‘Kültürel kalkınma’ mı ‘kültürle kalkınma’ mı?

31 Ocak 2018 Çarşamba

Çeşitli büyüklükte sözcüklerden oluşturulmuş bir Türkiye haritası. En büyük ve en görünür şekilde “kalkınma” sözcüğü yazılmış. Hemen yanında “plan”, üstünde “güçlü toplum”, altında da dikkati çekici bir biçimde “nitelikli insan” ibaresi okunuyor. Çok dikkatli bakılırsa haritanın Ege ile Akdeniz’in birleştiği köşesinde dikey bir biçimde ve haritadaki en küçük puntolarla “kültür ve sanat” ibaresi görülüyor. Haritada yerini ve büyüklüğünü görenler grafikerin Türkiye’de ne kadar değer veriliyorsa “kültür ve sanat”a o kadar yer verdiğini düşünebilirler. En azından bütçedeki yerine uygun bir büyüklüğe sahip olduğunu düşünürler.
Sözünü ettiğim harita 11. Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu ve Çalışma Grubu Toplantıları’nın görsellerinde yer alıyor.
2017/16 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde 2019
-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı için “Ülke olarak odaklanacağımız kritik önemdeki yapısal dönüşüm alanlarını ve bunlara ilişkin hedef ve stratejileri de ortaya koyacak temel politika belgesi olacaktır
deniyor. Kalkınma Bakanlığı’nın koordinasyonunda kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum temsilcileri ile akademik çevrelerin bir araya geldiği özel ihtisas komisyonları ve çalışma gruplarının planda yer alacak politika, hedef ve stratejilerin belirlenmesine katkı sağlaması hedefleniyor.
11. Kalkınma Planı için kurulan 43 Özel İhtisas Komisyonu ve 32 Çalışma Grubu iki aydır toplanarak raporlarını hazırlıyor. Kalkınma Planı’nın doğrudan ekonomi ile ilgili olduğunu sanıyorsak haritada “kültür ve sanat” ibaresinin yer almasını pek anlamlandıramayız ya da ekonomideki payı kadar yer bulmuş diyebiliriz. Ama aynı haritada önemle vurgulandığı şekilde planın hedeflerinden ikisi “nitelikli insan” ve “güçlü toplum”sa kültür ve sanat olmadan bunun başarılamayacağı da bir gerçek. Kültürel kalkınma olmadan ekonomik kalkınma mümkün görünmüyor.
Özel İhtisas Komisyonları’ndan “Kültür ve Sanat” ve “Fikri Haklar” ile “Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu” doğrudan kültür ve sanatla ilgili çalışmalar yapıyor. Kültür ve Sanat Komisyonu da iki alt komisyona ayrılmış; Kültür Politikaları ve Kültür Ekonomisi.
Devletin bir kültür politikası olmalı mı” sorusu çok temel ve kolay cevabı bulunamayacak bir soru. Hele Türkiye gibi 200 yıldır kültürel olarak yönümüzü Batı’ya mı yoksa Doğu’ya mı dönmemiz gerektiği tartışmasında büyük bir yarılma yaşamış, bu yarılma üzerinden siyasi politikalar oluşturulmuş bir ülkede. “Kültürümüz ‘yerli ve milli’ mi olmalı, yoksa evrensel nitelikler mi taşımalı?” gibi derin sorulara da gebe bir tartışma. Benim görüşüm Türkiye gibi kültürel çeşitliliğin yoğun yaşandığı bir ülkede devletin kültür politikası olmamalı. Ama devletin, kültürel faaliyetleri kolaylaştırıcı, destekleyen, teşvik eden politikaları olmalı. Hedef “nitelikli insan”sa halkın kültürel faaliyetlere kolayca erişiminin, aktif katılımının da sağlanması gerekiyor. Sanatı sadece izleyen değil, yapan da olmalı insanımız.
Kültür ve sanatın ekonomiye katkısı olduğu, ihracatta da önemli bir payı olacağı kültür endüstrisini oluşturan sinema, müzik ve yayıncılıkta yaşanan sürekli büyüme, müzik ve yayıncılıktaki kültürel hizmet ihracı potansiyeli ve özellikle dizi ihracatının ulaştığı rakamlara bakılarak anlaşılabilir.
Diğer sektörlere büyümeleri ve ihracat yapmaları için sağlanan hibeler, vergi kolaylıkları, Ar-Ge ve “start-up” destekleri 11. Kalkınma Planı ile kültüre de sağlansa, kültürel işletme girişimciliği özendirilse planın ekonomik büyüme hedeflerine kültür endüstrisinin büyük katkılar yapacağı görülecektir. Yani çifte faydadan söz edebiliriz. Bir yandan kültürel kalkınma hızlandırılır, diğer yandan kültür endüstrisi ekonominin ve ihracatın motor güçlerinden biri halini alır. Yeter ki istensin, planlansın.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ara Güler Müzesi 5 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları