Müjdat Gezen

TRT

08 Nisan 2024 Pazartesi

1969 yılından bu yana “Son 20 yıl hariç” hizmet verdiğim bu. TRT’ye çıkarılmamam benim için onurdur. Kendini bu kadar aşağılayan bir kurumun ekranında olmaktansa, kendi kanalımın ekranında olmak evla. Üzüntüm o ki ta 1953 yılında İstanbul radyosunun mikrofonlarıyla tanıştığım bu kurumun bu hallere düşmesi ve halkını en az yüzde 70’inin gücünü bilmemesi gücüme gidiyor. Sevindirici olan ise bunlar da yakında gidiyor.

FENERBAHÇE

Trabzon maçındaki olaylardan dolayı Fenerbahçe’ye ceza gelme olasılığı vardı. Geldi de. Milyonlarca kişi bu maçı izledi. Bir maskeli adam elinde bıçakla, Fenerbahçeli futbolculara saldırdı. Bir futbolcu da adamı yere yatırdı. En basit şekliyle “nefsi müdafaa”. Buradan Fenerbahçe Kulübü’ne ceza gelebilir mi? Gelebilir. Ali Koç suçludur. Bir kere Fenerbahçe stadının önüne harika bir Atatürk heykeli dikmiştir. Gezi olaylarında yaralanan insanlara Divan Oteli’nin kapılarını açıp insanları ölümden kurtarmıştır. Ayrıca bu aile dededen itibaren Cumhuriyetçidir, bağımsızdır. Tabii bunca suç bu sistemde işlenince Fenerbahçe’ye ceza da gelir. Şampiyon olmasın diye, her türlü entrika yapılır. Fenerbahçe taraftarı yine sabırlı. Bu sabrını sürdürsün.

UĞUR DÜNDAR

Şiddet en sevmediğim şeydir. Fakat boks maçlarını izlemeye bayılıyorum. Çözdüğüm, vardığım sonuç şu oldu: Şiddet bana o kadar uzak ki içinde şiddet barındıran bir sporu izleyip rahatlıyor olabilirim. Zaten boksta sadece yumruk atmazsın, yumruklardan da korunursun. Beni cezbeden yanı korunmakla olan bölümü olsa gerek. Hayatımda kimseye ne yumruk attım, ne vurdum, ne benzeri bir fiili davranışta bulundum. Bırakın insanı bir hayvana, bir ağaca da öyle davranmadım. Şiddet benim yaşamımda yer alamaz. Bazen televizyonlarda eşini döven adamlara rastlıyorum, içim fena oluyor. Birine vurmak, birini vurmak ne kötü bir davranıştır. Hayatım boyunca bir kere birine vuran birine “Helal olsun” dedim. O da Uğur Dündar’dır. Türkiye’de işçilerinin hakkını yiyerek Amerika’da çok lüks bir hayat yaşayan işadamıyla röportaj yapmaya gitti Uğur. Evi buldu. Kapıdan bir ayı çıktı ve Uğur’a bıçakla saldırdı. Uğur spor yapar, yürür, bileği iyidir ve boyu bir doksan civarındadır. Üzerine gelen o ayı adama bir yumruk attı, herif yerde. Bu sahne Uğur’u anlatan belgeselde oynadığında salon alkıştan yıkıldı. Çünkü ta oralara kadar giderek memleketinde hakkı yenen işçilerin hakkını arayan adama bir kiralık adam bıçak çekiyor, o da kendini savunuyor ve herifi tek yumrukla yere seriyor. Bu hikâyenin devamı çok uzundur. Uğur bir kısmını anlatır, bir bölümünü es geçer. O nedenle ben de burada kesiyorum konuyu.

ALTIN PINAR

Büyük bestekâr Selahattin Pınar’ın yeğeni, Mustafa Alabora’nın kuzeni, benim de çok sevdiğim arkadaşım olurdu. Ondan -di’li geçmişle söz etmek bir türlü çözemediğim bir duygu oluyor. Sanki Altın hiç buralardan ayrılmamış gibi geliyor bana. Yurtdışında yüksek eğitimini tamamlamış, üç dili çok iyi konuşan, zeki, esprili, ilginç, çok absürt bir adamdı. Birlikte seyahatler yapıyorduk. Mustafa, Banu, Leyla, ben, Altın’ın eşi ve Altın. En son Yunan adalarının birinde gülmekten koltuktan düştüğümü anımsıyorum. Altın başından geçen bir olayı anlatıyordu: “Azizim indim uçaktan Londra’da polis beni tutukladı. Uçakta benim oturduğum koltukta bir paket sigara bulmuşlar ve içinde uyuşturucu. Ben uyuşturucudan nefret ederim biliyorsunuz... Karakola götürdüler beni. Polis elimdeki kelepçenin bir ucunu sandalyeye astı. Arkadaş tam sekiz saat öyle kaldım ben.” Ben de iki kez kısa sayılabilecek sürelerle yattım. Ama Mustafa altı ay hücrede olmak üzere iki buçuk yıl yattı. “Altın,” dedim “Tam sekiz saat kelepçeli kaldım, diye anlatıyorsun, bu adam tam iki buçuk sene yattı lan.” Altın gayet rahat: “İki buçuk sene ne ki be, ben tam sekiz saat kelepçeli kaldım” dedi. Sekiz saatin iki buçuk yıldan daha fazla olduğunu anlatmak istiyor bize. Öyle bir “özgür ruh”tu ki ona sekiz saat tek eli bağlı durmak iki buçuk yıldan fazla gelmişti... Altın bir akşamüzeri, vereceği yemek daveti için, komşusuna giderken yolda düştü ve bize veda etti. Onu hep bir gözümde gülümseme, diğerinde hüzünle anacağım. Çünkü Altın gerçekten adı gibi değerli bir adamdı. Mustafa da ben de çok ağladık. Ama ne fayda?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Bizim ev’ 27 Mayıs 2024
Kum fırtınası 20 Mayıs 2024
Sofi 13 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları