Sykes-Picot - 2016

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Asrın en büyük dolandırıcılığının 100. yılı. Araplara, Osmanlı’ya karşı ayaklanma karşılığında bağımsızlık vaat edilirken aynı anda emperyalist devletler, o toprakları Sykes-Picot anlaşmasıyla paylaşıyorlardı. Sykes-Picot ile paylaşılan bu topraklar hiç rahat yüzü görmedi,15 yıldır da bir kaos giderek gelişiyor. AKP yönetiminin Osmanlı fantezileri, Türkiye’yi bu kaosun içine çekiyor.

100 yıl sonra kaos
Irak, Suriye, Yemen, Libya’da devletler yıkıldı; Lübnan’ın geleceği belirsiz, Ürdün bir sığınmacı dalgası altında eziliyor. IŞİD tüm çevre ülkeleri etkiliyor, Türkiye’yi Suriye’ye çekmeye çalışıyor, Türkiye de NATO’yu Karadeniz’e... Türkiye’nin sınırları geçirgenleşiyor, hazirandan bu yana giderek yoğunlaşan çatışmalar yeni bir boyut kazanıyor.
Kürtler, Suriye’de de isyan halinde; ABD, Rusya bu isyanı destekliyor. Irak Kürtleri otonomi ilan etmeye hazırlanıyor. Mısır’da, rejim Sina yarımadasında kontrolü kaybediyor. Yeni petrol fiyatları ortamı körfez monarşilerinin ekonomilerini zorluyor. Suudi rejiminin İran’a karşı, Suriye ve Yemen’de yürüttüğü vekâlet savaşı bölgeyi etkiliyor. Bu savaşlar ve toplumsal dengeleri zorlayan bir yapılanma projesi Suudi rejimin geleceğini tehdit ediyor.
The Economist “Avrupa ve Amerika hatalar yaptı ama Arap dünyasının sefaleti esas olarak kendi marifeti”. Bu “savaşlar uygarlıklar çatışması değil, uygarlık içi bir çatışma” diyor. Adeta, ABD ve Avrupa’nın pek bir sorumluluğu yok! Aslında Araplar birbirini yiyor!
Aklıma, yıllar önce Andrew Mango ile yaşadığım kısa bir “atışma” geldi. Mango, “Hep Batı’ı suçluyorsunuz. Biraz da aynaya baksanız ya” diyordu. Ben de, “İyi de ne zaman aynaya bakmak için başımızı kaldırsak ayna ile aramızda bir başkasını görüyoruz. Önce siz aradan çekilin bir bakalım” dedim. Mango cevap vermedi.
Avrupa’da kapitalizm gelişirken Arap dünyasında başlayan gerilemeye kadar gitmeyelim. Filistin sorununu da bir yana koyalım. Ama, bugüne kadar, bölgedeki en gerici rejimlerin ABD ve Batı tarafından desteklendiğini anımsayalım.

Sykes-Picot’a ilk tekmeyi kim attı?
11 Eylül’den bu yana, Afganistan’da Taliban, Irak’ta Saddam rejimlerinin yıkılmasıyla İran bölgede yükselmeye başladı. ABD Irak’ta direnişi bastıramayınca, çok yararlı bir “rastlantı” olarak Sünni-Şii düşmanlığı alevlendi. Libya’nın yıkılmasıyla radikal gruplar yeni silah kaynaklarına ulaştılar, Avrupa’ya yönelik bir göç dalgası başladı.
Çin’in Ortadoğu’ya girişine bir cevap olarak ve İran ekonomisinin büyük potansiyellerini Batı’ya açmak için başlayan Nükleer anlaşma süreci Arap dünyasında dağılmayı hızlandırdı. ABD ile İran konusunda anlaşamayınca, Suudi rejimi İran’a karşı kendi başının çaresine bakmaya karar verdi. Suudilerin İran korkusu, ABD silahlarına iştahı artırdı. Şimdi, Suriye’de İslamcı çeteleri besliyor, Yemen’de Şii isyancıları bombalıyor, tüm Ortadoğu’da bir Sünni cephe kurmaya çalışıyor, bu arada Lübnan devletine verdiği 3 milyar dolar desteği çekiyor.
Suriye savaşı, Rusya’nın bölgeye geri dönmesine, İran’ın, “terörist devlet” kategorisinden çıkarak Batı’yı tehdit eden IŞİD çetelerine karşı savaşan, yüzünü Batı’ya dönmüş bir ülke konumuna geçmesine olanak verdi.
İlk tekmeyi ABD attı. Sykes-Picot düzeni dağılırken Irak, Suriye, Libya’dan sonra, en büyük faturanın, yalnızlaşarak Suudilere yanaşan, sınırları delinen AKP Türkiye’si ile, kendi imalatı bir ekonomik-siyasi krize doğru hızla koşan Suudi Arabistan’ın üzerinde kalacağı söylenebilir. Ayna ile aramızdaki şey ise, orada durmaya daha uzun süre devam ediyor.


Yazarın Son Yazıları

Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020