HEP vardılar, hep bilirdik var olduklarını. İnsanları yönlendirdikleri, gerektirdiğinde gerekeni yaptırdıkları ya da kenara çekilip suspus olmaya zorladıkları, yahut tam tersine ses çıkartmakla görevlendirdikleri bilinirdi. Ülkenin yönetiminde ağırlıkları hissedilir, siyaseti yönlendirişleri hesaba alınırdı. Kısacası, birer büyük siyasal parti gibiydiler. İktidardan olmaları veya iktidara karşı çıkmaları onların keyfine bırakılmıştı. Daha doğrusu, partiler onları değil, onlar partileri yönetirdi.
Dolayısıyla ve yine dolaylı olarak, ülkeyi ve devleti yönetenler onlardı. Bazen uzlaşarak, bazen çekişerek.
Yalnız unutmayalım ki, onlar cemaatlerdi. Yani başlangıçtan beri şöyle ya da böyle tarikatların yaratıklarıydı.
Bu bakımdan, saf hukuk açısından “laik” kuruluşlar oldukları söylenemezdi. Cihanca ünlü yerli ulemadan kimileri tarikatçı seçkinleri ciddiye alıp laik yüksek bilim kurumlarında onlardan söz ediyor olsalar bile, yapılan nihayet tarikat propagandasından başka bir şey değildi.
Daha açık konuşalım: Herhangi bir yasaya göre kurulmuş olmayan, herhangi bir yasaca denetlenmeyen cemaatler, bir bakıma partilerden, derneklerden, vakıflardan, sendikalardan farklı olarak, siyasal yaşamımızın “gizli örgütleri” sayılmazlar mı? Haydi, “gizli” sözcüğü pek esrarengiz yahut gizemli kaçıyorsa, isterseniz “saklı” diyelim, ama yine de çağdaş bir ülkenin bu çeşit kuruluşlarca yönetiliyor olması hukuk devleti ilkesine biraz ters düşmüyor mu?
Mümtaz Soysal
Son Köşe Yazıları
Cemaatler Curcunası
Yazarın Son Yazıları
Çelişki Korkusu
Çelişki Korkusu
Devamını Oku
19.03.2014
Kırım ve Komşumuz Rusya
Kırım ve Komşumuz Rusya
Devamını Oku
17.03.2014
Acı
Acı
Devamını Oku
14.03.2014
Sayıştay Kararları
Sayıştay Kararları
Devamını Oku
12.03.2014
İnsan
İnsan
Devamını Oku
10.03.2014
Durgunlukta Dinlenme
Durgunlukta Dinlenme
Devamını Oku
07.03.2014