‘Realite Sorunu’ - ‘Kaos Lobisi’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Realite Sorunu’ - ‘Kaos Lobisi’

13.10.2014 02:24
Güncellenme:
Takip Et:

AKP liderliğinin, akıl hocası entelijansiyanın teorik ideolojik donanımları, realitenin doğru bir resmini zihinlerinde oluşturmaya yetmiyor; bu çarpık resim, maddi realiteyle çelişince de türlü davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.
Bu bozuklukların örnekleri saymakla bitmez, Cumhurbaşkanı’nın “Olayların Kobani ile ilgisi yok” sözlerini, Başbakan’ın “Gerekli talimatlar verildi ve teröristler bir iki saat içerisinde cezalandırıldılar” açıklamasını (artık Başbakan emrediyor, insanlar yargılanmadan cezalandırılıyor) anımsamak yeterli. AKP yazarları da “faiz lobisi”, “paralel”den sonra şimdi de dillerine “kaos lobisi” diye bir şey doladılar. Ne ki, bu “kaos lobisi”, realiteye onların sandığından daha yakın. Ama, onların sandığı gibi değil.
Gerçekten Türkiye’yi de içine çekmekte olan bir “kaos” gelişiyor, ama bunun bir “lobisi” yok. Bir düzen ve yapıları dağılıyor, yeni düzen ve yapıları oluşamıyor. AKP yönetimi, ülkesini bu kaostan koruyacak önlemleri almak, olası yeni yapıların örneklerinin ortaya çıkmasını bekleyecek kadar zaman kazanmaya çalışmak yerine, ekonomik, siyasi kapasitelerinden, ülkesinin “realitesinden” bihaber, birtakım hayallerin peşinden, bu oluşmakta olan kaosun içine atlamaya çalışıyor.

Kaosun ekonomik zemini
Bu kaos eğilimleri ortaya dün çıkmadılar. Financial Times’dan Martin Wolf’un geçen hafta 7 ve 9 Ekim’de yayımlanan, “Kredi balonları devrelerine tutsak olduk” ve “Sıra dışı bir depresyon yönetimi”, başlıklı yazıları bizim yıllardır ileri sürdüğümüz savları doğruluyor, bu “kaos” eğilimlerinin maddi zeminini tanımlıyordu.
Wolf, ilk yorumunda, “büyük bir kredi genişlemesini izleyen bir kriz, ardından bunun sonuçlarını yönetme çabaları dünya ekonomisinin özelliği haline geldi” diyor. Wolf’a göre “dünya ekonomisi potansiyel arzı karşılayacak talebi, bir yerde bir kredi balonu oluşmadan üretemiyor.” Geride bıraktığımız 25 yılda önce Japonya’da bir kredi balonu şişti, 1990’da patladı. Sonra gelişmekte olan ülkelerde bir kredi balon şişti ve 1997’de patladı. Nihayet gelişmiş ülkelerde oluşan kredi balonu 2007’de patladı. Şimdi de Çin’de oluşan balona sıra geldi. Şimdi kredi borçları tasfiye edilmeye çalışılıyor ama aslında olan kamu borçlarının, merkez bankası bilançolarının genişlemesi. Kısacası bu borç balonu tasfiye edilemiyor. Bu yüzden dünya ekonomisi uzun süreli bir üretim gerilemesi, düşük büyüme sürecine girmiş durumda (Luigi Buttiglione, Lane, Reichlin, Reinhart, Deleveraging? What Deleveraging? ICBM, Eylül 2014).
İkinci yazısında Wolf, 2008’den bu yana, merkez bankalarının, uzun dönemli hazine kâğıtlarının faizlerinde görülen olağanüstü düşük düzeylere, merkez bankalarının uyguladığı parasal genişlemeye değinerek “Peki, neden hiper enflasyon olmadı” diye soruyor. Bu durumu, “potansiyel arzı karşılayamayan bir talebi” destekleyen “olağanüstü bir depresyon yönetimi” olarak tanımlıyor.

Uzun depresyon
Geçen hafta IMF, dünya ekonomisi 2015 büyüme beklentisini düşürdü, Avro bölgesinde yeni bir resesyon beklediğini, “küresel ekonomik büyüme oranlarının bir daha asla kriz öncesi düzeylere dönmeyebileceğini” ileri sürdü. (The Guardian, Wall Street Journal 07/10)
Biz bu “durumu”, kısaca şöyle betimliyorduk: Dünya ekonomisi 1970’lerde “yapısal” (kâr oranları düşme eğiliminin karşıt eğilimlerini düzenleyen sermaye birikimi rejimine ilişkin) bir krize girdi. Bu krizin dışavurumu olan yetersiz tüketim, aşırı birikim (kapasite fazlası) sorunu 1980’lerde devreye giren neoliberal küreselleşme -finansallaşma- sayesinde birbirini izleyen kredi balonlarıyla idare edildi, bir anlamda ötelendi. Nihayet 2007’de son balon da patladı, neoliberal kriz yönetim modeli iflas etti.
Mali kriz sırasında toplumun ekonomik ve siyasi olarak en güçlü kesimine (finans oligarşisi, plütokrasi vb.) toplumun geri kalanından servet transferi, mali kesimin yükünü devletin üstlenmesi, sonra bu yükü halkın sırtına yıkma çabaları, siyasi gerginlikleri artırma pahasına hızlandı.
Bu gözlemlerden hareketle, “Bu kapitalizm bu krizden çıkamaz” dedik. Çıkabilmesi için değişmesi gerekiyor. Bu değişiklikler, uluslararası işbölümünde, iktidar dağılımında yeniden yapılanmaları getirecek siyasi, askeri, coğrafi düzenlemeleri olduğu kadar “artık '64eğer” üretimini hızlandıracak teknolojik gelişmeleri de gerektiriyor: Gelişmekte olan kaosun arkasında bu değişim dinamiklerinin basıncı, bu basınca dayanamayan kırılgan yapıların, ideolojilerin, hatta ülkelerin çözülmeye başlaması var.

