Bitmeyen senfoniler

11 Mart 2020 Çarşamba

Halk arasında bir tartışma çok uzarsa “bitmeyen senfoni” tabiri kullanılır! Oysa müzik tarihinde bitmemiş senfonilerin bazıları bestecinin ömrü yetmediği için, bazıları da bestecinin o senfoniyi sürdürecek gücü tükendiği için tamamlanmamıştır. En ünlüsü de Schubert’in sekizinci, “Bitmemiş Senfonisi”dir. İlk iki bölümün görkemine eşdeğer esin perileri bulamadığından sonraki bölümleri yazmamayı yeğ tuttuğu söylenir. Oysa daha sonra kocaman bir dokuzuncu senfoniyi besteler. Müzik tarihinde birçok tamamlanmamış senfoni vardır. Kimi besteci de 9. senfonisini tamamlamaktan kaçınmıştır, çünkü önünde 9. senfonisinin ardından ölen Beethoven örneği vardır. Örneğin Mahler, bu korkuyla 9. senfonisine numara vermez, “Toprağın Şarkısı” olarak adlandırır, ama o da 10. senfoniyi yazarken ölür!  

Geçen akşam Cemal Reşit Rey Salonu’nda Avusturyalı besteci Anton Bruckner’in (1824-1896) 9. senfonisini dinledik. Bu eser de bestecinin son döneminden bir “bitmemiş senfoni”ydi. Bruckner tipik bir “post-romantik” bestecidir. Senfonilerin süreleri uzun, yorumlaması güç, kalabalık bir yorumcu kadrosu ve geniş sahneler gerektirdiği için çok az çalınır. 

Cemal Reşit Rey dermiş ki:

Kuzum, bu Bruckner’in senfonileri başlıyor da ille velakin bitmek bilmiyor!” 

Bruckner’in insan ruhunun derinine inen anlatımı, Gustav Mahler ve Richard Strauss gibi diğer post-romantik bestecilerde de belirgindir. Onların senfonileri çalındı mı çoğu zaman konser programına başka yapıt alınmaz. Post-romantikler 20. yüzyılın yeni müzik diline ışık tutmuşlardır. Derin anlamlar taşıyan ve bir türlü sonu gelmeyen uzun cümleleri, sessizliğe yaklaşırken birden sürpriz patlamalarla doruklara çıkan büyük karşıtlıklar post-romantiklere özgü anlatım özellikleri olmuştur. Seslendirenler için de dinleyiciler için de bilgi ve birikim gerektiren yapıtlardır. 

Bruckner besteciliğe geç başlamış, 9 dev senfoninin yanında sadece requiem, missa ve motet gibi dinsel içerikli vokal yapıtlar yazmıştır. Senfoni orkestrası üyelerinin hemen tümünün yer aldığı, bakır çalgıların ayrı bir tını özelliği sergilediği, yaylı çalgılardan özenli bir ses birliğinin beklendiği, ses dinamiklerinin dantel gibi işlenmesi gerektiği, kendine özgü gizemli ortamında kocaman bir soluktur her bir senfonisi. 9. senfonide tamamlayamadığı son bölümdeki minimalist tekrarlarla bugünün müziğine de gönderme yaptığı söylenebilir.

Bask Ulusal Orkestrası

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Cem Mansur’un konser öncesi anekdotlarla süsleyerek yaptığı açıklamalar, dinleyiciyi çalınacak eserlere hazırladı. Nicedir belki de ilk kez bölüm aralarında alkış yoktu. Ayrıca salonu dolduran aydın konser dinleyicisi ve gençlik de dikkat çekiyordu. 

1982’de kurulan Bask Ulusal Orkestrası’nı ilk kez dinledik. Büyük solistlerle çalmış, dünyanın değişik köşelerine turneler yapmış bir topluluk. Avusturyalı şefleri Hans Graf bilge bir müzisyen. Gerek Max Bruch’un keman konçertosundaki eşliği, gerekse Bruckner’in dev senfonisinde baştan sona gerilimi koruyan enerjisi alkışlara değerdi. Birçok ödül kazanmış genç kemancı Alena Baeva, Bruch’un ünlü konçertosunu şiirsel olduğu kadar ateşli bir yorumla çaldı.

Bruckner’in 9. senfonisini İstanbul’da ilk kez mi dinliyorduk? Tanıdığım emekli orkestracılara ve yıllardır konser kaçırmayan meraklılara sordum: Evet, onlar da ilk kez çalındığına hemfikirdiler. 


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020
Bitmeyen senfoniler 11 Mart 2020