Türkiye siyaseti ve ekonomisi geçen haftanın sonuna doğru bir hukuk darbesiyle yara aldı. Dün sabah saatlerinde ana muhalefet partisi CHP’nin kapısına dayanan kolluk güçleri sadece bir partiye ve onların seçilmiş temsilcilerine değil, milyonlarca insanın demokrasiye dair son inanç kırıntısına da müdahale etti. Atatürk’ün kurduğu ve 107 yıllık geçmişe sahip bir partinin kapısına devlet gücüyle gidilmesinin sarsıcı artçı dalgaları olacaktır elbette.
Bu tabloyu yaratanın yine CHP’nin başında 13 yıl genel başkanlık yapmış birinin olması da siyasete ve siyasetçilere dair negatif algıları pekiştirecektir. “Mutlak butlan” gibi haksız bir hukuk garabeti ile yeniden genel başkan olabileceğini sanan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi bu girişimlerinden kısa vadede kazanç elde edebilirler ama uzun vadede bu ülkede hiç iyi anılmayacaklar. Dün izlediğimiz görüntüler onların hiçbir gerekçesini haklı çıkaramaz. İktidar ve “küskün muhalefet” ortaklığındaki bu hamlenin çok ciddi ekonomik sonuçları olacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok.
HALK YOKSULLUKLA SAVAŞIYOR
Türkiye’de milyonlarca insan, yıllardır ekonomik krizle, hayat pahalılığıyla, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresindeki ekibin sürdürdüğü “mutlak butlan” hattı, bugün yalnızca CHP’yi değil, toplumun demokrasiye olan inancını da tartışmalı hale getirdi. İnsanlar yıllardır sandıkta değişim umudu ararken şimdi o umudun bizzat muhalefetin içinden parçalandığını görüyor. Toplumun önemli bir kesimi bunu siyasi bir hukuk tartışması değil, halkın iradesini yok sayan bir iktidar kavgası olarak okuyor.
Bunun faturası da yine halka çıkıyor. Üstelik umut olması gereken partinin eliyle.
Bu görüntülerle Türkiye dünyada bir kez daha güven kaybediyor. En büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliği’nden yapılan açıklamalar demokrasiden uzaklaşan bir ülke algısını pekiştiriyor. Türkiye bir kez daha hukuk devleti olmaktan uzaklaşıyor.
Bir kez daha “kuralların bir gecede değişebildiği ülke” görüntüsü veriyor.
Ve elbette piyasalar bu görüntüyü anında fiyatlıyor!
10 MİLYAR DOLAR YANDI
Mutlak butlan kararının ardından yaklaşık yarım saatte 10 milyar dolar yaktı Merkez Bankası. “Ekonomi düzeliyor”, “Rezerv birikiyor”, “Rasyonel programa dönüldü” denerek topluma ödetilen ağır bedeller, birkaç gün içinde yine eridi. Türkiye’ye kaynak getirecek Varlık Fonu halkın parasıyla borsayı ayakta tutmaya çalıştı. Tıpkı İmamoğlu operasyonunda olduğu gibi. Risk primi yükseldi. CDS’ler sıçradı. Türkiye artık dışarıdan daha yüksek faizle borçlanacak.
Peki bu ne demek?
Daha pahalı kredi demek.
Daha yüksek enflasyon demek.
Daha fazla vergi, daha fazla zam demek. Yani halkın yoksullaşması demek.
Merkez Bankası yeniden faiz artırma baskısıyla karşı karşıya. Şirketler finansmana ulaşamıyor. KOBİ’ler kredi bulamıyor. Tekstil, hazırgiyim, ayakkabı, mobilya gibi emek yoğun sektörlerde alarm zilleri çalıyor. Fabrikalar küçülüyor, vardiyalar azalıyor, işten çıkarmalar hızlanıyor.
Oysa ekonomi güven ister. Hukuk ister. Öngörülebilirlik ister.
Ama Türkiye’de artık her sabah hayata yeni bir siyasi operasyon ihtimaliyle başlanıyor.
Bu ülkenin emeklisi zaten açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyor. Emekçi barınma krizi yaşıyor. Bayram ikramiyesi bir kurban hissesine bile yetmiyor. Memur maaşı ay ortasında eriyor. Gençler diplomayla işsiz kalıyor. Çiftçi mazot, gübre ve elektrik maliyetleri altında üretimden kaçıyor.
Ve şimdi bütün bunların üstüne yeni bir siyasal kriz bindiriliyor.
Bu yalnızca bir parti krizi değil. Halkın umut krizi.
Bir ülkede gençler işsizliğe mahkûm halde yurtdışına gitmek arzusuyla bavul hazırlıyorsa...
Emekliler ikinci iş arıyorsa...
Çocuklar tek öğünle okula aç gidiyorsa...
Şirketler yatırım yerine hayatta kalma hesabı yapıyorsa...
Ve ana muhalefet partisi polis gölgesinde tartışılıyorsa...
Orada artık sadece ekonomik kriz yoktur. Derin bir devlet ve rejim krizi vardır.
Toplumun değişim beklentisi artarken yargı eliyle buna darbe vuranlar...
Halkın yoksulluktan “arınması” için iktidarla mücadele etmek yerine kişisel hırs ve hesaplaşmaları için kendi partisini parçalamaya kalkanlar...
Tarihin ve bu toplumun önünde sorumlusunuz.