81. pazar... Kreten olmamak... - Buğra Gökce
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

81. pazar... Kreten olmamak... - Buğra Gökce

13.10.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

“... Bıçak yaraları iyileşti,/ Sadece kötülüğün açtığı yara iyileşmeyen./ O iyileşmiyor, gece, her gece yeniden açılıyor!” diyor Ingeborg Bachmann, Gloria Caddesi isimli eserinde. Kötülüğün, hem de organize kötülüğün sistematik olarak açtığı yaraları 18.5 ayı aşkın zamandır iyileştirmeye çabalıyor ama geceleri, özellikle geceleri, yaralarımızın yeniden açılmasının önüne geçemiyoruz.

Yine öyle bir gecenin sabahında yalnızlığımı buldum yanımda. Bu beton kafesin adaletsiz duvarlarına inatla mahkûm olmamaya gayret ediyorum. Cezaevi yaşamı, insanın tüm gelişiminin durması, hatta geriye gidip beden ve ruh sağlığının zarar görme olasılığının en yüksek olduğu yer. “Kretenizm” diye bir hastalık ve “kreten” diye tanımlanan bir hastalık hali yalnızca tıp alanında değil, edebiyatta da sanırım bu yüzden var.

“Fiziksel, ruhsal ve duygusal gelişimin duraklaması durumu” diye tarif edilen bu hastalıktan mülhem edebiyat alanı da her anlamda tükenme ve yaşama tutunma halinden uzaklaşma biçiminde sorunlu tiplere ya da başarıyı bulup “oldum” diyenlerin şımarıklığındaki kişiler için “kreten” tanımını kullanıyor.

İLLE DE YAZMAK 

Bu adaletsiz duvarlara kendimce başarıyı bulmuş ama dahasını arayan bir halde girmiştim. İçime kapanıp yaşamaya küsen bir halde adaletsiz duvarların küfüne, sürgülerinin prangasına teslim olsaydım kreten olabilirdim belki. Ancak tersi için aylardır çabalıyorum. Okumak, üretmek, düşünmek ve özellikle yazmak, ille de yazmak... Yazı bana yaşamı hatırlatan biricik şey, yaşamla aramdaki son bağlantı sanki.

Bu 81. pazarın yaralarımı bir kedi misali yalayarak iyileştirdiğim, yaralarımın daha çok açıldığı gecelerin sabahında onların üzerine giderek sağaltma çabamla ve kendimi daha ileri taşıyacak bir çırpınışla yeni bir şey yazmaya karar verdim. Bu nedenle bir kahvaltı yazısı olmadı bu kez. Aksi halde, “Sen orada kalmaya devam edersin, kendi mahkûmiyetinin biçare tanığı” diyen Malcolm Lowry’nin ifade ettiği çaresiz tanıklığı gerçek bir mahkûmiyette yaşamış olacaktım. Oysa bu kötülüğün beni mahkûm etmesine hiç izin vermedim. O yüzden yine özenli bir kahvaltı hazırladım kendime. Yine gazete kâğıdı sermedim masama... Hayallerle yaptım 81. pazar kahvaltımı. Buradan çıkacağım. Kendime mahkûm olmayacağım. Buna tanıklık da etmeyeceğim. O yüzden gelişimim de fiziksel, duygusal ve ruhsal anlamda geri gitmesin diye çabalamayı sürdüreceğim.

Kabul ediyorum, saçımın sakalımın beyazları iyice arttı. Bu 19 ayda bunlara bakarak yaşlandım bile diyebiliriz ki öyle olmuş zaten. Ancak sağlığım ve kan değerlerim dışarıda olduğundan daha iyi. Elbette ihmal etmek zorunda olduğum tali sağlık problemlerim var. Dişim kırıldı, eşim bakamıyor. Belki prostatım azcık büyüyor ama eminim karaciğer yağlanmam, tansiyon ve kardiyak değerlerim daha iyi. Kan sonuçlarım bunu gösteriyor. Yani fiziksel açıdan gelişimim, zamanın geri götürdüklerinin hızını yavaşlatmış, hatta kimilerini ileri taşımış; Benjamin Button misali.

YAŞAMI UYANDIRMANIN BİRİCİK YOLU

Ruhsal anlamda da başta yazı ile olmak üzere yaşama tutunuyorum. Anlattım ama daha özü bence şöyle: İnsan en güçlü halinde yazamaz diye düşünenlerdenim. En zayıf ve çaresiz anlarınızda yaşamı uyandırmanın biricik yolu olduğunda yazılabileceğine inanıyorum. Tıpkı Javier Cercas gibi.

