Yavaşlarken parçalanıyor (II)

11 Ağustos 2015 Salı

Dün dünya ekonomisinde düşük büyüme eğilimine, “Küreselleşme”den dağılmaya geçiş sürecine işaret ettikten sonra, Yükselen Piyasalar (Emerging Markets) kavramına değinmiştim. Bu kavram küreselleşme konusuyla eşzamanlı ve o olgunun önemli bir bileşeni olduğundan, “emperyalizmin” yerine geçen “küreselleşmenin” hikâyesinin sonuna getiriyordu.

‘Küreselleşme’den...
Bu kavram “küre gibi sınırsız ve mükemmel bir yüzey oluşturma” anlamında dünya ekonomisinin, uluslararası mali sermayenin kullanımına en uygun biçimde yeniden düzenlenmesi anlamına geliyordu. Bu düzenleme, ilk önce 1980’lerin başında, borçlu ülkelerin ödeme kriziyle başladı. Bu ülkeler, yeniden borçlanabilmek için IMF’nin dayattığı, ticareti, sermaye hareketlerini serbestleştirme, kamu mallarını satışa hazırlama, sert bir devalüasyonla bunların fiyatlarını düşürme, ihracatı teşvik etme, tüm kaynakları öncelikle borç ödemeye yönlendirme koşullarını kabul ettiler. Böylece, dünya ekonomisi merkez sermayenin çevreye doğru “avlanma alanlarını” genişletme gereksinimlerine göre şekillenmeye, “küreselleşmeye” başladı
Doğu Bloku yıkılınca, Çin ekonomisi hariç tüm sınırlar geçirgenleşti. Artık “küreselleşme kavramı” literatüre hakkıyla girebilir, “yükselen piyasalar” yükselmeye başlayabilirdi. Uluslararası sermaye hareketleri, dünya ticaretinin büyümesi hızlandı. Bu hızlanmayı da desteklemek üzere, bono (borç) piyasasında “süper cycle” olarak adlandırılacak olan uzun genişleme süreci başladı. Internet, iletişim alanında gelişmelerde bu hızlanma ve genişlemenin teknolojik altyapısını oluşturdu. Lafı daha fazla uzatmadan, hemen bu sürecin çarptığı mali kriz duvarına gelelim.

‘Küreselleş-me’ye...
Önce mali piyasalar bozuldu. “Super cycle” denen kolay borçlanma dönemi borç kriziyle duvara çarptı. Sermaye hareketleri frene bastı. Sermaye merkeze dönmeye başladı. Örneğin, Barclays, HSBC gibi dev bankalar, riskli piyasalardan çıkmaya başladılar. Geçen yıl, finansal “deglobalizasyon” örnekleri çok tartışıldı, ben de aktardım. Geçen hafta da Financial Times’da Wiggleworth & Moore’un araştırmaları, borç piyasalarında “süper cycle” denen sürecin sonuna gelindiğini, FED politikasının değişmek üzere olduğunu, piyasalarda “sinirlerin bozulmaya başladığını” gösteriyordu. Sinirlerin bozulması doğaldır: Mali krizden bu yana spekülasyon, kısa bir duraklamadan sonra yeniden hızlandı, kriz öncesi 800-1000 trilyon dolar civarında olduğu hesaplanan, sonra 600 triyona gerilediği varsayılan türev piyasasının hacmi yeniden artarak yaklaşık 1500 trilyon dolara ulaşmış (Holter, Global Research, 26/07/2015)
Küreselleşmenin ikinci ayağı dünya ticareti de 2009’da aniden çöktükten sonra bir daha eski düzeyine ulaşamadı, 2010’dan bu yana gerilemeye devam ediyor. Son veriler ticaretin büyüme hızının gerisinde kaldığını, “yükselen piyasaların” ihracatının 2009’dan bu yana en düşük düzeye, çeşitli alanlarda, küresel ticaret hacimlerinin 1990’ların altına indiğini gösteriyor (Wall Street Journal, 05/08/2015). Asya-Avrupa deniz ticaretinde konteyner fiyatları indeksi de (BDI) talep yetersizliğinden, geçen hafta aniden yüzde 22 çöktü. Bu sırada, önceki yazılarımda değindiğim gibi korumacılık eğilimleri, serbest ticaret anlaşmalarına direnç gittikçe artıyor.
Dünya Ticaret Örgütü kapsamı dışında, ikili, çoklu ticaret anlaşmaları, hem dünya ticaretinde parçalanma, hem de birbiriyle rekabet halinde olan gruplar oluşturma eğilimlerini güçlendiriyor.
Bitirirken, küreselleşme eğiliminin bir boyutunun da özgür ve açık internet olduğunu anımsayalım. Geçen hafta Las Vegas’ta başlayan yıllık Bilgisayar Güvenlik Konferansı’nda, “denetleme, yasaklama, sansür ve kötü yasalardan dolayı serbest ve açık internet rüyası ölüyor” saptaması ana temayı oluşturmuş.. Ben, kendi hesabıma, sonunda küreselleşmeden geriye yalnızca “küresel terörizm”, göçmen dalgası, küresel siber savaşlar, küresel hızlı askeri erişim kalırsa şaşırmayacağım...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları