Siyasetin sefaleti
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Siyasetin sefaleti

16.12.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Suriye’de Esad rejimi düştükten sonra Batı’nın kimi liberal eğilimi etkili yorumcularında yine bir düş kırıklığı var: “Hani bu, iş yapabileceğimiz bir adamdı?” Örneğin, Financial Times’ta politik kültür üzerine, liberalizmi savunan yorumlarından bildiğimiz Janan Ganesh, bu hafta Batı’nın, otoriter liderlerle ilişkilerinde, başlangıçta yaygın olan “Bu adamla iş yapılabilir” umudunu tartışıyordu. Ganesh’e göre Batı sıklıkla despotları yanlış değerlendirmiş, akılcı, işbirliğine açık liderler olarak görmüş. Bu da sıkça hayal kırıklığıyla sonuçlanmış. Ganesh, başlangıçtaki iyimserliğin bir hatadan çok, liberal değerlerin doğal bir uzantısı olduğunu savunuyor. 

VE LİBERAL FANTEZİLER…

Ganesh, Saddam, Kaddafi, Putin gibi liderlerle olan ilişkilerin tarihine, boş çıkan umutlara değindikten sonra esas olarak başlangıçta siyasetle ilgisi olmayan, babası ölünce Suriye’ye dönmek zorunda kalan Esad üzerinde yoğunlaşıyor. 

Esad’ın konuşurken sakin, yumuşak sesi, nazik bir ifade veren zayıf çenesi, hafif sakar çelimsiz uzun boyu, Londra’da aldığı tıp eğitimi, Suriyeli bir ailenin, İngiltere’de yetişmiş Kings College mezunu, bir yatırım bankasında çalışan kızı İngiliz vatandaşı Asma ile evli olması Esad’a yönelik umutların şekillenmesinde büyük rol oynamış. Gerçekten de Esad babasının koltuğuna oturunca kimi siyasi tutukluları serbest bıraktı, ekonomide bir “dışa açılma” süreci başlattı. Hatta o yıllarda Türkiye’ye gelen Derviş’in bir benzeri de Suriye ekonomisi için davet edilmişti. Tüm bunlar ABD, İngiliz Fransız yönetimlerini o kadar etkiliyordu ki Fransa Esad’a, en yüksek askeri, siyasi nişanı olan “Legion d’honneur” verdi; İngiltere’de Blair hükümetinin bakanları Suriye’yi komşu kapısı yaptılar; gidip gelenlerin ağzından bal akıyordu. Ancak tarih kendi arzularını gerçek sanan, sırnaşık âşıkları hiç acımadan terk eden bir sevgili gibidir. 

Bu kez de öyle oldu, Suriye’yi Esad aracılığıyla (akıllarında Gorbaçov vardı) emperyalist sistemin (neoliberal küreselleşme) içine çekme hevesleri, toplumu bir adamın iradesine indirgeyen liberal fanteziler hızla Suriye devletinin yapısının, güç (“pouvoir”) ilişkilerinin duvarına çarptılar: Esad Suriye’ye siyasi bir savaşı kazanmış reformcu bir lider olarak değil, çoktan biçimi, güç odakları, kadrolar, destek sınıfları “müşteri” çevreleri, ekonomik kaynakları ve en önemlisi de işleyiş kültürü ve tarzı çoktan belirlenmiş bir devletin başına, onun “efendisi” değil “hizmetçisi” olarak dönmüştü. 

Kafayı tek bir adama takanlar için bir ders var: Adam gittiği için rejim çökmüyor. Rejim çöktüğü için adam gidiyor! 

LİBERALLERİN ELİNDE KAN VAR

Arap isyanlarının uzantısı olarak başlayan demokratik, kitlesel barışçı, hak ve özgürlükler hareketini rejim bastırmaya başladığında, Batı’nın liberalizm ihraç etme iddiasındaki güçleri, süreci kendi iç dinamiklerine bırakmak yerine, komşu ülkelerin baskıcı rejimlerini, cihatçı haydutları devreye sokarak barışçı bir protesto dalgasını, kanlı bir iç savaşa dönüştürdüler. Batı’nın liberal fantezistleri burunlarını sokmasalardı, Esad’ın bastırma çabaları sırasında ölenler yüzlerle, tutuklanan hatta işkence görenler binlerle ifade edilecek, idam edilenler, kaybolanlar da olacaktı. Ancak iç dinamiklerle başlayan isyan bastırılsa bile, bir dahaki sefere yaralanmak üzere dersler çıkaracaktı. Belki de tarih, Hegel’in “Dünyanın her döneminde siyasi bir devrim kendini tekrarladığında insanların görüşlerine göre onaylanır” sözüne uygun biçimde ilerleyecekti. Peki ne oldu: İç savaş 14 yıl sürdü, ülkenin kentleri yıkıldı ekonomisi çöktü, 22 milyon nüfuslu ülkede 600 bin+, can kaybı nüfusun yaklaşık yüzde 3’üne ulaştı. Ülke nüfusunun yarısında fazlası (6.9 milyonu içeride, 5.4 milyonu da komşu ülkelere göçmek üzere) yerinden yurdundan oldu. Gidenler, komşu ülkelerde siyasi, kültürel, ekonomik istikrarsızlık kaynağı oldu. Demokratik, haklar özgürlükler talepleriyle başlayan “siyasi devrim”, cihatçıların elinde öldü, “kadınları çarşafa sokmaya” kararlı bir rejimde bitti. Romalı tarihçi Tacitus’un “Yakıp yıkmaya, katletmeye, sahte iddialarla gasp etmeye imparatorluk diyorlar; çöl haline getirdikleri yere barış diyorlar” sözleri bir kez daha gerçek oldu!

Yazarın Son Yazıları

Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026