Sevgili okurlarım, her dakika yeni bir şey öğreniyoruz. Açıkça emperyalizm, işine gelen ülkeleri türlü yollarla işgal ediyor. Kimi zaman bombalar yağdırıyor kimi zaman Afganistan’da yaptığı gibi kadınları köleleştiriyor kimi zaman ülke başkanlarını kuş gibi avlıyor kimi zaman da ülkemizde olduğu gibi gizli operasyonlarla ateş hattına sürüyor. Artık yaptıklarını saklamak, bir kılıf bulmak gibi yorucu işlerden de vazgeçtiler. Bütün dünya artık ateş hattında, biz de.
Bunları neden söylüyorum, tam yetkili cumhurbaşkanımızın yeni atadığı adalet ve içişleri bakanların daha önceleri yaptığı işlere bakmamız yeter. Adalet bakanı adaletin yanından bile geçmeyen biri, içişleri bakanı da gerçek bir Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı. Öte yandan Beşiktaş kaymakamı “Halkımızın örf ve adetlerine aykırı” diyerek konser yasaklıyor. Boğaziçi Üniversitesi rektörü ali kıran baş kesen kesiliyor, belediye başkanları can havliyle ana muhalefet partisinden istifa ediyorlar. Menzil cemaati İzmir’de gövde gösterisi yapıyor, polis seyrediyor. MESEM cehenneminde çocuk çıraklar ölmeye devam ediyor, çeteler yol kesiyor, kadınlar öldürülüyor ve uyuşturucu çoktan gençleri ele geçirdi. Adalet, vicdan, merhamet çoktan ülkemizi terk etti. Ve ülkemizde emperyalist ülkelerin casusları cirit atıyor.
Bunları hepimiz biliyoruz ve ne yazık ki, artık açıkça söylemeliyiz ki ülkemizin bir şeriat ülkesi olmasına az kaldı. Olmaz demeyin, şöyle geçmişe dönüp bakarsanız “Asla olmaz!” dediğimiz ne kadar çok şeyin olduğunu göreceksiniz. Tıpkı İran’da ansızın olduğu gibi. Belki göstermelik bir seçim olacak.
Sevgili okurlarım uzun zamandır ülkemizin demografik yapısı değişti. Savaştan kaçtığı söylenen ve bir türlü ülkelerine dönmeyen Suriyeli sığınmacılar, rahat rahat yaşayan IŞİD’ciler, kadınları köleleştirenlere yardım edip sonra bir yolunu bulup ülkemize açık sınırlarımızdan giren Afganlılar, Nijeryalılar, var oğlu var. Avrupa ülkeleri de kendi dertlerine düşüp bunları Türkiye’de tutmamız için verdikleri parayı da kestiler. Bunların bir kısmı herhangi bir iç savaş çıkarsa hiç kuşkunuz olmasın ellerinde palalar tıpkı Endonezya’da olduğu gibi ülkesi için savaşanları bir gecede öldürürler.
Bunları yazdığım için bana karamsar, belki de korkak diyeceksiniz. Canınız sağolsun, her ses çıkaranın içeri alındığı bir dönemde karamsar olmak hepimizin hakkı olduğu gibi, içinde bulunduğumuz durumun hiç de iç açıcı olmadığını da bilmek hakkımız.
Muhalefet partisinin yaptığı mitinglere canı gönülden koşan, işyerlerinde direnen, ellerinde pankartlarla yürüyen benim yaşımdaki emeklilere haksızlık yapmak haddime değil, kendime de. Ama AVM’lerde yanında burka benzeri çarşaflı kadınlarla, IŞİD sakallı adamları gördükçe öfkem tavan yapıyor. Bu adamlar neden, niçin bu kadar özgüvenli? Belki pek çoğunuz onlara rastlamıyorsunuz. Ama ben artık ülkemin sanayi bölgesi Kocaeli’de bağlı Değirmendere’de yaşıyorum, buradaki hastanelere gidiyorum ve 13 yaşında evlendirilen, kırk yıl kocasından dayak yiyen kadınlarla konuşuyorum. Ülkemiz nasıl bir beyin yıkamadan geçtiyse asla ve asla ana muhalefet partisine oy vermeyeceklerini söylüyorlar. Tayyip Erdoğan’ı adeta bir peygamber gibi görüyorlar. Üstelik buraları bir zamanlar işçilerindi. Gençliğimde Devrim İçin Hareket Tiyatrosu’nda oyunculuk yaparken buralardaki pek çok fabrikanın önünde Grev oyununu oynamış, Nâzım’dan şiirler okumuş ve işçilerin gözlerindeki parıltıyı görmüş biriyim. Migros boykotu ne kadar tutmuş diye bölgedeki her Migros’a girip bakıyorum, vallahi billahi kuyruk var Açıkça şunu söylemek istiyorum: Ülke sadece Ege, Trakya, bir miktar Güneydoğu Anadolu ve bir miktar Karadeniz değil, kocaman bir İç Anadolu ve Doğu Anadolu var. Yapılan anketler nüfusun yüzde 17’sinin asla muhalefete oy vermeyeceğini ortaya koyuyor.
Çaresizlik içinde kendi kendime düşünüyorum, ne yapmalıyım? Beni çağıran yerlerde gençlerle konuşmalar yapıyorum ama çağıranlar fazla politik olmasın diyorlar. Ve dehşetle görüyorum ki gençler, geleceği karartılanlar en fazla yarım saat sizi dinliyor, anında dikkatleri dağılıyor. Bu nedenle cep telefonlarını toplatıyorum. Çünkü nasıl bir kopukluk yaratılmışsa gençler Türkiye direniş tarihinden habersizler. Almanya’da sol partilerin oylarını nasıl yükselttiklerine dair önemli bilgiler okumuştum. Gençleri eğitip mahallede girilmedik ev bırakmamışlar, merkezler kurmuşlar, yoksulluğun en çok olduğu yerlerde birebir çalışmışlar. Diyorum ki gençleri parti okullarında eğitip onları yoksul semtlerde, hastanede sıra bekleyenlerle, pazarlarda ezik meyve sebze toplayanlarla dost, arkadaş olmalarını sağlamalıyız. Anlaşıldı ki bu iş öyle seçim öncesi parti başkanlarının, belediye başkanlarının takım taklavat pazarlara gidip bağırıp çağırmasıyla olmuyor.