Kaos ve anarşi
Neoliberal “küreselleşme” krizi ertelerken yarattığı basınç siyasi, ideolojik, kültürel yapıları dağıtmaya başladı. Bu basınca karşı kapitalizm öncesine dönük “asrı saadet” arayışlarının ne kadar boş olduğunu vurgulamaya gerek yok ama var olan yapıların kimilerini, yenisini bulana kadar kaosun etkilerine uyum sağlayacak düzenlemelerle birlikte korumaya çalışmanın bir anlamı olabilir.
Ulus devlet (ülke devleti) eğer gerekli düzenlemeler yapılabilirse, korunmaya değer yapılardan biri olmaya aday. Yoksa, kimi “ulus devletler”, New Scientist dergisinin bile 6 Eylül sayısına kapak olacak kadar, son derecede kaygı verici biçimde, arkalarında kaos, anarşi bırakarak dağılıyorlar.
Daha şimdiden görüntü çok korkutucu: Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Yemen, Somali, Ukrayna, Pakistan, Sudan, Müslüman Kardeşler fiyaskosundan sonra ancak askeri darbeyle stabilize edilebilen (ne zamana kadar) Mısır, her an iç savaşa düşme riskiyle yaşayan Lübnan. Ebola krizinin insani mali yüküyle ezilen Gine, Monravia, Liberya, Sierra Leone, Nijerya, Senegal Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon. Ayrıca, Boko Haram, Kuzey Afrika El Kaidesi, IŞİD ve bir sürü irili ufaklı dinci grup... Bu listeye bir de Rusya, Çin, Suudi Arabistan gibi bir ülkenin eklendiğini düşünün!
Bu ülkelere bakınca, ekonomik kaynaklarını yönetemedikleri, etnik, dini gruplar arasında uyum sağlayamadıkları, azınlık haklarını koruyamadıkları, merkezi temsil ilişkisiyle yerel temsil ilişkilerini bağdaştıramadıkları, hırsız liderliklerin devletin şiddet aygıtlarını muhalefeti susturmak için kullanan keyfi yönetimlerinin elinden kurtulamadıkları, devletin toplumsal sınıflar, gruplar karşısında göreli bağımsızlığını koruyamadıkları görülüyor.
Ülkeleri kaosa iten bu etkenler, ne yazık ki AKP Türkiyesi’nde hızlanarak, çeşitlenerek gelişiyor. Uzun ve büyük bir küresel depresyonun içindeyiz, bu “kaos” tarihin maddesiyle ilgili, bir lobi gerektirmiyor, AKP yönetimi ise bu realitenin farkında bile değil.  

Yazarın Son Yazıları

Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025
‘Gizli (stealth) sömürgecilik’ ve Türkiye

Cumhurbaşkanının ABD ziyareti, MAPEG’in, 33 ilin topraklarını doğrudan madencilik yatırımlarına açması emperyalizm tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Devamını Oku
02.10.2025
‘Aynanın’ öte yanında

Bilimde bazen bir sıçrama yalnızca araştırmacıların dar çevresini değil, tüm insanlığın geleceğini etkiler. 2020’de DeepMind’in geliştirdiği AlphaFold sistemi böyle bir andı.

Devamını Oku
29.09.2025
Yapay zekâ dünyayı yutuyor

“YZ dünyayı yutuyor” artık abartılı bir iddia değil.

Devamını Oku
25.09.2025
Güney Avrupa’da demokrasiye geçiş

Tsiridis’in çalışmasının en güçlü yanı, somut tarihsel analizleri belgelerle destekleyerek sivil toplumun (çoğunlukla göz ardı edilen) rolünü vurgulaması.

Devamını Oku
22.09.2025
Üzüm üzüme bakarak...

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor.

Devamını Oku
18.09.2025
İsrail Gazze’de ne yapıyor?

Gazze’de yaşananlar, uluslararası medyada sıklıkla “çatışma”, giderek soykırım olarak tanımlansa da Prof. Jiang Xueqin olanların arkasında çok daha karanlık bir gerçeğin yattığını söylüyor.

Devamını Oku
15.09.2025
11/9/01: Nereden nereye

ABD yönetimi, yeni savunma stratejisi raporunu, (QDR2001), 11 Eylül 2001 “olayının” tozu yatışmadan açıklamıştı.

Devamını Oku
11.09.2025
Endonezya’da isyan

Endonezya, yaygın protesto gösterileriyle sarsılıyor. Başkent Cakarta’dan ülkenin dört bir yanına yayılan bu olaylar, sadece yerel bir huzursuzluk değil, aynı zamanda küresel kapitalizmin çevre ülkelerde yarattığı derin eşitsizliklerin, devlet şiddetinin bir ürünü. İsyanın temelinde rejimin tüm kilit kurumların, parlamento dahil, içini boşaltmasıyla, demokratik haklarını kaybetmekte olduklarını hisseden geniş kitlelerin tepkisi yatıyor.

Devamını Oku
08.09.2025