl için yüzde 1.8’den 1.2’ye, gelecek yıl için yüzde 2’den 1.2’ye çekiyordu. Bu verilere karşın bir anlamda AB mali piyasalarının polisliğini üstlenmiş Almanya yönetimi, sıkı para politikasını değiştirmeyeceğini, Bundesbank, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) bono alma (likidite enjekte etme) politikasına karşı olduğunu açıklıyordu. Çarşamba gününün “panik atağı” böyle başladı.
Perşembe günü toplanan AB zirvesinde, Fransa ve İtalya, Almanya’ya baskı yaptılar. Almanya Şansölyesi Merkel, somut bir şey vaat etmese de “büyümeye” yönelik önlemlerden söz etti. AMB alımlara yakında başlayacağını açıkladı. ABD ve Avrupa, İngiltere merkez bankaları faizlerin artmayacağını düşündüren ifadeler kullandılar. Piyasalar rahatladı, cuma günü toparlandılar.

Kötü sonbahardan daha kötü bir kışa doğru
Geçen hafta bir panik yaşandı ama dikkatle bakınca piyasaların eylül ayından bu yana gerilemekte olduğunu görüyoruz:
FT 100 (Londra) 4/09’da 6878’den 16/10’da 6200’düzeyine geriledi, haftayı 6310’la kapattı. FT Eurofirst 300, aynı dönemde 1400’den 1247’ye geriledi, haftayı 1280’le kapattı. XDax (Frankfurt) 15/09’da 9799’dan 16/10’da 8582’ye düştü, haftayı 8850’le kapattı. Atlantik’in öbür yakasında S&P 500, 18/10’da 2011’den 16/10’da 1856’ya geriledi, haftayı 1886’yla kapattı. Asya’da Hang Seng, 3/09’da 25318 düzeyinden 16/10’da 22900’a geriledi ve haftayı 23023’le kapadı. Nikkei 25/09’da 16374 noktasından gerilemeye başladı, haftayı 14532 ile kapadı (Financial Times).
VIX dalgalanma endeksine bakınca da 22 Ağustos’ta 11.47’den 30 Eylül’de 16.31 ve 16 Ekim’de de 30.69 yükseldikten sonra cuma günü haftayı 23 düzeyinde kapadığını görüyoruz (Market Watch).
Böylece fırtınanın geçtiğini düşünmeye başlayabiliriz, ama bakış açımızı biraz daha genişletirsek yalnızca borsaların değil, petrolün, temel malların (demir, bakır, soya, buğday, şeker) hatta altın fiyatlarının da haziran-temmuz aylarından bu yana gerilemekte olduğunu, uzun dönemli -10 yıllık- Hazine kâğıtlarının getirilerinin yüzde 1 - 0.5 düzeylerine indiğini görebiliyoruz.
Fiyatlardaki bu gerilemeler, kronik bir talep yetersizliği, kapasite fazlası sorununa işaret ederken bono faizleri, yatırımcıların uzun dönemde ekonomik canlanma beklemediğini söylüyor.
Bu ortamda mali piyasaların ellerindeki borçları merkez bankasına transfer etmeye devam etmek için likidite enjeksiyonunun devamını, talep yetersizliğinden yakınan mal piyasalarının da talebi desteklemeye yardımcı olacak kredi genişlemesinin, düşük faiz oranlarının devamını istemeleri ilk anda anlaşılabilir bir durum. Ancak likidite genişledikçe borç yükünün, spekülatif balon riskinin artmaya devam ettiği de bir gerçek.
Geçen hafta aktardığım Geneva Report’un işaret ettiği gibi 2008’den 2013 sonuna kadar küresel toplam borç (hazine, şirket ve hane halkı) yükü azalmak bir yana 34 triyon dolar artarak 186 triyon dolara ulaşmış. Bu dönemde toplam borcun GSH’ye oranı, dünyanın en büyük ekonomisi konumuna yükselmekte olan Çin’de yüzde 72’den, 212’ye yükselmiş. ABD’de bu oran halen yüzde 265, Japonya’da yüzde 411.
Kısacası faizler son derecede düşük, likidite genişliyor borçlar artıyor ama IMF’nin her fırsatta vurguladığı gibi yeni “normal” uzun dönemli düşük büyüme olarak şekillenmeye devam ediyor.

‘Bağımlılığın’ yapısal nedenleri...
Likidite bağımlılığının yapısal nedenleri var ama önce bağımlılık sorununu çözelim (bütçe disiplini, borçların tasfiyesi) diyenler hastayı daha da ağır fiziki ve ruhsal (ırkçılığın artmakta, faşist eğilimli partilerin güçlenmekte olduğunu anımsayalım) krizlere doğru itiyor. Bu yüzden “yapısal sorunlarla ilgilenmeden bu bağımlılık ortadan kalkmaz” diyenler haklı diye düşünüyorum.
Ortada bu kadar para varken neden mali piyasalar hâlâ likidite istiyor? Neden talep yetersizliği sorunu deflasyonu (hatta depresyon) hafiflemiyor? Financial Times’da Gillian Tett geçen hafta bu sorulara iki açıklama ile cevap veriyordu: “Yatırımcılar birbirlerine güvenmedikleri için ellerindeki likiditeyi yeni yatırımlara yönlendirmiyorlar. Piyasalarda satıcıyla alıcıyı buluşturmak çok zorlaştı.”
Bu açıklamalara yakından bakarsak karşımıza “kâr oranları” sorunu çıkar. Yatırımcı vereceği krediyi alanın ya da yapacağı yatırımın yeterli kârı yaratabileceğine inanmıyor. Kimin borcunun ya da alacağının aslında ne kadar riskli olduğunu bilmek de çok zor. İkincisi, Tett “Mal alırken likidite sorunu yok, ama satarken var” diyor. Bu da piyasalardaki kâğıtların beklenen getiriyi sağlayacağına (kâğıdın temsil ettiği sermayenin kâra dönüşebileceğine) ilişkin bir güvensizliğe işaret ediyor.
Sermayenin geleceğe ilişkin güvensizliği (kâr beklentisi) devam ettikçe de yatırımcıya üretime yönelmek, yeni yatırım yapmaktansa merkez bankalarının likidite genişlemelerine dayanmak daha güvenli geliyor.
Bu madalyonun öbür yüzünde de yüksek işsizlik, düşük ücretler, devlet piyasadan çıkarken özel sektörün oluşan açığı doldurmaktaki “başarısızlığı”, hatta savaş harcamalarının dayanılmaz cazibesi var... Çarşamba günü devam edeceğim.  

Yazarın Son Yazıları

Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025