Reza Zarrab flyboard yapabilsin diye...

26 Temmuz 2015 Pazar

Adıyaman tütünüyle ünlüdür. Ne yazık ki, “Derviş kanunları” nedeniyle ektiği tütüne kota uygulanır. Çünkü dünyayı yöneten dev sigara şirketleri, Adıyaman tütününe geçit vermezler. Ve bu kanunların ülkemizde hayata geçirilmesi için canı gönülden çalışan “IMF görevlisi” Kemal Derviş nedeniyle bu kanunlara ben “Derviş kanunları” derim. Hal böyle olunca, korkunç bir çaresizliğe düşen ahali, kendine tek bir çıkış yolu bulmuştur. Geçici işçi olarak meyve sebze toplamak. Bu nedenle Adıyaman, iki küçük caddesinde ve ara sokaklarında en çok kahve olan kentlerden biridir. Gençleri için hiçbir iş yoktur. Kısaca burası her ülkeden adam devşiren, IŞİD için verimli topraklardır.

“Gel İslam için savaş, bunun için de IŞİD’e katıl!” Ve genç insan, örgütün içine adım attığı andan itibaren ustaca yapılan psikolojik uygulamalarla kendini bir gruba ait hissetmeye başlar ve artık neden bir canlı bomba olmasın? Bu durum Niğde’de, Afganistan’da bomba patlatıp cennete gitmek için yola çıkan genç kız için de böyledir. Niğde bir küçük kasaba gibidir ve bir genç kadın için boğucudur. O kızcağız da neden cenneti özlemesin?

Gözlerinizi kapatıp hayal edin, yaşları 13-14 arasında değişen yirmiye yakın çocuk, ellerinetopluiğne batırıp kendi kanlarını akıtıyorlar ve bu tam iki ay boyunca devam ediyor, bir ayin gibi ve bu kanlardan bir Türk bayrağı yapıyorlar. Sonra bu bayrak rütbeli büyükler tarafından adeta kutsanıyor ve bir gazete promosyon olarak bayrağı okurlarına dağıtıyor.

Bu ülkedeki hiçbir şeye artık şaşırmayan ben, bu olay karşısında dehşete düşmüştüm. Vatanseverliğin kanla ne bağlantısı olduğunu düşündüm. Hangi hoca, hangi ruh hali bu çocukları bu hale getirdi?

Bu çocukların ruhları ne zaman sakatlandı?

Ve sorularımı sormaya başladım. İmam hatiplisi, düzü, liselerde neler oluyor? Vatanseverlik sadece ve sadece kan dökmek ya da bu topraklar için ölmek mi? Acaba lisede okuyan kaç çocuk bu ülkenin en değerli yazarlarından herhangi birinin herhangi bir kitabını okudu?

Kaç çocuk 10 yıl önce insanların tatlı suyuna girip oyunlar oynadığı Akşehir Gölü’nün bugün bir çöle dönüştüğünü biliyor?

Kaç çocuk yaşadığı kentin müzesine gitti?

Kaç çocuk bu coğrafyada yaşamış 42 uygarlıktan haberdar?

Kaç çocuğun aklına pul koleksiyonu yapmak geliyor?

Kaç çocuk yaşadığı kentin dışına çıkabildi?

Kaç çocuk denizi biliyor?

Kaç çocuk yaşadığı coğrafyadaki kuş türlerini merak ediyor?

Kaç çocuk televizyonun düğmesini çevirip bir belgesel izledi?

Kaç çocuk resim dersinde hocanın öğrettiklerinin tersine kendisi için, kendi gibi bir resim yapabildi?

Kaç çocuk herhangi bir büyüğünden, hayatta başarının para kazanmak değil, “sevdiği işi yapmak ve sevdiği bir insanla birlikte olmak” olduğu sözünü duydu.

Kaç çocuk her gün devamlı gazete okuyor?

Kaç çocuk marka hayranlığı dışında kendine özel bir giyim tarzı bulmaya uğraşıyor?

Kaç çocuk sanal dünyanın dışında arkadaşlarıyla iletişim kurmaya çabalıyor?

Kaç çocuk dedesinin ya da anneannesinin hayat hikâyelerini merak ediyor?

Kaç çocuk korkudan sesi kısılan bir yavru kediyi kucaklayıp eve getirebiliyor?

Kaç çocuk IMF’nin ne olduğunu merak ediyor?

Kaç çocuk aşk şiiri yazıyor?

Kaç çocuğun kimselere benzemeyen hayalleri var?

Daha onlarca soru sorabilirim ama şimdiden yüreğim acımaya başladı. Biz çocuklarımıza hiçbir şey öğretemedik, onlar “saldım çayıra mevlam kayıra” durumundalar. Belki de bu nedenden, adeta yüzümüze çarpar gibi kanlarıyla bayrak yapıp, bir şeyler söylemek istiyorlar. İflas etmiş bir eğitim sisteminin en belirgin örneğini veriyorlar. Bu olgu onları onaylayanların, hatta kutsayanların hiç aklına gelmiyor. Birer ruh zedeleyicisi olduklarının bile farkında değiller.

Ve kan hiç durmadan akıyor.

Ben bu yazıyı yazarken bütün haberlerde ölüm ve savaş vardı! Ama bu öyle bir savaş ki, etiği yok! Bu arada Reza Zarrab yedi milyon Avro’luk teknesiyle Bodrum’a demir atmış. İbrahim Tatlıses de konuğuymuş ve Reza Zarrab konukları taze balık yesin diye, bir dalgıç ekibi tutmuş. Bu arada flyboard şovu yapıyormuş. Ey Mehmetçik, Reza Zarrab için bekçilik yapmak ve ölmek de sana düşüyor. Üzgünüm.

 


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020