Şu bizim tüketim sevdamız
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Şu bizim tüketim sevdamız

05.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili okurlarım, 2 Nisan’da yapılan tüketim boykotunu yerinde izlemek için yollara düştüm. Az yol almadım, bölgemdeki (Kocaeli iline bağlı Değirmendere ve İzmit ilçesi) tüm marketleri tek tek dolaştım, durum hiç de parlak değildi. Marketler, manavlar, bir de şaşırdım kuyumcular doluydu. Birden yoluma okul çocukları çıktı, dağılmışlardı ve kucaklarında içinde ne olduğu belli olmayan atıştırmalıklar vardı. Atıştırmalıkları kocaman ısırıp ısırıp mutlu mutlu gülüyorlardı. Zaten ne zaman marketlere girsen boydan boya dört reyonun atıştırmalık dolu olması epey canımı sıkıyordu. Neyse, yoluma devam ettim. 

Zorunlu bir ilaç için tanıdık bir eczaneye gittim, üç ayrı sıra vardı. Neyse, birine girdim ama sırada bir müşteri vardı ve çalışan adamın yazdırılmış on reçetesini alıp bilgisayara geçiriyor, sonra rafa gidip on ilaç alıp geliyor ama reçeteler bitmiyor on, on devam ediyor. Tezgâhın önü silme ilaç doldu. Ben bekliyorum. 20 dakika sonra adamın ilaçları kocaman bir poşete dolduruldu. Ben bir merak, adam kaç para verecek diye. Adam çıkarıp 230 lira verdi ve poşeti kucaklayıp gitti. Merak içindeydim, çalışana sordum: “Bu adam eczane mi açacak?” Çalışan güldü: “Böylesi başımıza iki günde bir geliyor. Üstelik en pahalı kalp, romatizma ilaçları, kim yazıyor nasıl yazıyor, biz de merak içindeyiz. Bence ilaçlar kullanılmadan süreleri dolacak.” Şaşıp kaldım, evet 23 yıllık AKP iktidarının yaptığı tek olumlu iş sigortalılara parasız ya da az parayla ilaç verilmesiydi. Oylarının düşmemesinde de bu sosyal yardımın payı büyük. Ama bu kadar ilaç da yazılmaz ki heder olup gidecek. Ah ah ilaca da doymuyoruz. Duydum ki antidepresanlar artık altın günlerinde de misafirlere ikram ediliyormuş. 

Geçenlerde bir haber gördüm; gencecik bir kız, çalıştığı marketin kasasından epey yüklü bir miktar para çalmış ama yakalanmış. Neden çaldın sorusuna da şöyle cevap vermiş: “Bu parayla yüzüme botoks yaptırıp dudaklarımı kalınlaştıracaktım.” Ah bu kozmetik sanayisi reklamlarıyla öylesine bir algı yarattılar ki bütün dünya Angelina Jolie dudağı yaptırmak için sıraya girdi. Bir de bizde diziler aynı işi yaptı. Şimdilerde botoks yapılmamış yüz ve ördek dudaksız kadın oyuncu bulmak epey zorlaştı. Gezerken çokça rastlıyorum ördek dudaklı, çene kemikleri fırlamış 20 yaşlarında kız çocuklarına. Parası olan parası olmayan da kredi çekip yaptırıyor. İşte böyle, kapitalizm öyle kâğıttan kaplan filan değildir, basbayağı dünyanın yüzünü germeye çalışan, şeytandan özür dileyerek söylüyorum, bir şeytandır. 

Bendeki de salaklık derecesinde bir nahiflik, sandım ki benzinin litresi 60 lirayı geçince insanlar arabalarını yolda bırakıp yürüyecekler, savaş bahanesiyle artırılan fiyat kısmen geri çekilecek. Çinliler dört yıl önce 3 kuruş zammı görünce arabalardan çıkıp yürümüşlerdi, fiyat hemen geri çekildi. Dünya da onları alkışladı. Japonlar, Japon usulü, bizim eskilerde kullandığımız tandırı kullanıp ve üst üste giyinip doğalgaz ve elektrik faturalarını aşağı çekiyorlar. Biz de bir bolluk bir bolluk... Bakmak için girdiğimde gördüm; lüks kahveler, lokantalar hem içeriyi hem dışarıyı öyle bir ısıtıyorlar ki kış günü gömlekle dolaşılabilir. Yahu arkadaşlar, gerçekten insanlarda para bu kadar mı bol yoksa borç harç tüketim alışkanlıklarından vaz mı geçemiyorlar? Bir tek fakir ben miyim? 

Neyse ki hâlâ çayı demli eski birkaç kahve duruyor, en güzel balıkları tezgâhta yapıp satan makul yerler duruyor. Üstelik salataları da lüks yerlerden daha bol ve soğanlı. Benim gibi eskiyi sevenler aman onları muhafaza edelim, yoksa makinelerde yaptıkları Türk kahvesini 200 liraya satanlar her tarafı işgal edecekler. Eh halkımız da pek alıştı, ayrıca oralara gidince adeta kendilerini sınıf atlamış gibi hissediyorlar. En çok da bir türlü işçi olduğunu kabul edemeyen beyaz yakalılar. 

Şimdi gelelim şaşaalı düğünlere, nişanlara. Neyse, ekonomik durum iyice bozulunca epey azaldı ama da gene de pek çok genç kızın rüyası; kına gecesi, nişan partisi ve düğün. Bunlar bir ara öyle çoğalmışlardı ki organize eden şirketlerin önünde kuyruklar vardı. Yahu alt tarafı bir nikâh defteri imzalıyorsun ve evlenmiş oluyorsun. Nedir bu tantana? Zaten evin kira, evini döşemek için taksitle yığınla eşya aldın, bas imzayı! 

Yani dostlarım, benim gibi hayal görmeyin, bizim ülkede bir günlük boykot bile yapılamaz! Nerede kaldı haftalık, aylık boykotlar... Biz zengini fakiri tüketim sevdalısıyız. 

Önemli bir not: Sevgili dostlarım, bu savaş günlerinde imkânınız varsa Netflix kanalında Dönüm noktası-Vietnam Savaşı belgeselini izleyin. Kendini demokrasinin havarisi sanan ABD’nin nasıl vahşi, nasıl kendi halkını ölüme göndermekten çekinmeyen bir ülke olduğunu göreceksiniz. Ne için? Güç ve dünyaya ölüm saçmak için!

İlgili Konular: #BOYKOT