Dış politika ve ‘ulusal irade’ zaafları

25 Ağustos 2020 Salı

Uzmanlar; sivili, askeri, siyasetçisi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ve Karadeniz’deki yerini ve “ulusal” çıkarlarını tartışıyorlar. Dış politikada “ülkenin ulusal çıkarlarının sağlanabilmesi için” içerde demokratik ve ulusal bir siyasal düzenin ve siyasal iradenin bulunması gerekir.

Çünkü çıkarlarımızın çatıştığı karşımızdaki rakipler, içimizdeki ulusal irade zaaflarını gördükçe, “Türkiye aleyhine uygulamalarını ve aralarındaki anlaşmaları giderek artırıyorlar”:

* Türkiye’de 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bir bütünlüğün, ortak iradenin bulunmadığını, içerde iktidarın ülkeyi siyahla beyaz gibi kutuplaştırdığını görüyorlar, cesaretleri artıyor.

* Parlamentonun eskisi gibi çalışmadığı, TBMM’de ulusal çıkarların partiler arasında tartışılıp, “bir ortak ulusal iradenin ortaya konmadığını” görüyorlar. Her işin (ve kararın), tek adam rejimi doğrultusunda yürütülmesinin yarattığı zayıflığı hesaplıyorlar.

* İktidarın Doğu Akdeniz ve Ege politikalarında da “Müslüman Kardeşler odaklı” bir politikayı esas aldığını: Bu nedenle siyasal İslamcı politikalarla ulusal çıkarlar arasındaki ayrışmaları, karşıtlıkları çıkarları için değerlendiriyorlar.

* Siyasal İslamcı (ve İhvancı) politikayı katıksız olarak benimseyen iktidarın, Türkiye’yi tüm bölge ülkeleri ile karşı karşıya getirdiğini: Yalnız kalan Ankara iktidarı karşısında, ellerinde kozların olağanüstü yükseldiğini görüyorlar.

* Ege’de siyasal İslam iktidarının Yunanistan karşısında, 16 adanın fiilen işgal edilip silahlandırılmasına göz yumarak zaaf göstermesinin, Doğu Akdeniz’de de süreceğinin değerlendirilmesini yapıyorlar.

Dış politikada ülkelerin ulusal çıkarları esastır. Bir iktidarın hele siyasal İslam odaklı katı bir çizgide dış politika yürütmesi, “kesinlikle ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet edemez”.

Avrupa din ve mezhep savaşlarını, çatışmalarını yüzyıllar önce terk etmiştir. Kendileri tedavi ettikleri bu hastalığı Ortadoğu, Afrika, Asya ve Güney Amerika’da kullanarak “böl ve yönet yönteminin bir aracı olarak kullanmaya başlamışlardır”.

Büyük devrimci Atatürk’ün (ve devrimlerinin) en büyük başarısı Türkiye’de, emperyalizmin elinden bu silahı alarak laik ve çağdaş bir ülke yaratmasıdır.

Ve bugün Atatürk (ve devrimlerinin) düşmanları, “sanki bu kadim silahları emperyalizmin emrine yeniden vermeye çalışmaktadırlar”. Üstelik emperyalizme hizmet eden bu girişimleri “kendi iktidarlarını sürdürecek bir araç olarak görerek tuzağa düşmektedirler”.

Hangi Türkiye?

Dün 1974’te Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak için bu en stratejik adaya müdahale edebilen ve Atina’ya, faşist albaylar cuntasının yerine sivil demokratik hükümeti getirebilen Türkiye: 1 Mart 2003’te “bile” ABD ve İngiliz emperyalizminin Irak’ı işgal baskılarına rest çekebilen Türkiye (ve TBMM) bugün ne hale geldi?

Amerika’nın “yeni Türkiye” ve Müslüman Kardeşler tuzağına düşüp siyasal İslam sarmalına “sokulan” iktidar, bölgede yapayalnız. Üstelik Rumlar Kıbrıs’ta bu sayede 2004’te AB üyesi yapılıp karşımıza dikildiler: Yunanistan 16 adayı fiilen, resmen ve göz göre göre işgal etti. Papazları, mangalları ve askerleri ile... Müzeleri camiye çevirerek bu felaketi örtemezsiniz.

Suriye iç savaşında YPG-PKK’nin ekmeğine yağ sürüldü, Suriye, siyasal İslamcılar ve cihatçılar yüzünden parçalandı. ABD askeri üsleri ile Suriye’nin bir bölümüne yerleşti. ABD şirketi YPG-PKK ile petrol için “uluslararası” anlaşma yaptı. Cihatçı (ve siyasal İslamcı) politikalar Irak, Suriye ve Libya’nın, “hiçbir zaman birleşemeyecek bir biçimde bölünüp parçalanmalarına neden oldu”.

Gelelim Karadeniz doğalgazına, bulduğumuza çok sevindim. Aslında ülkelerin en önemli rezervi, “demokratik bir düzen içinde ulusal refah sağlayabilme yetenekleridir”. Hollanda’nın gazı yok ama S.Arabistan ya da Katar’dan çok daha “müreffeh”. Keşke yurtdışına kaçmaya çalışan yüzde 70 eğitimli gencimizin Karadeniz petrolünden çok daha önemli ve değerli bir “rezerv” olduğunu değerlendirebilecek bir düzene sahip olabilsek.

Körfez’den Cebelitarık’a çok bol gaz ve petrol rezervini bu bağlamda değerlendirin. Tank Palet Fabrikamız bizim büyük bir rezervimizdi.

Ve Cumhuriyetin yarattığı “maddi ve manevi rezervin”, bugün nereye getirildiğini düşünün...


Yazarın Son Yazıları