O yüzden bu adaletsiz duvarların çaresizliğinde yazarak ruhsal sağlığımı korumakla kalmayıp gelişim sağladım. Kreten olmadım yani! Ve dahası, duygusal gelişim... Cezaevi; mağdurlarına içli türküleri yaktıran, en dokunaklı sözleri yazdıran birer sanat insanı yapmaya en yakın yer sanki. Çokça cezaevi şiiri, türküsünün meşhur olması hiç tesadüf değil. Zira Âşık Veysel’in dediği gibi, “Sevip de kavuşamazsın, o aşk olur.” Burada kavuşulamıyor. Ben de kavuşamadım. Biz hiç kavuşamadık!

Evlendim üstelik. Bu adaletsizliğin kale duvarlarında nikâh fotoğrafımızı alamayışımız ülkeye magazin malzemesi oldu belki ama sevmekten, direnmekten vazgeçmeyen halimiz de bu 18.5 ayı aşan mezalimin en vurucu ve özel direniş hikâyelerinden biri haline geldi. Bunu elbette tek başına yapamazdım. Eşsiz bir eş ile, Filiz’im ile becerdik.

İnsanın en büyük direnişi, kendisine yapılan kötülüğe dönüşmemesidir bence. Çünkü kötülük yalnızca yaralamak istemez; yaraladığı insanın da kendisi gibi yaralayan birine dönüşmesini ister. Oysa ben hâlâ seviyorsam, hâlâ yazıyorsam, hâlâ bir sabah kahvaltısını özenle hazırlıyorsam ve hâlâ dışarıdaki yaşama dair bir hayal kurabiliyorsam, bütün bunlar bu kötülüğün bende tamamlanamadığını gösterir. Bana bir duvar verdiler; ben o duvarın üzerine cümleler yazdım. Bana yalnızlık verdiler; içinden sevgiyi çıkardım. Zamanımı aldılar; o zamanın içinden kendimi yeniden kurdum. Bu çabam sürüyor.

‘MAHKÛM OLMADIM’ 

Duygusal anlamda da gelişimim durmadı, kreten olmadım, kendi mahkûmiyetinin biçare tanığı haline gelmedim. Her şeyden önce mahkûm olmadım. Bunu hiç kabullenmedim. Çünkü tüm bunların yanında aldığım yaraları, kötülüğün, hatta örgütlü kötülüğün her gece depreşen yaralarını da her gün sabırla, inançla onarsam da unutmadım, kenara atmadım. Tam kapanmasın ki kendini hatırlatsın!

İnsan, başına gelenlerden ibaret değildir. Bence insanı asıl belirleyen, başına gelenlerden sonra neye dönüştüğüdür. Aynı acı birini taşlaştırabilir, başka birini derinleştirebilir. Aynı yalnızlık birini kendinden uzaklaştırabilir, başka birini kendisine yaklaştırabilir. Ben bu 19 ayın beni neye dönüştürdüğünü her gün yeniden sınadım. Öfkenin insanı büyütmediğini, yalnızca içinde daha fazla yer kapladığını; nefretin geçmişi değiştirmediğini, yalnızca bugünü zehirlediğini gördüm. Ama unutmanın da adalet olmadığını öğrendim. Bu nedenle ne olanları unutmak istiyorum ne de olanların beni zehirlemesine izin vermek. Hatırlamakla yaşamak arasındaki o ince çizgide yürümeye çalışıyorum.

Bu zulmü unutmak, unutturmak kendim için mümkün olsa da sevdiklerimiz için mümkün olmamalı. Kaybettiğim dayımın cenazesine bile gidemeyişimi nasıl unutayım?

Silivri Zindanı

Not: Bu yazı 04.10.2026’da, 81. pazar günü yazılmıştır.

DOÇ. DR. BUĞRA GÖKCE

İPA BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

81. pazar... Kreten olmamak... - Buğra Gökce

“... Bıçak yaraları iyileşti,/

Devamını Oku
13.10.2026
‘Oğlum Mernuş...’ - Süleyman Girgin

Bedri Rahmi’nin “Oğlum Mernuş, sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun” demesinin üzerinden yarım asrı aşkın bir süre geçmesine karşın hâlâ otobüsü yakalayabilmiş değiliz.

Devamını Oku
13.10.2026
Herkes için özgürlük - Mustafa Gazalcı

O da ne, özgürlüklerin kısıtlandığı, insanların düşüncelerinden dolayı içeriye atıldığı bir dönemde AKP genel başkanı, Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi”nden bir beyit okuyor!

Devamını Oku
13.10.2026
Hediye, hata, dönüş... - Hamza Kie

Hiçbir belediye başkanı ya da meclis üyesi yalnızca kara kaşı, kara gözü için transfer edilmez.

Devamını Oku
12.10.2026
‘Ben bir kız çocuğuyum’ - Prof. Dr. Ayşe Yüksel

“Adım Halime, köyde yaşıyorum, ilkokul bitince ortaokula nereye gideceğim diye düşünüyorum, yatılı ortaokul varmış, keşke babam beni oraya gönderse. Bilmiyorum ki nasıl bir yer!”

Devamını Oku
12.10.2026
Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026